söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



LOZAN - BASIN BAYRAMI VE SANSÜR...


LOZAN - BASIN BAYRAMI VE SANSÜR...

Ulusların tarihinde kaderini değiştiren o kadar çok olaylar vardır ki... Bu olayların bazıları zaferlerle tarih kitaplarına geçmiş, bazıları ise yaşadığı ülkenin coğrafyasını değiştirmiş, çok kere de siyasal ve sosyal değişimler yaratmıştır. Son yüzyılın olaylarına baktığımızda dünya iki büyük harbi yaşamış, Çarlıklar, Dükalıklar gelmiş geçmiş, İmpanatorluklar yıkılmış, geldi, geliyor derken yine de beklenen huzur ve güven bir türlü sağlanamamıştır.
Ülkemiz tarihinde çok değil bir asırlık kısa dönemde yaşanan akıl almaz büyük olaylar belki de dünya tarihi için örnek olacak nitelikteydi. Seksen sekiz yıl önce dünyanın muzaffer devletleri nezdinde imzaladığı “LOZAN” antlaşması milli onurumuzun tescili olmuştur. Zira Lozan kolay kazanılmış bir tarih değildir. Türk milletinin mücadelesinden sonra SEVR’e karşı alınmış büyük başarıdır. 1. Dünya savaşının yakıp yıktığı ülkeler arasından Türkiye’de vardı. Sade yakıp yıkmak olsa neyse bütün orduları dağılmış, bütün tersanelerine girilmiş, Anadolu yer yer işgal edilmişti. Milli mücadele fevkalade uyanmış, Ulu Önder Mustafa Kemal’in kumandasında oluşan azim ve kararlılık bize Lozan’ı getirmiştir.
“HAD-I MÜDAFA DEĞİL, SATH-I MÜDAFA” Emriyle başlayan.
“ORDULAR!.. İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR İLERİ!” komutu ile bir ülkenin yeniden direnişinin ifadesidir Lozan; milli sınırlarımızı çizen, yüce Türk milleti’nin kurtuluş ve hürriyet beratıdır. Tarih yazarı Kadir Mısıroğlu istediği kadar “Lozan zafer midir, hezimet midir?” diye yazsın. Bizim yaşadığımız yıllarda imzalanan bu akit Türkiye’nin sosyal ekonomik ve siyasal şartlarında bir büyük başarıdır. Lozan konusunda edindiğimiz bilgiler, okuduğumuz belgeler ışığında yazılacak çok şeyler var. Ama bu tarihi belgeyi başarı olarak görüyor, 88. yılında tekrar kutluyoruz.
88 yıl önce kazandığımız tarihi Lozan antlaşması siyasi zaferin yanında 103 yıl önce de sosyal bir tarihin başarısını da 24 Temmuz günü yaşadık. Bu ilk önceleri “BAYRAM” olarak algılandı; ya da “Sansür’ün Kaldırılışıydı”
İnsanlar tarafından tarih boyunca hep haberleşme ihtiyacını duymuşlardır. Haberin oluşumu, duyuruluşu da tarihi şartlara göre de hep değişmiştir. Arkeolojik ve antropolojik araştırmalar basın ve haberin eski Mısır’da, Roma’da, Kabil’de hatta Çin’de bile var olduğunu kanıtlamıştır. Matbaanın ülkemize en az 100 yıl sonra girmesinden dolayı da yazılı basının ortaya çıkması tabii ki geç olmuştur. Bize sonradan “MEDYA” olarak isimlendirilen basın 1880’li yılların başında başlamıştır. “TAKVİM-İ VEKAİ” ilk olarak devlet eliyle yayınlanmış gazededir. Bundan çok önce 1840 yılarında “CERİDE-İ HAVADİS” 1860 yılında da “TERCÜMAN-I AHVAL” gazeteleri birisini Şinasi, diğerini de Agah Efendi yayınlamıştı. İlk mecmua ise “MECMUA-I FÜNUN” olmuş ama çeşitli imkansızlıklar, baskı ve sansürden dolayı çok uzun ömürlü olmamıştır.
Yalnız ülkemizde değil, dünyada sosyal ve kültürel açılım idarenini konulara yaklaşımı, müsamahası ya da çekincesiyle hep olmuştur. “1789 Fransız ihtilali” dünya tarihinde bu yenileşmenin, sosyal ve kültürel hareketin önemli olaylarından birisidir. İhtilalin önderleri “ROBESPİ ERRE” ile “MONTESQİE” ve hatta “JEAN-JACQUES ROUSSEAU” Hareketin başarısı için hep tartışmışlardır. Bunlardan “MONTESQİE” karşılarına cebinden kalemi çıkararak “İhtilali bu kalemle yapacağım” demişti. Kalemin en yok edici bir silahtan daha güçlü olduğunu söylemeye çalışmıştı.
Tıpkı bunun gibi saray idaresinden bir büyük değişimi beklemek kolay değildi. Uyanan batı ve Fransız ihtilali Osmanlı idaresinde beklenmeyen yeni yapılanmalara neden olmuştu. 1839 yılının 2 Kasım’ında Sultan Abdülmecid’in onayı, Mustafa Reşit Paşa’ın beyanıyla gerçekleşen “GÜLHANE FERMANI” sarayın topluma sunduğu kanun, hatta anayasa özelliğinde yenilikti.Bunların ardından gelen 1. ve 2. Meşrutiyet ilanları Abdül Hamit Han’ın sunduğu Batı anlamında çok büyük yenilikti. Her iki meşrutiyet kalıcı olmasa da 2. meşrutiyetin getirdiği basın için önemli güzellikler, basının hür ve düşünce, fikir hayatının ortaya koyduğu prensipler ülkemiz için ayrı bir devrim olmuştur. “BASIN BAYRAMI” ve Sansür’ün kaldırılışı haber ve düşünce, fikir için milad olmuştur. 2. meşrutiyet tarihi olan 1908 yılı basın tarihimizde giren onurlu bir başlangıçtır. Hür düşünce ve basın bayramı söylemleri tamam da buun vazgeçilmez gereği sansüre mani olunmuş mudur?
Hayır!..
Sansürün uygulandığı hiç bir devir olmamıştır. Sarayda olmamıştır, Cumhuriyet’te olmamıştır, tek parti, hatta günümüz şartlarında hiç olmamıştır. Her devrin idarecileri basın ve yayının en doğal demokratik hakkı olan ifadeleri kullanmakta mahrum bırakılmamışlardır. Eskiden gazete ve dergileri daha sonra da radyo ya da televizyonları kapatılmış, bir kısımı sansürlenmiş, bir çoğu da hunharca öldürülmüştür. Gözünün üstünde kaşın var denerek bir çok basın emekçileri, yazar ve çizerler sansürün en acımasız tezgahında hapse atılmış, işkence görmüşlerdir. milil mücadele öncesi Namık Kemal’ler, Mithat Paşa’lar, Süleyman Nafiz’ler, Lala Nurettin’ler, Hüseyin Cahit’ler sürülmüş, yerinden edilmişlerdir. Daha sonraki yıllarda Refii Cevat’lar, Refik Halid Karay’lar, Nazım Hikmet’ler sadece düşünce ve ifade suçun her türlü eziyete ve cezaya çarptırılmıştı.
Yalnız bunlar mı? Abdi İpekçi’yi, Çetin Emeç’i, Uğur Mumcu’yu, Hrand Dink’i katleden eli kanlı bazılarının maşası olan bu insan kılığındakı yabaniler akıllarınca efendileri adına basını susturacaklarına inanmışlardı. Ama tarih boyunca başaramamışlar, bundan sonra da başaramıyacaklar.
Gazeteci sıfatım olmadığı halde her 24 Temmuz’da kalemim çok şeylar yazmak istiyor. Ben altmış yıldır yerel basının içindeyim. basın ne kadar zor, çalışanların ne kadar güç bir işi başardıklarını biliyorum. İzmir’de ilk kurşunu atan Hasan tahsin’lerin inancındaki insanları çok seviyorum. Yaptıkları hizmetin de ilahi bir hizmet olduğuna inanarak onların BASIN BAYRAMLARINI kutluyor, nice sansürsüz yıllar diliyorum.
NOT: Söke gibi yazar çizerlerin bol olduğu uzun ömürlü gazete ve dergileriyle belki de bölgenin en güçlü basın düşüncesi olan bir yerde 24 Temmuz Basın Bayramını yılda hiç değilse bir gün çeşitli etkinliklerle kutlanmamasına cidden üzülüyorum.

 

Bu makale 773 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz