söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



GEÇMİŞ ZAMAN RÜYÂSI; Adam Gibi Eğitim


Oyhan Hasan Bıldırki

 

GEÇMİŞ ZAMAN RÜYÂSI; Adam Gibi Eğitim

“Sekiz yıllık eğitim hikâyesi”, sakız gibi uzadı. Sonunda korkarım, uzatıldıkça da “sakız gibi çürüyecek”.
İşin evveliyatını, teknik bilgilerini, ince noktalarını dost Yaşar Çağbayır, “Bakacak” köşesinde “neşterledi”. Bu yüzden ben, aynı konuları temcit pilavı gibi tekrar önünüze getirmeyeceğim. Tartışanların ne dediklerini, medyanın sihirli kutularından ve de “sihirsiz çarşaf”larından öğreniyoruz. Hemen hepsi, her şeye karşılar, fakat hemen her şeyin de yanındalar. Seçmenin nabzını tutabilmek için, birbirlerine “banka masalı” oynuyorlar.
Böyle yaptıkça da, işin aslını, özünü gözden kaçırıyoruz.
Eğitim, “adam gibi eğitim” olmadıktan sonra, neye yarar? Adamlık eğitimi, zamanla sınırlanır mı?
Dünden bugüne, eğitim-öğretim işinde, bir yerlerde hep “kasıtlı hatalar” yapıldı. Bunlardan bazılarını, çeşitli başlıklar altında sıralarsak, sonucun dehşetini görebiliriz. Sağır Sultan bile duydu: Sekiz yıllık zorunlu ve de kesintisiz eğitimin asıl gerekçesi, “din eğitimi” sorunundan kaynaklanan rahatsızlığa dayanıyor. Din derslerine bakıyorsunuz. Yönetenlerin keyfine ve seçmenle olan ilgilerine göre, kısa aralıklarla, çeşitli adlarla okutulmakla kalmıyor, “zorunluydu”, “seçimlikti” süzgecinden de geçiriliyor. Zorunlu din eğitimin verildiği zamanlarda, bazı aydınlarımızın itirazları yükseliyor. Seçmeli ders olarak gündeme geldiği sıralarda da, öğrenciler arasında sürtüşmelere zemin hazırlıyor. Ancak her iki halde de, bizim çocuklarımıza dinî kimliklerini nedense bir türlü kazandıramıyor.
Üstelik, hemen her yıl sınıf geçme düzenlerinin değiştirilmesi, “müfredatsız” ve “kitapsız” eğitimle oyalanılması, çocuklarımızı “şamar oğlanı”na çeviriyor. Neredeyse eğitimcilerimiz, akıldanelerimiz; sabah aldıkları kararı, öğleden sonra değiştirebilmenin çabukluğu konusunda birbirleriyle yarışıyorlar. Bu kadar süratli bir yarışa, hangi öğrencinin canı dayanabilir?
“Sekiz yıllık zorunlu ve kesintisiz eğitim” konusunda, zamansız yakalandık. Geçmiş zamanı hovardaca harcayanlar, Türkiye’nin uç noktalarındaki hangi okulda ve hangi programla, bugünden sonra acaba hangi başarıyı, şimdi nasıl yakalayabilecekler? Bu sorunun cevabı, acelesi olanları durdurmalı ve bir daha geri dönmeme hesaplarını, kendilerine doğru bir şekilde yaptırmalıdır.
Ben yetiştirdiğim ve yetişen çocuklarımdan biliyorum: Millî Egitim’imiz sayesinde bizim çocuklarımız, “cücüksüz soğan”a döndürülmüşlerdir. Onlar; barış adına konuşurlar, barışı sevmezler. Türk ve Müslüman oluşları konusunda da tereddütleri vardır. Pozitif bilgilerin takibinde, çağın gerisinde kalmışlardır. Ne Avrupalı, ne doğuludurlar. Zevk aldıkları bir edebiyatçıları bile yok. Atatürk’ü bile, ya sağından, ya solundan öğrenmişlerdir. Programcılarımızın maharetinden olmalı, zavallı çocuklarımıza, “Osmanlı’yı bile ne sevdirebildik, ne yok saydırabildik...” Sanki kastımız varmış gibi davrandığımızdan mıdır, nedir; Türk’e ve Atatürk’e bile burun kıvırmalarının sebebi olduk.
Şimdi merak ediyorum: Allah aşkına biz, hangi karatahtanın başında, merkezde veya Türkiye’nin hangi uç noktasındaki “okulcuk”ta, yetişecek olan çocuklarımıza “adam gibi eğitim” anlayışını, ne şekilde öğretebileceğiz? Püf nokta, işte bu! Önce “adam gibi eğitim” hususunda anlaşmalıyız. Yoksa, kaçırdığımız tren katarlarını yakalayamayız.
Gerisi, meşhur deyimle; “fasofiso”.
4 Mart 1997

 

Bu makale 1006 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz