söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



 "Handikap" Ya Da Ülkücüler Neden Sustu?


 "Handikap" Ya Da Ülkücüler Neden Sustu?

“Anlayana”, anlatmak kolay. Bu uğurda yazmak da gerekmez. O, bir bakıştan, basit işaretlerden, “öksürüp aksırmalardan” bile nasibini alır. Fakat, “ipin berisinde kalanlar” yok mu? İşte bunlarla anlaşabilmek zor. Bir tutam ot için “deveyi hendekten” atlatabilirsiniz. Berikilerde “karın geniş”, öyle bir tutam otla falan doymaz. Onlar hem mideden yana, hem de fikirden yana şanssız. Ne dile önem verir, ne halden anlarlar.
“Ülkücüler”, bütün yürekliliğine rağmen, işte bu yüzden meydanlardan çekilip gitti. Sözcülüklerini de bana bıraktılar. “Hâlâ cesaretin varsa, umudun, ümidin kırılmadıysa, yaz!” dediler. Bir daha meydanlara dönmemecesine çekip gittiler. “Ülkücüler”in sevenleri, olayın farkındaydılar. “Ülkücüler”, birden susmuştu.
Kaşıyıcılardaki merak, bu.
Öyle ya, “Ülkücüler, neden sustu?”
Kendi deyimleriyle; “doluya koymuş almamış, boşa koymuş dolmamış.” Kendileri söyleyip, kendileri dinleyecek olduktan sonra, “meftunu olduğumuz vatanseverliklerini”, bir daha sergilemek üzere “sabır duvarı”na asmışlar.
Şimdi ben, görüyorsunuz işte; bir “handikap”ın kenarında kulaç atmaya çabalıyorum. Elbette “Ülkücü”nün sıcaklığını, benim yazılarımda bulamayacaksınız. Onlar, “kestirme akıl adamı”ydı. Aklıyla gönlünü, “inandığı değerler uğruna” dengede tutabiliyorlardı. Politik tavırlarında bile, “millî menfaatler”i kolluyorlardı.
Bütün gayretlerine rağmen, “yaptıklarıyla yaşadıklarının uyuşmaması üzerine”, bazı konularda ön ayak olmaktan vazgeçtiler. “Fillerin ayaklarına dolanmaktansa, tarafsızı yaşamak sevdasına kapıldılar. Fikir pazarının pespayeleştiğini görünce” de aramızdan ayrıldılar.
Ben, hâlâ handikabın kenarındayım.
Görüyorsunuz işte, daha konuya bile giremedim. Bunu, acemiliğime sayın. Biz de “nalsızları nallamaya” çalışacağız. Nallayabildiğimiz nispetle karşınızda olacağız.
“Ülkücüler”i, onların yürek acılarını çok iyi biliyorum.
“Türkmen”lere bayrak açamayışımız, Kuzey Irak çamurunu çözemeyişimiz, içeride kurulan hain tuzakları kıramayışımız, “Karabağ” konusunda “aynı ninnileri” defalarca dinlememize rağmen, bir türlü bıkmayışımız, “şeref defteri”mize yazılamayacak hadiselerdendir. Hatta bunları, bazıları; “adi olaylar”dan sayma yiğitliğini gösterme peşindeler. “Suratsızlar, şirretler” de işte bu pişkinlikten güç alıyorlar. Öyle olmasa “Batman”, nice yıllardan, onca tecrübelerden sonra, “cenaze kaldırma aşkı”na yeniden sokağa düşer miydi? Eli sopalı, omuzlarında bayrak taşıyanlar, diledikleri hareketleri, dilediklerince yapabilirler miydi?
“Ne zaman akıllanacağız?”
İşte, “handikap” bu! “Abanın altındaki sopa”, bu noktada yatıyor. Bazı akıllılarımız “sukûnet” tavsiye ediyor. Zaten yıllardır “sukûnette değil miyiz?” Üstelik yıllardır da “kös” dinlemiyor muyuz?
Bu gidiş, “iyiye işaret” değil.
Bu gidiş, “baş”ımıza çok işler açacak.
Elbet, devletle oyun olmaz. Bunu çok iyi biliyorum. Bu hadiselerden “şanına noksan” da gelmez. Fakat büyük milletimin incinen yüreğinin hakkını, kim verecek? Onun şerefini, kimler bayraklaştırıp, yeniden doruklara çıkaracak?
“Araba çamura saplanınca” akıl veren çok olur. Bu konuda söz, bize düşmez. Büyüklerimiz, “ince ayrıntılarına kadar”, bu hususları nasıl olsa değerlendirecekler, “Anayasa” değişiklik tekliflerinde ele alacaklardır. Buna inancım, tamdır!
Ancak; bende de “handikap korkusu” var.

Oyhan Hasan Bıldırki
--
Oyhan Hasan Bıldırki
http://oyhanhbildirki.start4all.com/

 

Bu makale 778 kez okundu.


Yorumlar
    Yorum Yaz
  • Halil Güven (6/9/2011)
    Kardeşim... Yazını okuyunca düşündüm kaldım. Ben de durmadan bu soruyu soruyorum kendime...Yanıt bulabildim mi hayır! Hala da düşünüyorum. Galiba bir halk deyişi var buna uyuyor; "Hiç bir kadın 9 ay 10 gün sonra doğuracağını bilmese gebe kalmaz!" diye.. Bizimkisi de buna benziyor. Türk ülkücülüğü partisel bazda siyasete girmekle hata mı etti acaba? Ve buna bağlı olarak 1999 da hükümete katılmak da bir hataydı. Sen istediğin kadar söyle; "Apo'nun asılmamasının altında bizim imzamız yok!" diye... İnandırıcı olmuyor! Bu gidişle olası bir MHP iktidarı da görülmüyor. Öyleyse... Selamlar dostum...