Yaşar Örkeli  - DİLENCİ


DİLENCİ

 

       Roma’dan yaklaşık otuz kilometre uzaklıkta bulunan Tivoli’nin varoşlarında dünyaya gelmişim. Dört çocuklu ailenin en küçüğü bendim. Benden önce ailemin durumunu bebek olduğum için bilemem. Ailemde kimin benim neyim olduğunu anladıkça, büyüdükçe farkına varıyordum. Ailemin; babamın ve sütünü emdiğim annemin, iki ablamın, bir abimin var olduğunu anladım. Okula başlayıncaya kadar; neyin ne olduğunu iyice öğrendim. Sonradan öğrendim ki; ailemin çok perişan olduğunu, yoksul ailelerden biri olduğumuzu, varoş bir mahallede oturduğumuzu; babam, Carmello ayyaşın biri olduğunu, annem, Sandra babam gibi onunda ayyaşın biri, en büyük ablam, Lucia uzun sarı saçlı, kumral tenli sokağımızdaki markette çalışan, eve gelirken bana çıkolata getiren, küçük ablam Romina, uzun boyu ile ailemizin ele avuca sığmayan, istediği zaman eve gelen, ailemin sözünü dinlemeyen yaramaz kızı, abim Renzo, nedenini bilmediğim her zaman beni sürekli yanından kovan kısa boyuyla sarışın dalgalı saçlı, tipik İtalyan erkeği. 

       Ailemiz sabah kahvaltısını yaparlarsa, öğle yemeği yiyemezdik çünkü evimizde olmayan yiyeceğin neyine yiyebilirdik, akşam yemeğini annemin nereden bulup yaptığını bilmiyorum, sokakta oyun oynarken göremediğim için az çok yiyecekle karnımızı doyurmaya çalışıyorduk. Babamın nereden bulupta getirdiği şarap şişesini annem ile oturup içiyorlar arkasından sarhoş olduklarında beraberce sarılıp yatarlardı. Bense yarı aç, yarı tok uyur kalırdım. Okula başlayıncaya değin bu böyle devam etti. Okula başladım; okumaya çok hevesliydim. Annem ve babamın nereden bulup getirdiklerini bilmediğim için kitaplarımı ve defterlerimi bulup elime verirlerdi. Gerçekten derslerime çok önem verir her konuyu yerinde zamanında öğrenmeye çalışırdım. Her yıl takdir ile geçerdim. Öğretmenim benim için okulun göz bebeği derlerdi. Derken ilkokulu bitirdim. Babam bir gün beni kasabamızın belediye başkanına götürdü. Belediye başkanına:” Bu çocuk çok çalışkan, her yıl taktirle sınıfını geçiyor, lütfen okumasına yardım edin,” diye söyledi. Kasabamızın belediyesi benim okuduğum;  ortaokulda, lisede hep yardım etti. Okuduğum bütün okullarda belediye bana hep yardım etti. Üniversite imtahanına girdim, ekonomi kazandım. Üniversitede okurken yine belediyenin yardımları sayesinde okuyabildim. 

       Bu arada ailem dağılmaya başladı. Sanki ailemizin üzerine ölet geldi bizi buldu. Babamın içkiye bağımlılığından dolayı kolon kanseri oldu, fazla yaşama dayanamadan bizi perişan halde bıraktı; öldü. Arkasından fazla sürmedi, beni fazla bekletme dercesine. Annem ise içkiye bağlı pankreas hastalığından dolayı annem de bizi dört kardeş olarak geleceğimizi düşünmeden bıraktı  ve öldü. Aradan bir yıl geçmeden abim denizde yüzerken kollarına kramp girmesi nedeniyle, kendini kurtarma hareketleri yapamama sonucu boğuldu. Denizde yüzen bir Allah’ın kulu kurtarmak için hiç bir harekette bulunmamış. Büyük ablam evlenme bahanesiyle kendine göre erkek arkadaşı buldu, küçük ablamı ve beni ne aradı nede sormadan çekti gitti beni ve küçük ablamı terk etti ve gitti, nerede olduklarını kimse bilmiyor. Küçük ablam; kötü yola düştüğünü öğrendim komşularımızdan. Çok hızlı yaşamak iyi değildir. Bazı durumları anlamaya başlıyordum fakat bir anlam veremiyordum; evimize çok sayıda erkek geliyordu. Ablama sorduğumda:” onlar benim erkek arkadaşım,” diyordu. Küçük ablamda beni terk etti ortadan kayboldu gitti. Birbirimize hiç aramadık, sormadık; ailemiz, sonbahar yaprakları gibi savrulduk perişan halde darmadağın olduk. 

       Ben, bana yardım eden Tivoli belediye başkanı sayesinde, üniversitenin ekonomi bölümünü bitirdim. Günlerce iş aradım. Evimize yakın bir markette iş buldum. Ekonomist olarak mezun oldum, küçük bir markette çalışmaya başladım. Çalıştığım market sahibi eleman fazlalığından beni işten çıkardı. Az bir para birikleyebilmiştim. Tekrar iş aramaya başladım. Bir ay boyunca aradım, her iş yeri sanki ekonomik krize girmiş gibi, hiç biri:” işe almayız,” dediler. Belediye başkanı ile görüştüm:” araştıralım,” dedi. Aylar geçti, hiç davet gelmedi. Çeşitli günlerde iş bulundumu diye gittim sordum; “arıyoruz” dediler. Bu geçen zaman içerisinde hamallık yaptım. Sadece günlük ekmek paramı kazanabiliyordum. Geleceğimden kuşku duymaya başladım. Hastalanırsam diye korkuyordum, çok dikkat ediyordum kendime. Günlerce düşündüm, sonunda dünyanın en kötü para kazanma  işine girmeye karar verdim; dilencilik. Gururumu, benliğimi ayaklar altına almaya, kişiliğimden ödün verme pahasına, bu kararı aldım. Öyle utanıyordum ki, böyle bir kararı almaya. Vücüdumun her tarafı sapasağlam, beynimin süper çalışmasına rağmen. Hani derler ya; insan kendi kaderini kendi yaratırmış. Ben niçin yaratamadım? Beni bu duruma hayat şartları getirdi. Ailem yoksulsa bunda benim ne suçum var? Muhtaç ailenin ferdi olarak doğduysam benim bu duruma katkım ne olabilir?

       Doğduğum evden çantamın içerisine giydiğim bir kaç parça eşyalarımı koydum. Anahtarını naylonun içine sardım, gece kapı önündeki toprağa gömdüm, üzerine düzelttim, belli olmuyordu.

       Ve elime aldığım çantam ile gözyaşları içerisinde gecenin geç saatlerinde evimi terk ettim. Komşularımla vedalaşmadan, kimseye bir şey söylemeden ayrıldım. Yeni bir düzen kurmaya karar verdim. Tivoli kasabasından ayrıldım, meçhule doğru yol aldım. Roma’ya giden anayola yaya yürüyerek vardım. Gelen geçen arabalara el kaldırdım, gece yarısı olduğu için kimse almaya cesaret edemedi. Haklılar! Ben olsam bende arabama almazdım. Aradan bir saat geçti, bir vatandaş duraksadı. Önce hızla gidiyordu, sonra durar gibi oldu, tekrar hareket eder gibi oldu.Tekrar durdu ve geri geri gelmeye başladı. 

        Önümde durdu: “ Hayrola deli kanlı, bu saatte yolculuk nereye?” diye sordu, taksiyi süren kişi. 

       Federico:” Siz nereye giyorsanız beni de oraya götürür müsünüz?” Dedim.

       Araç sahibi:” Ben Roma’ya gidiyorum, yüzüme bakınca siz ağladınız mı? ” Diye sordu.

       Federico:” Beni de oraya götürür müsünüz? Yalnız yol parası verecek durumum yok, evimden ayrılıyorum diye gözyaşımı tutamadım biraz ağladım,” dedi. Arabaya bindi, sürücünün yanına oturdu.

       Araç sahibi:” Ben paradan bahsetmedim ki, sen bana yol arkadaşı ol yeter,” dedi.

       Federico:” Siz beni Roma’ya götürün, başka bir şey istemiyorum,” dedim ve koyu bir muhabbete başladık, yol boyunca:” Federico, yapacağı iş hakkında hiç konuşmadı. Sadece iş aramak için buraya geldiğini,” söyledi. Taksiyi sürenin isminin; “Arnold” olduğunu öğrendi.          

Yol git git bitmedi; ikisininde canı sıkıldı. En nihayetinde Roma’ya vardılar. 

Arnold:” Ben annemin yanına gideceğim, seni nerede bırakayım?” Dedi.

Federico:” Arnold bu Piazza del Popolo meydanında indirebilirsin!” Dedi. 

       Arabadan indi. Şehrin kenar mahallesine doğru yürümeye devam etti. Çantası elinde yol boyunca hem yürüdü hem de çevresine bakındı. Karşısında küçük bir otel gördü, yürümesine değdi; kendine göre bir oda buldu. Sürekli kalacağını söyledi. Kabul ettiler. Oda fiyatı pahalı değildi. Bir haftalık parayı peşin verdi. Hemen odasına çıktı. Uyumaya çalıştı.Saat on’a değin uyudu. Önce kahvaltısını kafede yaptı. Şehirde dolaşmaya başladı. Nerede ve nasıl bir şekilde duracağını, elini nasıl açacağını düşünüyordu;” acaba iki dükkan arasında dursam, “ elini açıp, şu fakire bir sadaka” mı, desem mi daha iyi olur, yoksa meydanın bir kenarında dursam gelip geçenden; şu fakire yardım mı dese mi daha iyi olur?” Yoksa gece mi dilencilik yaparsam daha mı iyi olur;gece kimse tanımaz, en azından sarhoşlar acır para verir, diye yürümeye, ucuz yollu bir otel odası bulabilirimiyim diye yürümeye devam etti. Akşam olmasını bekledi. Yeni giysilerini üzerinden çıkardı. Eski elbiselerini giydi. Karanlık çökünce odasından çıktı. En yakın yerden spagetti yedi. Otele fazla uzak olmayan bir yer seçti. Orada ayakta durarak, sağ elinin avucunu açtı; utandı, yüzü kıpkırmızı oldu, herşeyi göze alarak, ağlamaklı göz kapaklarını hafif kapatarak:” İsa adına şu fakire bir sadaka verir misiniz?,” diyerek dilenmeye başladı. Gelen geçenler önce onu süzüyor, acıyanlar avucunun içine demir para koyuyorlardı. 

        Bazıları; ” Utanmıyor musun gencecik birisin, dilencilik yapacağına hamallık yap,” diyenlerde vardı. Sarhoşlar, acıyıp kimi demir para, kimileri kağıt parayı avucuna koyuyorlardı. Avucuna konulan demir ve kağıt paralar, avucundan taşmaya başlarsa hemen cebinin içine dolduruyordu. Belediyenin polislerinden korka korka dört saat kadar orada durdu. Gecenin koyu karanlığında , gecenin geç saatleri olduğundan; ilk kez bu işi yaptığından fazla beklemeden oradan hemen hızlı adımlarla otele gelmeden önce. Lokantadan kutu içinde pizza aldı. Hemen oradan uzaklaştı otele gitti, odasına çıktı. Sonra ceplerinin dolu olduğunu elleriyle kontrol edince;” fazla beklemenin hiç gereği yok ilk gün,” dedi kendi kendine. Üstünü değiştirdi, pizzasını yedi, ilk gece kaç para dilendiğini merak içinde cebinden çıkardığı paraları saydı: Dört yüz liret kazanmıştı. Kendisi için mükemmel paraydı onun için. “ Değişik yerlere giderim orada dilencilik yaparım. Sabahleyin kalktı: kahvaltısını yaptıktan sonra en yakın bir bankanın şubesinde hesap açtırdı, dört yüz lireti oraya yatırdı. Bankadan çıktıktan sonra Roma’nın meydanlarını gezmeye, dilenmek için duracağı yerleri belirlemeye başladı. Yarın, Nanova meydanına gideyim,” diye söylendi kendi kendine. Devamla, “Üçüncü gün; Sepagna’ya, dördüncü gün;Della Rotonda’ya, beşinci gün;Colonna’ya, altıncı gün;Venezia’ya giderim oralarda dilencilik yaparım, en azından beni tanımazlar, hatta bir gün Mussoli’nin konuşma yaptığı evin yan tarafına gider oralarda dilencilik yaparım,” kendi kendine söylendi. Ve dediğini uygulamaya koydu. Her gün farklı yerlerde dilencilik yapıyordu. İyi para kazanıyordu. Geceleri dilencilik yapıyor, kaldığı otele geliyor, kazandığı parayı büyük bir merak içinde sayıyor, huzur içinde uyuduktan sonra, sabahleyin kalkıyor; yüzünü yıkadıktan, temiz elbiselerini giydikten, kafeteryada kahvaltısını yaptıktan sonra, bir markette bozun paraları kağıt paraya dönüştürüyor, ilk gün bankaya açtırdığı hesabın üzerine yatırıyordu. Bankada hesap açtırırken gördüğü bayanın yanına gidiyor, yatırma işlemlerini ona yaptırıyordu. Bu bankaya para yatırma hemen hemen altı ay olmuştu. Hem kızı uzun zamandan beri görüyordu, hem de bankadaki hesabı kabarıyordu. Günlerden bir gün;

       Banka çalışan bayan:” Sakıncası yoksa size bir şey sorabilir miyim? Her sabah para yatıyorsunuz, mağaza sahibi misiniz?” diye sormuştu. 

       Federico:” Küçük bir turistik dükkanım var,” dedi. Yalan söylemişti. Bu diyalog olurken kızın gözlerine alıcı gözle bakıyordu. Kız güzeldi. Büyük ablası gibi uzun boylu, beyaz tenli, sarı saçları ile çok güzel görünüyordu, Federico’ya göre, hoşlanmıştı kızdan. Her sabah aynı saatte geliyor, sıra biletini alıyor, bekliyor, onun önünde kimse yoksa hemen onun yanına gidiyor, akşamdan kazandığı parayı yatırıyor. Kız işlemleri yaparken; Federico, onun yüzünden başka hiç bir yere bakmıyor, kızında ona bakmasını bekliyordu. Bu işlemleri hergün aynı saatte yapması, bankanın diğer elemanları tarafından dikkat çekmişti.

       Bankadaki kızın Federico’ya banka mudisi diye mi, yoksa sıradan bir mudi gibi mi davranıyor diye merak ediyordu. Bu durumu nasıl öğrenebilirdi, bunu öğrenmenin bir tek nedeni vardı; kıza sormak!

        Ertesi gün, cebinde yatıracağı parayla bankaya geldi. Yine kızın masasının boşalmasını bekledi. Sıra kendisine gelince hemen masasına yaklaştı ve karşısına oturdu. 

       Federico:” Günaydın! Bugün yine çok güzelsiniz, bence bu bankada en güzel kız sizsiniz,” dedi, tepkisinden çekinerek.

       Lucia:” Teşekkür ederim. Sizde çok yakışıklısınız, adım Lucia,” dedi, elini toka yapmak uzattı ve oğlanın yüzüne bakarak. Federico, kızın adını o zaman öğrenmiş oldu.

       Federico:” Memnun oldum. Adımı biliyorsunuz, bir gün kafede karşılıklı oturup konuşmak isterim, sizce bir sakıncası yoksa,” diye söylerken kızın mavi gözlerine bakarken.

       Lucia:” Buraya her gün geliyorsunuz,  bir gün iş çıkışı gelirsiniz, beraberce kafeye gideriz,” deyince; Federico’nun kahverengi gözlerinin içi gülüyordu. Kızında demek ki oğlana karşı boş değildi. Para yatırma işlemi bitmişti. Tekrar teşekkür ederek, oğlan kızın yanından ayrıldı. 

       Federico dilencilik işine iyice alışmış, artık hiç utanmıyordu. Sanki hayatı rutinleşmişti. Başkalarına gözükmeden; daire kapısını açıp diğer dairelerin kapıları kapalı ise, aşağı katlardan ses gelmiyorsa hızla binayı terk ediyor, kimseye eski elbiseleriyle gözükmeden dışarıya çıkıyordu. Gecenin geç saatinde evine rahatlıkla ses çıkarmadan giriyor, o gece kazandığını, yemeğini yedikten sonra sayıyordu. Hep geceleri dilencilik yapıyordu. Bu görünmeme olayını hergün hemen hemen aynı saatlerde yapmaya çalışıyordu. Sabahleyin kendine yeni aldığı takım elbisesini giyiyor, güneş gözlüğünü takıyor, gören biride olsa onun dilencilik yaptığını inanamazdı. Bankaya giriyor, hesap açtırdığı kızın yanına yaklaşıyor:” hesabımın üzerine para yatıracağım”, dedikten sonra kağıt paraları kıza uzatıyor, hemen her gün yatırdığı paranın üzerine ilave ettiriyordu. Bu güne kadar yatırdığı para sekiz milyon oldu, biriktirdiği parayla bir daire almayı planlıyordu. Gündüzleri kalkıyor, akşamdan kazandığı parayı bankaya yatırıyor, oradan ayrıldıktan sonra kendine göre bir daire almak için geziyor, bulduklarını not ediyor, onların kendine uygun olmadığını öğrenmek için daireleri geziyordu.

       Roma’da ilk altı ayda biriktirdiği parayla farklı caddelerinde birer daire satın almıştı. İlk aldığı daire Vittorio Veneto’da apartmanda ikinci kat altı nolu güzel bir daireye beş milyon liret’e aldı. İkincisini, Via dei Condotti’de  dördüncü kat,on ikinci daireyi üç milyon liret’e aldı. Bu daireyi kiraya verdi.Birinde kendi oturuyor, diğerini kiraya vermişti. Geliri küçükte olsa bir miktar artmıştı. Kendi aldığı dairede oturduğu için otelden ayrılmıştı.         

       Otel sahibi Jeno:” Sana alışmıştık, sen çok iyi birisisin, seni özleyeceğim, arkadaşlığımız bitmesin,” demişti otelden ayrılırken. Federico ile birbirlerine sarılmış, hatta Jöno’nun gözleri dolmuştu. Otele bir çanta ile gelmişti, şimdi beş valizle ayrılıyordu. Aldığı daire cadde üzerinde iki artı bir, amerikan salon ve mutfak beraberdi. Evin eşyaları kendi zevkine göre döşenmişti. Kendinden başka dokuz daire komşusu vardı. Sessiz ve herkesle geçinebilen olduğundan, bütün ailelerle iyi anlaşıyordu. 

       Bir gece, Piazza Della Rotonda’da dilenirken; anne önde üç yaşlarında çocuk arkada benim önümden geçerken, iki adım ilerlemişti ki çocuk annesinin arkasından iki kollarını yukarı kaldırıp hızla koşarak kalçasına tutacak gibi ellerini dokundu ve hemen geri çekti. Kadın hızla bana doğru döndü:” Pis sapık, utanmıyor musun elle sarkıntılık yapıyorsun?” Dedi ve sağ eliyle yüzüme tokat attı. Ne olduğumu bilemedim:” Affedersiniz hanım efendi, ben size dokunmadım, çocuğunuz yaptı o hareketi,” dedi. Kadın inanmadı, hışımla birde sol eliyle tokat attı. Belediye polisleri gelmeden, Federico oradan hemen uzaklaştı, o gece erkenden otele gitti. Yapmadığı bir şey yüzünden bayandan tokat yemesi çok gücüne gitmişti. Sinirden bir süre uyuyamadı. Sonradan sızıp kalmıştı. 

      Bir sabah kahvaltısını yaptıktan sonra, Tivoli’de bulunan evine gitti. Komşularıyla dertleştikten sonra, evini kiraya verceğini söyledi. Kapı dibi komşusu Renzo ben “ilgileneceğim!” dedi. Biraz dertleştiler, Federico, Roma’da bir iş yerinde çalıştığını yalanı komşusunun gözlerinin içine bakarak söyledi. Yalan söylemeyi kendini mecbur hissetti. Daha fazla yalan söylemek istemediği için elini uzattı tokalaştılar, Federico evin anahtarını teslim etti. Kiranın yatırılacağı banka numarasını verdi ve oradan uzaklaştı.

      Roma’da bir altı ay daha dilencilik yaptı.  Roma’nın her tarafını dilencilik yaparak gezmiş, turistlerin nerelerde daha çok bulunduklarını, nerede daha çok para verdiklerini biliyordu. Buralarda biraz daha dilencilik yaparsa tanınacağından korkmaya başladı. Kararını verdi başka yerlerde gezmeye orada dilencilik yapmaya karar verdi; Pisa’ya gidecekti. O gün Tren ile yolculuk yapmak için tren garına gitti. “Pisa’ya bir bilet verir misiniz,” dedi Fiderico. Bavulunu hazırladı, saatinde trene bindi, bir saat yirmi sekiz dakika sonra Floransa’ya vardı. Tekrar tren bileti alarak; elli dakika sonra Pisa’ya vardı. Kendine otel ayarladı, odasına yerleşti. 

      Biraz dinlendikten sonra; Pisa şehrini gezmeye başladı, turistlerin en çok gezdiği yerleri araştırmaya başladı. Not almaya aldı. Pisa eğik kule, Pisa Kadedrali, Baptistero Pisa Vaftizhanesi, Anıtsal Mezarlık, Piazza dei Miracoli, Piazza dei Cavalieri Meydanı, Santa Maria della Spina kilisesi, Corso Italia ve Ponte di Mezzo, pazarın kurulduğu Piazza Garibaldi, Bergo Stretto yazdı not defterine. Kimi yerlere gece çıkacak dilenecek, kimi yerlerde gündüz dilenebilecekti. Gece eski elbiselerini giyerek çıkıyordu. Gündüzleri takım elbiselerini giyiyor, tren garının orada bulunan eşya saklama yerinden bir kasa kiralıyor, dileniyor, kendi kendine bu kadar yeter kararı aldığı zaman tekrar tren garına gidiyor, tekrar elbiselerini giyiyor, yoldan yiyecek alıyor, odasında yemeğini yiyor, parasını Pisa’da bulunan bankasına yatırıyordu. Bu sistemi on ay sürdürdü. Diğer evlerden gelen kira paraları ile tam on beş milyon liret biriktirdi. Pisa şehrinde şansı iyi gitti. Burada meydanlara gidiyor dileniyordu. Kulenin etrafında dolanarak dileniyordu. En çok kazandığı yer; Arno nehri kıyısında kurulan meyve pazarı Piazza Garibaldi’de. Burada pazara gelen yerli ve gelen turistlerden dilenerek o gün hasılat çoktu. Otel odasında yemeğini yedikten sonra parasını sayınca epey mutlu oluyordu;sekiz yüz liret.

      Pisa’da dilenirken eğer kavga çıkarsa hemen oradan uzaklaşıyordu. Pisa şehrindede her gün değişik yerlerde dilenirken, diğer gün başka bir yerde örneğin Piazza dei Miracoli'nin yakınlarında duruyordum. Eğer gece dilendiysem, ertesi gün gündüz dileniyordum. Gündüz dilendiysem; gece takım elbiselerle turist gibi geziyordum. Yakalanacağım diye korkmaya başladım çünkü burası Roma’ya benzemiyor, buranın nüfusu az. Turistler olmasa burada çok dikkatli davransan birbirini tanıyabilirsin. On ayın sonuna doğru burada sıkılmaya başladı. Buradanda ev almak istiyordu. Dilencilik yapyığı bir gecenin sabahında kahvaltısını yaptıktan sonra demir paralarını markette kağıt para yaptırdıktan sonra bankaya gitti parasını yatırdı. Memura ne kadar parası biriklendiğini sordu. On beş milyon biriklendiğini öğrendi. Bankadan çıktıktan sonra emlak bürosuna gitti. Emlakçı bayan Amelea satılık yerleri gösterdi. Beraberce satılık evlere gezdiler. Plazzo Blu’da gayet düzgün bir binada, büyük uğraşlar sonunda  dört daire satın aldı, birini kendi isteğine göre eşyaları yerleştirdi. Ve otelden kendi dairesine taşındı. Bir kaç ay daha dilendikten sonra, kendi dairesi ile beraber diğer dairelerinide kiraya verdi. 

     Bir yılın sonunda Floransa’ya gitmeye karar verdi. Çantasının içine eşyalarını yerleştirdikten sonra, kiracılarıyla vedalaşmadan önce onlara kira paralarını yatıracağı banka numarasını verdikten sonra; onlarla tek tek kucaklaştı, arkasına döndü ve teren garına gitti. 

     Floransa’ya bilet aldı; tren hareket ettikten bir saat on dakika sonra Floransa’da idi. Tabii ki kendine göre şehrin dış kısımlarında kendi kesesine göre otel aradı ve buldu. 

Federico:” Bu otelde uzun süre kalacağını söyledi.” Otel sahipleri bu söz karşısında memnun oldular. 

     Federico kendi kişiliğini kaybetmeye başladı. Kendini başkaları karşısında zayıf, kendi kendine yetmeyen, zavallı, daima başkaların sırtından geçinen asalak bir hayvan gibi hissetmeye başladı. Ekonomik yönden yeterli görülebilirdi kendini fakat başkaların yanında zavallı biri gibi hissediyordu. İki yıldan fazla dileniyordu ancak sevmek ve sevilmek onunda hakkıydı. Konuşabildiği hiç kız arkadaşı yoktu. Dilenirken el ele tutuşan gençleri gördüğü zaman hüzünleniyor, hemen oradan uzaklaşıyordu. Zaman zaman bu dilencilikten nefret etme duygusu öne çıkıyordu, o zamanda otele gidiyor; yatağın üzerine yüz üstü kapanıyor, dakikalarca ağlıyordu. Kendininde kız arkadaşıyla el ele dolaşmak, onun sevgisini kazanmak, onu sevgiyle öpmek, yuva kurmak istiyordu. 

      Floransa’ya geldiği günün gecesi dilenmeye başladı. şansımdan mı nedir iyi ki başıma kötü bir iş gelmiyor,” diyordu kendi kendine. Kendide şaşırıyordu bu işe:” Bir gün gündüz Signoria Meydanında dilenirken; kendinden uzun boylu, iri yarı bir kişi yanına yanaştı, tekme tokat girişti. Adam hem vuruyor, bağırarak utanmıyor musun dilenmeye diye bağırıyordu. Karşılık veremedi, çevreden gelenler kurtardılar, Federico’ya:” Bu kişi akıl hastanesinde kalıyor, arasıra hastaneden nasıl oluyorsa kaçıyor, çevredeki kişilere böyle davranıyor ve zarar veriyor, sen onun davranışından dolayı af et, sakın onu polise şikayet etme,” dediler. Federico’da oradakilere birşey söylemeden oradan hemen uzaklaştı, oteline gitti. 

O dayak gününden sonra daha dikkatli davranmaya; üzerine gelen kişilerden kendini sakınmaya başladı. Eğer üzerine hışımla gelen olursa oradan hemen uzaklaşıyor, başka bir yerde duruyordu. Aynı sistem kimi yerlerde gece, kimi yerlerde gündüz dileniyor, bazı günler kendine izin veriyor, turistler gibi geziyordu. İzin verdiği günler kendine kız arkadaş arıyordu. Arno Nehri’nin diğer yakasında, Duomo’nun tam karşısına denk gelen kafelerden birinde oturuyor kız arkadaş tavlamaya çalışıyordu. Kız arkadaşı bulsa, konuşurken;” ne işle meşgulsün?” dese ne yanıt verecekti; yalan söylemek mecburiyetinde kalacaktı. Bu durum aklına gelince arkadaş bulmaktan vazgeçmek istiyordu. Ancak yaşı gereği bedeni istiyordu. Çünkü yaşı yirmi beşti. Günlerce ikilem içinde kaldı. En son kararı yaşım daha genç, dedi bu kız arkadaş işinden vazgeçti. Floransa’daki meydanlarıda gezmeye başladı; Signoria  Meydanı, Floransa Katedrali, Ponte Vecchio, Uffizi Galerisi, Piazzale Michelangelo, Santa Croce Bazilikası, Akademi Galerisi, Pitti Sarayı, Vecchio Sarayı, Aziz Giovanni Vaftizhanesi, Giotto’nun Çan Kulesi, Santa Maria Novella Bazilikası, Boboli Bahçeleri, San Lorenzo Bazilikası, Mercato Centrale, Bargello, Piazza della Repubblica, Piazza del Duomo, Museo dell’Opera del Duomo, Santo Spirito. 

      Burada dilenecek çok yerler var:” ben burada en az bir yıl kalırım,” dedi kendi kendine, “İsa baba beni kötülüklerden korusun, başıma iftira gelmesin,” dedi. Dediği gibi burada uzun zaman kaldı, tanınmamak için elinden gelen gayreti gösteriyordu. Kaldığı otel sahipleriyle sıkı fıkı oldu. Otel sahibi Renzo:” Federrico, nereye gidiyorsun? İş bulabildin mi?” Deyince, Floransa’yı geziyorum, ben Roma’lıyım, orada iş yerim var, küçük fakat iyi bir gelirim var,” dedi. Gözlerinin içine baka baka yalan söyledi. 

      On ayın sonunda o gün bankaya yatırdığı kağıt parayla:” Hesabımda ne kadar biriklendi öğrenebilir miyim?” diye banka memuruna sordu. 

      Banka memuru:” yirmi beş milyon liret efendim,” diye söyleyince, Federico’nun bile şaşkınlıktan gözleri fal taşı gibi açıldı. Bankadan doğruca ev satan komisyonculara dolaşmaya başladı. O gün akşama kadar satılık evleri gezdiler. Beğendiği daireler vardı. Not aldı; Signoria meydanına yakın, meydana bakan bir daire beğendi, Floransa Katedrali(Duomo), katedral’e yakın caddeye bakan binadan bir daire beğendi, Ponte Vecchio’a, köprüye yakın binalardan zorla bulabildiği, manzarası güzel bir dairede buradan aldı. Meydanı ile Piazzle Mighelangelo’da Arno nehrine yakın yerden bir daire, Santa Croce Bazilikası yakınlarından bir daire beğendi. Komisyoncularla anlaştılar, buradaki daireleri aldı. En çok buradaki daireyi bağendi için Signoria meydanına yakın aldığı daireye taşındı. Burada dilenebileceği yerler çok olduğundan, burada altı ay daha kaldı. Sıkılmaya başladığı için; buradan başka bir yere gitmeye karar verdiği nereye gidebilirim diye düşünürken aklına; Sicilya’ya gitmeye karar verdi. Duomo Katedrali, Fontana Dell’elefante, Üniversite ve Republica Meydanı, Roma Amfi Tiyatrosu, Bellini Parkı, gibi güzel dilenebileceği yerler vardı. Fakat burada mafyanın olduğunu hem gazetelerden okumuş, hemde kulaktan kulağa söyleniyordu. Çok dikkatli olmalıyım;” hem kendimi ve hemde paramı onlardan korumalıyım.”” Buralar tekin yer değil,” diye aklından geçirdi. “Buralar çok güzel, çok turist geliyor, buralarda dilenmek güzel olsa gerek, belkide burada dilencilikten çok para kazanabilirim,”  diye düşüncelere daldı. Burada mafyada var; buralarda dilenmek benim açımdan zor olacak her halde, beni buralarda hz.İsa korusun, para kazanabilecekmiyim? 

        Messina’nın limanda karaya ayak bastı. Kendine göre otel aradı, buldu ve yerleşti. Çevreyi keşfe çıktı. Burası adanın küçüncü büyük şehri. Bir ay burada dilencilik yaptı. Dilencilik yaptığı diğer şehirlerdeki gibi kazanamadı. Bankaya yatıramadı parasını, yanında taşımaya başladı. Messina’dan bilet alarak Palermo’ya geçti. Burada kalacak yeri ayarladıktan sonra çevreyi keşfe başladı. Burada dilenecek yerler çok görünüyordu. Burada Etna yanardağı vardı. Buraya turist çok geliyordu. Otele yerleştikten ertesi gün dilenmeye başladı. Burada oturan vatandaşlar hem zengin, hemde gelen turistler zengin. Dört ay burada kalmaya karar verdi. Dilenciliğe başladı. Zaman hızlı geçiyordu kendisi için, hiçbir sorun yaşamadı bu zamana kadar. Tanrıya şükrediyordu; gündüzleri arasıra katedrale gidiyor günah çıkartıyordu. Ursino Kalesi, Basilica della Collegiata, Catanian Diocesean Müzesi veya Museo Civico Belliniano'ya durmadan gezerek dilencilik yapıyordu. Müze önlerinde uygun yer arayarlıyor orada durarak dileniyordu. Kilisenin etrafında gezerek dilenirken rahibin biri dilenirken yanına geldi:” evladım genç görünüyorsun, neden dilencilik yapıyorsun? İstersen sana burada çalışabileceğin bir yer arayalım, benim samimi arkadaşlarım var, benim sözümü dinlerler, seni orada yerleştirelim, çalış, hem kendine bakarsın hemde aileni,” dedi. Federico:” Efendim! Ben yıllarca iş aradım. Sanki ülkede iş krizi varmış gibi, kimse beni uzun süre çalıştırmadı. Bende dilencilikte yapmaya verdim. Yinede teşekkür ederim, sağ olun, beni düşündüğünüz için,”dedi. Rahip:” sen bilirsin evladım, yalnız dikkat et buralarda mafya var, kendini koru,” dedi, onu kutsadı ve gitti. Bir daha rahibi görmedi. Altı ay orada dilencilik yaptıktan sonra, Catanya’ya uçakla gitti. Şehrin merkezine otobüsle geldi. Kalacak otel ayarladı. Şehri gezmeye başladı. Sokak pazarları kurulmuştu, orayı bir güzel gezdi. “Burada dilencilikkten iyi para kazanabilirim,” diye düşündü. Burada bir seneye yakın dilencilik yaptı. Parasını markette kağıt paraya dönüştürdü ve şehrin merkezinde bulunan bankaya yatırdı.           

     Çevresinde güzel kızları gördükçe; düşüncelere daldı yol boyunca yürürken; kendi yaşıtları kızlar, erkek arkadaşları ile birbirlerinin kollarını omuzlarına atmışlar, samimi bir şekilde gülerek, şakalaşırken yolda yürürlerken gördükçe; ben daha gencim ancak bir kız arkadaşım yok, böyle gençliğin içine edeyim, diye geçirdi aklından. 

      Şu genç yaşımda kendimi kırk yaşında hissediyorum, yazıklar olsun bana. Keşke bu dilenciliğe bulaşmasaydım. Bir markette üç kuruşa çalışsaydım da kız arkadaşlarım olsaydı. Yerin dibine batsın böyle dilenciliğin, insanı herşeyden mahrum bırakıyor. Beş yıldır dileniyorum; insanlığımdan çıktım, ne doğrru dürüst ne kız nede erkek arkadaşım var. Toplumdan soyutlanmış gibi hissediyorum kendimi. 

      Sicilya adasında bütün köy kasabaları dilencilk yaparak hem gezdi, hemde dilencilik yaptı. Epey de para topladı. Marsala’nın şehir kapısı çevresinde dilenirken; gece saat yirmi bir sularında; yakınımda bir siyah taksi durdu, içinden iri yarı iki kişi, sakallı, bellerindeki tabancaları göstererek yanıma yaklaştı:” bize karşı direnmeden arabaya bin,”dedi ve  kollarımdan tuttu taksinin içine zorla soktular, hiç konuşmadan, beni bilmediğim bir yere götürdüler, taksiden indirdiler, büyük bir binaya girdik, içeride loş ışık aydınlatıyordu, beni sandalyeye oturttular, içeride başka kişilerde vardı. Belinden silahları çıkardılar, biri sağ şakağıma, diğeri sol şakağıma silahını dayadılar:” Bu bölge bizim, burada dilencilik yapamazsın, eğer seni bir daha seni dilenirken görürsek, ne yapacağımızı karşıya bakarsan görürsün,” diye ikazda bulundular. Aman tanrım, karşı tarafa bakınca çok korktum; adamı yere yatırmışlar, sopalarla adamın ayak tabanına vuruyorlar, çok korktum. Beni binaya getirenler:”  Eğer seni bu şehirde görürsek, bir daha yürüyemezsin,” diye uyarıda bulundular. Beni tekrar eski yerime getirdiler, taksiden iteleyerek attılar. Aklıma rahin dediği geldi. Yerden kalktım, kaldığım otele doğru yürümeye başladım. Oteldekiler beni üzgün, korkmuş gibi gördüler, durumu anladılar, hiç konuşmadan anahtarı verdiler. Odama çıktım. O gün sabaha kadar uyuyamadım; kararımı verdim; sabahleyin burayı hemen terk edecektim. 

      Sabahleyin hemen Palermoya bilet aldım. Palermo’dan uçakla Roma’ya vardım. Uçakla, Bolonya’ya vardım. Trenle Rimini’ye vardım. Burası gerçekten italyan şehirlerinin en  güzellerinden biriydi. Augustus Kemeri, Roma amfi tiyatro,  Tempio Malatestiano, Piazza Tre Martiri, Cavour Meydanı, Sismondo Kalesi, Şehir Müzesi, Tiberius Köprüsü, San Giuliano Mahallesi, Federico Fellini Parkı. Buralar benim açımdan çok güzel yerler. Hem güzel ülkemin güzelliklerini görüyordum, hemde dilencilikten nafakamı kazanıyordum. 

       Rimini’ye geleli bir seneye yaklaşmıştı. Çok para kazanıyordum. Meydanlarda gezerek dlencilik yapıyordum. Bu şehirde gezmediğim yer kalmadı. Federico Fellini Parkında dolanırken belediye polisi bir hırsızı koştururken, hırsız benim yanımdan hızla kaçarken hızına alamadı, bana çarparak beni düşmeme sebep oldu. Hırsızın üstündeki giyimi bana çok benzediği için belediye polisi beni tuttu yerden kaldırdı:” Nasıl yakaladım seni?” diyerek beni karakola götürdü. Ben ne kadar inkar etsemde ikna olmadılar. Kimliğimi istediler, vermek mecburitinde kaldım. Kimliğim meydana çıktı. “ Sen dilencilik mi yapıyorsun?” Belediyeden izin almadan nasıl yaparsın? “ diye beni azarladılar:” Şimdi seni bırakıyoruz, eğer seni bir daha dilencilik yaparken yakalarsak, hapse atarız!” dediler ve beni bıraktılar. Bende bir daha dilencilik yapmadım. 

       Rimini’de kazandığım parayla Roma’da otel aldım; oraya işletiyorum. Diğer dairelerimden gelen paralarla beraber aylık kazancım yetiyor. O gün takım elbiselerimi giydim, kravatımı taktım, berberde sakal traşımı olduktan sonra doğruca, Roma’da bankada çalışan kızın yanına gittim:”Hesabımda ne kadar para biriklendiğini öğrendim. 

      Kızın Önce ismini sordum? “İsmim Carlota,” dedi. 

     “ Benim ismim Federico,” dedim.

Carlota:” Tanıştığıma memnun oldum,”

Federico:” Affedersiniz yeri değil, size bir teklifte bulunabilirmiyim?”

Carlota:” Ne gibi!”

Federice:” Arkadaşlık teklifi gibi. Size arkadaşlık teklif ediyorum, kabul edermisiniz?

Carlota:” Bunları iş çıkışı bir restoranta konuşsak, olur mu?”

Federico:” Saat kaçta?”

Carlota:” Beşte, karşıdaki restoranta.”

Federico:” Seni orada bekleyeceğim!”

      Sanki dakikalar saat gibi uzun gelmeye başladı. Nihayetinde kız karşıdan bana doğru geliyordu. Demek ki birbirimize olan duygularımız aynıydı. Heyecandan bir an ne yapacağımı bilemedim.

Federico:” Hoş geldiniz Carlota.”

Carlota:” Hoş gördüm! Şimdi ne söyleyecekseniz buyurun söyleyin.”

Federico:” Carlota, uzun zamandır tanıyorum. Arkadaşlık teklifi nasıl karşılarsın öğrenmek isterim.”

Carlota:” Bende uzun bir zaman sizi göremedim, merak etmiştim, şimdi karşımdasınız. Arkadaşlığınızı kabul ediyorum, “ ve elini uzattı. Federico kızın elini tuttu. Toka yaptılar.

Federico:” Arkadaşlığımdan hiçbir zaman pişman olmayacaksınız.” Diye söyledikten sonra birlikte yemek yediler. İkisininde gözlerinin içleri gülüyordu. Çatallarını ağızlarına götürürken birbirinin gözlerinin içine bakarak, sevgilerini anlatıyorlardı.

    Bu buluşmalar, birbirlerini tanımaları uzun sürmedi. İki ay içerisinde evlendiler. Kendime geldim; bir kız arkadaş edindim. Onunla beraber oteli işletiyoruz. Kız arkadaşımla evlendim. Şu anda öyle mutlu bir hayat yaşıyorum ki; dört dörtlük hayatım var. Kız arkadaşıma dilencilikten hiç bahsetmedim. Şimdi nemi yapıyorum;hayattan zevk alıyorum. Tanrıdan ömür boyunca mutlu olmak, Carlota’la beraber ölmek istiyorum.

SON..

 

YAŞAR ÖRKELİ

15-11-2021

 

Bu makale 143 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz