söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



Ceza


Ceza

 
       Var varanın, sür sürenin harman olduğu bir zamanda, eskiden yaşanmış ama şimdi unutulmuş zamanların en güzelinde, günümüzde de yazları kuzey ülkelerinde yaşayan kuşların hepsi toplanır, vakti gelince kanatlanır, güney ülkelerine doğru uçar gider, bütün yıl boyunca orada yaşarlarmış.
       Bu kuzey ülkelerinden birinde, Yakutlar arasında yaşayan kocamış ataların bir araya gelince daha körpelere, daha toylara anlattığı bir masal var. Harika bir masal.
       Bu defa sözü kısa kesip ve gökten üç elma falan düşürmeden, o masalı size anlatacağım.
       Bir gün hava o kadar sıcakmış ki, bütün kuşlar her zamankinden daha çok bunalmışlar. Hiç beklemeden aralarında toplanmışlar, bu durumdan kurtulmak için bir toplantı yapmışlar.
       Bilgeler söz almış:
       - “Yazları daha fazla yere ve yiyeceğe ihtiyacımız oluyor.”
       - “Sıcaklar bastırınca yumurtalarımız çürüyor ve bütün yavrularımız telef oluyor. Sayımız artacağına azalıyor.”
       - “Sıcak aylarda barınacağımız geniş yerler bulmalıyız.”
       - “Ne yapalım?”
       - “Bunu, nasıl çözelim?”
       - “Şimdi bunun için buradayız ya.”
    - “En bilgelerimiz düşüncesini söylesin. Aklımıza yatarsa, elbirliğiyle uygularız denileni.”
       - “Evet, evet! Bu, doğru”
       - “Öyle yapalım.”
       - “Aramızdan birini gönderelim, uçsuz bucaksız, geniş yerler, yurtlar arasın.”
       Bu teklif herkese uygun gelmiş. Aralarında çekişmişler, akıllı ve temkinli bir kuş olan, üstesine herkesin sayıp hürmet ettiği Bay Turna’yı bu iş için seçmişler. Bay Turna, bu iş için biçilmiş kaftanmış. O, çok güzel uçabiliyor, uzun bacakları ile de durup dinlenmeden yürüyebiliyormuş. Batıdaki, doğudaki ve kuzeydeki yerlere uçsun, araştırmalarını yapsın diye Bay Turna’ya üç yıllık zaman tanımışlar.
       Bay Turna, yapacağı işin umuduna kanat çırpmış, dere tepe demeden, uçup gitmiş.
       Bay Turna gider gitmez başkasında gözü olan karısı, çamurcu ördeği ile arkadaşlık kurmuş. Onda nasıl gözü olmasın ki? Pırıl pırıl yeşil tüyleriyle kabaran çamurcu ördeği bu ülkedeki kuşların en yakışıklısıymış. Oldukça uyanık, zeki ve neşeliymiş. Üstesine bayanları kendisine inandırabilen bir yeteneği de varmış. Öteki kuşlardan bazıları gibi Bayan Turna’nın ondan hoşlanmaması kolay mı?
       Çamurcu ördeği kabarmış, kanat çırpmış, Bayan Turna’ya kur yapmış. Bayan Turna, onun gösterişlerine ilgisiz kalamamış. Çamurcu ördeği, kendisine yapılan ilk tekliften sonra Bayan Turna’nın evine taşınmış ve ikisi birlikte yaşamaya başlamışlar.
       Zaman, gemsiz bir at değil. Onun da çekip çevireni var. Vaktinde duracağı, ileri atılacağı durumları ona bildireni var.
       Aradan üç yıl geçmiş ve zamana gem vurulmuş, ondan durması istenmiş.
       Elbet giden dönecek, bıraktıklarını bulacak. Dolunayın henüz daha doğmadığı bir gece Bay Turna, çıktığı yolculuktan dönmüş. Dosdoğru yuvasına konmuş. Bay Turna’nın kanat çırpışlarını duyan Bay Çamurcu ördeği, onu görür görmez yuvanın altına saklanmış. Elini çabuk tutmasa az kalsın yakalanacakmış.
       Bay Turna, gittiği yerde gördüklerini, karısına anlatmak için sabırsızlanmış. Bayan Turna’ya;
       - “Her tarafı dolaştım; yaşanacak en iyi yerler kuzeyde. Orada bütün kuşlara yetecek kadar geniş yerler var. Üstelik havası oldukça serin, yiyecekleri desen bol mu bol. Anlayacağın, tam yavru yapılacak yer. Ama ben aptal değilim. Aramızda karar verelim, açıkgöz olalım. Sen, hiç sesini çıkarma. Öteki kuşlar gibi yap, sadece beni dinle.” demiş.
       - “Neden?”
       - “Çünkü ben, yarınki toplantıda bütün kuşlara kuzeydeki yerlerin yaşamaya hiç de uygun olmadığını söyleyeceğim. Bu, onların hevesini toptan kırar. Daha sonra ikimiz, bize engel olacak hiç kimse olmadan, birlikte kuzeye uçarız, orada rahat ve bolluk içinde yaşarız.” demiş.
       Saklandığı yerden bu sözleri duyan ve yakalanmaktan da korkan Bay Çamurcu ördeği daha fazla dayanamamış. Zamanın el verdiğini görür görmez hiç beklememiş, yuvanın altından aniden uçmuş.
       - “Vaak-vaak!” diye haykırmış.
       Bay Turna, Bayan Turna’ya, sormuş:
       - “Bana sanki yuvamızın altından bir şey uçtu gibi geldi.”
       - “Yok canım, saçmalama sevgilim!”
       - “Benim gördüğümü sen de görmedin mi?”
       - “Hayır, hayır! Hayal görmüş olmalısın sen.”
       - “Ama gördüğüm, hayal değildi.”
       - “Böylesi bir durum, zaman zaman bende de oluyor. Biliyor musun, sen gurbetteyken bir gece bile rahat uyuyamadım. Ben de hep bazı sesler duydum. Sanki hep yakınlarda birisi bana sesleniyor, ıslık çalıyor, şarkı söylüyor, gülüyor, inliyor, ağlıyordu.”
       Bay Turna bu konuda daha önce başkalarından da duyduklarını düşündü ve karısana hak verdi:
       - “Evet, böyle şeylerin olduğunu başkalarından da duymuştum.”
    - “Demek dediğim doğru. Sen de hayal görmüşsün.”
       - “Evet!”
       Dolunay yükseldikçe parlamış. Geceyi bir uçtan öteki uca süsleyen bütün yıldızlar iyice seçilir olmuş.
       Şimdi “Peki!” dediğinizi, “Bay Çamurcu ördeğine ne oldu?” diye sorduğunuzu bakışlarınızdan anlıyorum.
       Eh, öyle üç ay beş ay değil, üç saat beş saatte değil, üç beş dakika beklemelisiniz. Akıllımı yoklayayım, bildiklerimi hatırlayayım diye.
       Olmaz mı?
       Az ötede, başka bir ördek oturuyormuş. O ördek, Bay Çamurcu ördeğinin akrabasıymış. Üstelik çok da konuşkan bir şeymiş. Dedikoduya da bayılırmış. Bay Turna’nın evinin altından aniden kanatlanan Bay Çamurcu ördeği, işte bu akrabasının evine uçmuş.
       Heyecanla müjdelemiş:
       - “Bay Turna bu akşam döndü, çıkıp geldi. Haberin var mı?”
       - “Döndüyse dönmüş. Bu, doğal bir şey. Giden elbet zamanı gelince döner. Ne olmuş yani?”
       - “Ne olmuşu var mı? Oldukça tuhaf şeyler söyledi o. Kendi ağzından kulaklarımla duydum.”
       - “Ne duydun?”
       - “O, hepimizi yok etmek istiyor!”
       - “Yok, devenin pabucu. Bu, olamaz” diye haykırmış Bayan Ördek, isyan etmiş.
       - “Kendimden ne kadar eminsem, ondandan öyle eminim. Çok iyi biliyorum, Bay Turna gibi hepimizin beğenisini kazanmış bir kuş, öyle bir şey düşünemez.”
       - “Sen öyle san!” demiş Bay Çamurcu ördeği.
       - “Sanmıyor, çok iyi biliyorum.”
       Bay Çamurcu ördeği, sözün altında kalır mı? Aklından geçenleri birer birer söylemiş:
       - “Ama sana şunu da söyleyeyim. En iyi yerler kuzeydeymiş fakat bunu diğerlerine asla haber vermeyecekmiş, kendi ailesinden başka kimseleri oralara götürmeyecekmiş. Bunları karısına anlatırken, duydum.”
       - “Kimden duydun?”
       - “O sırada körün taşı gibi yakınlarındaydım. Yarın yapılacak toplantıda bu durumun tersini söyleyecek.”
       Son duyduklarından oldukça öfkelenen Bayan Çamurcu ördeği, kendince başka bir fırsat ipini de yakaladığını görür görmez;
       - “Alçak!” diye haykırmış.
       Hiç beklememiş, sözün ucunu da eklemiş:
       - “Bak göreceksin, ben ona neler edeceğim. Bayan arkadaşlarımın önünde kısa bacaklarımla alay ettiğini unutmadım. Hesaplaşma zamanı gelip çattı işte. Ah, yerde kalmıyor. Onu, şimdi pişman edeceğim!”
       Güneşle birlikte, yeni bir gün başlamış. Güzelim güneş yine her şeye, canlı cansız bütün varlıklara “Merhaba!” demiş.
       Herkes merakla beklenilen toplantıya çağırılmış, anacından palazına bütün kuşlar orada toplanmışlar. Kürsüye ilk çıkan Bay Turna olmuş. Yolculuğu sırasında gördüklerini çağrılı kuşlara anlatmaya başlamış.
       - “Hem batıya hem doğuya gittim. Bu iki yeri de karış karış dolaştım.” demiş.
       Sabırsızlar ileri atılmış, sormuşlar:
       - “Peki, oralarda neler gördün? Çabuk söyle, meraktan çatlatma bizi.”
       - “Oralar, aynı buralar gibi. Üstelik burası kadar sıcak. Yer de, yiyecek de oldukça az.”
       - “Ya kuzey?”
       - “Kuzey mi? Kuzey daha da kötü. Zor bela döndüm oradan. Kuzey, yıl boyu soğuk mu soğuk. Üstelik yazı hiç yok, sürekli sisten göz gözü görmüyor. Hiç bir bitki de yetişmiyor. İşin kötüsü akıllara zarar canavar kuşlar var. Gagaları ve pençeleri tırpan kadar keskin, katil kuşlar. Oburluklarına sınır yok. Oraya gitmeye yeltenen varsa peşin peşin söyleyeyim: Gidenin sağ salim dönme ümidi, hemen hiç yok.”
       Fırsatın kucağına düştüğünü gören Bayan Ördek, durur mu? Taşı gediğine yapıştırıvermiş.
    - “Öyleyse sen nasıl döndün?” diye sormuş.
       Sonra topluluğa seslenmiş:
       - “Bay Turna’ya inanmayın!”
       Toplantıdakiler şaşırmışlar.
       - “Bize söyler misin, niçin inanmayalım? Bizden saklanan bir şeyler mi var?”
       - “Evet, evet. Onun sakladığı daha neler var bilseniz, Bay Turna’yı hiç affetmezsiniz.”
       - “Nedir söyle, öyleyse.”
       - “Durma, hemen söyle!”
       - “Daha dün gece karısına bambaşka şeyler anlattı Bay Turna, biliyor musunuz? İkisinden başkası sihirli kuzeyin zenginliklerinden hiçbir şekilde faydalanamasın diye şimdi burada bize yalan söylüyor.”
       Bütün kuşlar hep bir ağızdan Bay Turna’ya çıkıştılar.
       - “Bu işittiklerimiz doğru mu?” dediler.
       - “Bütün bunlar doğru mu?” deyip onu sıkıştırdılar.
       Bay Turna öfke bulutlarının akınına katılmış, tepeden tırnağa öfkeyle boyanmış. Gürlemiş:
       - “Seçkin bir topluluk önünde beni nasıl aşağılarsın?”
       Hiç beklememiş, diğer kuşların yetişmesine fırsat vermeden gagası sivri bir mızrak olmuş, Bayan Ördek’in üstüne atılmış. Neresine denk gelirse onu bir güzel pençelemiş, ayağını burkmuş, acımasızca dövmüş. Önüne çıkıp, elini kolunu tutmasalar, neredeyse onu oracıkta öldürecekmiş.
       Diğer kuşlar, ağız birliği edip, ona çıkışmışlar:
       - “Bunu yapmamalıydın, Bay Turna.” demişler, “Zavallı Bayan Ördek’i nasıl olur da bu kadar döversin? Üstelik çoluğu çocuğu da var. Canını çıkardın zavallının. Çok fena yaptın. Bundan böyle sana asla itimat edemeyiz.”
       Oracıkta aralarında toplanmışlar, Bay Turna’nın hiç de iyi olmayan davranışını görüşmüşler ve hiç bir suçu olmayan Bayan Ördek’e bu kadar kızmasından, onu kötü bir biçimde dövmüş olmasından, kendilerine masal anlatan Bay Turna’nın doğruyu söylemediğine karar vermişler.
       Yeniden ölçüp biçmişler, Bayan Ördek, Bay Turna’nın karısına dediklerini elbette onlara anlatmalıydı, yargısına varmışlar. Ama yine de araştırma yapması, olanı biteni doğrulaması için, bir başkasını bir yıllığına da olsa kuzeye göndermeyi kararlaştırmışlar.
       Bu defa ince eleyip sık dokumalılar ve sözüne sadık birini kuzeye göndermeliydiler.
       Öyle yaptılar, oldukça titiz davrandılar. Danışma halkasını genişlettiler, hem bilgelere, hem toylara danıştılar. Aradıklarını buldular. Kartal, pek ala bu işi becerebilirdi. Çünkü o, akıllı, cesur, keskin gözlüydü. Güzeli seçer, akıl süzgecinden geçirir, gördüklerini de tastamam bütün kuşlara anlatabilirdi. Beklemediler, teklifi kartala götürdüler.
       Bayan Ördek’e gelince, bütün giderleri Bay Turna tarafından karşılanacak, iyi bir hastanede tedavi edilecek ve beslenecekti. Bu, Bay Turna’ya kesilen cezaydı. Bu cezayla Bay Turna, kendi başına hareket edemeyeceğini öğrenecek, önemli kararların bütün kuşlar tarafından topluca çözüleceğini görecekti.
       Söz bitince, karar uygulanır.
       Hemen dağ başına uçtular, kartalı buldular. Olanı biteni ona da anlattılar. Düşüncesini sordular:
       - “Bu konuda bize yardım eder misiniz?” dediler.
       Ondan da;
       - “Niçin olmasın?” karşılığını alınca, bayram ettiler.
       Bay Kartal kanatlandı, durmadı hemen kuzeye uçtu. Orada tastamam bir yıl kaldıktan sonra ertesi baharda geri döndü.
       Kartalın dönüşünü duyan bütün kuşlar yeniden toplandılar.
       Bu defa kürsüye ilkin Bay Kartal çıktı.
       - “Çoğalmanız ve yavrularınızı büyütebileceğiniz en güzel yer kuzey ülkesidir.”
       - “Bize nedenini söyle.”
       - “Orası oldukça serin bir yer.”
       - “Dahası?”
       - “Bin bir çeşit yiyecekler var. Üstelik düşünemeyeceğiniz kadar çok.”
       - “Başka?”
       - “Orada bulunduğum zaman içinde, hiçbir saldırgan kuşa denk gelmedim.”
       - “Saldırgan kuş da mı yok dedin?”
       - “Evet, evet!”
       - “İşte bu, çok iyi.”
       Zaman, dakikalar yumağı. Çözüldükçe nasıl geçtiği anlaşılmıyor. Tan vaktidir derken, oyalanırsanız akşamüzeri alacasının önünüze düştüğünü görüveriyorsunuz.
       Vaktin değerini bilen kuşlar, hemen kuzeye uçma hazırlıklarına başladılar. Tam hazırlıklar bitti, yola çıkalım derken, Bayan Ördek, bir ayağı topal, öteki kanadı kırık karşılarına dikeldi.
       - “Beni dinlemelisiniz, size söylemek istediğim bir şey var.”
       - “Nedir o? Çabuk söyle.”
       - “Demek hepiniz unutuverdiniz.”
       - “Neyi?”
       - “Biliyorsunuz bıldır yıl doğruyu söylediğim için Bay Turna beni dövmüştü. Bu iş, hepinizin gözü önünde olmuştu. Şimdi sakatım. Uçup gittiğiniz de burada yalnız başıma ne yapacağım? Yalnız kalırsam öleceğim kesin.”
       - “Bak, bu doğru” dediler.
       - “Bizden istediğin nedir?” diye sordular.
       - “Sizden rica ediyorum. Benim durumumu anlayın, bana yol gösterin. Üstelik benim için de bir şeyler düşünün.”
       - “Bayan Ördek haklı.”
       - “Ona yardımcı olmak görevimiz. Başka türlü yaşaması oldukça zor.”
       - “Peki, ne yapmalıyız?”
       Bilgelerden kocamışı, bıldır yıl aldıkları kararın çözümünü gösterdi:
       - “Başına gelenlerin suçlusu, Bay Turna değil miydi?”
       - “Evet!” dediler.
       - “O halde her şey gün gibi ortada. Ne zaman kuzeye gidersek gidelim; Bayan Ördek’i, Bay Turna sırtında taşıyacak.”
       Bay Turna;
       - “Bu kolay bir iş değil, üstelik ağır bir ceza!” diye ayak diredi.
       - “Evet öyle, gerçekten ağır bir ceza ama Bay Turna, sen bunu hak etmedin mi?”
       - “Başka bir çare bulsanız…”
       - “Hayır, hayır!”
       - “Hatırlasana Bay Turna, o gün sen hepimizi kandırmak istediğin yetmiyormuş gibi, Bayan Ördek’i de göz göre göre yanımızda dövmedin mi?”
       Çaresiz Bay Turna, sadece boynunu büktü. Bu sözlerin üstüne başka sözler eklemedi.
       Üç gün mü desem, üç yüzyıl mı desem bilmem ki.
       O zamandan beri bütün kuşlar ne zaman kuzeye uçsalar; her defasında Bay Turna, Bayan Ördek’i hem giderken, hem dönerken sırtında taşıdı.”

 

Bu makale 627 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz