söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



Aşık Seyrani ve Develi'li Aşık Ali Çatak Üzerine  Bazı Düşünceler (2)


Aşık Seyrani ve Develi'li Aşık Ali Çatak Üzerine  Bazı Düşünceler (2)

Orta Anadolu'muzun sanat ve kültür merkezi  diye  sanılan, bilinen Kayseri / Develi'nin  yetiştirdiği Aşık Seyrani dik durmasını bilen ünlü bir halk şairi idi. Zamanın Padişahına karşı dahi hiciv yazan, onu eleştiren ve hiç korkmadan deyişlerini yazan bir kişiliğe sahipti. Örneğin Sultan Abdülmecit Tanzimat Fermanını “ Mustafa Reşit Paşa’ya” okutunca bunu dinleyen SEYRANİ aynen şunları çekinmeden yazmıştı:
Gelmez artık şu dünyanın iyisi
Vezir olmuş has ahırın seyisi
İt’in emisidir kurdun dayısı
Sürüyü güdecek çoban kalmadı (26)
SEYRANİ’nin asıl adı Mehmet olan şairimiz Kayseri’nin Develi (Everek),İlçesinin Camii Kebir mahallesinin SEYRANİ ( Oruza)  sokakta halen mevcut olan baba evinde 1880 yılında dünyaya gelmiş olup,1866’da vefat etmiştir. Babası Oruza Camii imamı Cafer Efendidir. Anası Emine Hanımdır. Cafer Efendinin 4 çocuğunun en büyüğü olan Seyrani’dir. İlköğrenimini 14 yaşına kadar babası Cafer Efendinin yanında tamamladı. 15 yaşına erdiği zaman o tarihte hasta olan babası Cafer Efendi gece gördüğü ay ışığını sabah oldu zannederek oğlu Mehmet’e seslenir,“ Oğlum, anahtarı al camii aç, cemaat dışarıda kalmasın “diye seslenir. Anahtarı alan Mehmet Camiye gittiğinde cami kapısının açık olduğunu görür, Camide iki saf halinde namaz kılan yeşil sarıklı, nurani yüzlü, aksakallı, iri yapılı insanların namaz kıldıklarına bakarak derki inşallah hayırdır, o da onlarla birlikte safa geçip namazını kılar. Namazın bitiminde selam ve duadan sonra Mehmet bu yeni edindiği cami arkadaşlarından biri Mehmet’e “yaklaş oğul yaklaş” der. Mehmet ( Seyrani) mübarek zatın yanına gelir. Eli göğüste kıyam eder, yani saygıda bulunur. Pir elinde mayi dolu bir kadehi Mehmed’e uzatır, kadehi alan Mehmet dünyevi şarap zannederek bâdeyi almak istemez. Badeyi şüpheyle bakan Mehmed’e Pir tekrar seslenir “! İç oğul iç dostun elinden dost şarabını ki hidayete ermiş diyen bu gönül dostunun emrine uyarak badeyi içen Mehmed’e Pir:  Sende düşün, aşkın deryasına yüz yüzebildiğin kadar “ diye temennide bulunduktan sonra birlikte camiden çıkarlar. Bu yeni edindiği bilgilerden sonra  “ anahtarı eve bırakayım, ben size yetişirim “der. Anahtarı eve bırakan Mehmet (İLİBE) denilen semt tarafına koşar, onların peşinden dağı, taşı köylerdi, kasabaları ararsa da onları bir daha göremez. Söylentiye göre bitkin bir halde bulunan Mehmet BİLEÇ’teki bağlarına gelir ve yorgunluktan yatar. O gün tesadüfen bağa giden Anası Emine Hanım bulunduğu yerde Mehmed’e ulaşır. Anne şefkatiyle (sevgisiyle),sevgili oğlunu Mehmed’i bağrına basar ve öper “ Mehmed’im buraları seyrana mı geldin, SEYRAN’ım” der? İşte o tarihten itibaren Mehmet ismi tarihe karışır. Develinin bağrında ve Erciyes’in eteğinde başı dumanlı, gönlü imanlı, cesur, mert, yiğit, Hak bilir, halkı, vatanını seven yepyeni bir Hak ve Halk aşığı olarak Âşık SEYRANİ olarak ortaya çıkar ve gün geçtikçe ünlenir. Bundan böyle Âşık Seyrani ölümüne değin SEYRANİ mahlası ile hem söyler ve hem de sazıyla çalar…  
Aşık Seyrani 19 yaşında iken evlenir. Seyrani’nin yakınları ve dostları onu evlendirmek için aralarında bir iş bölümü yaparlar. Durumu Hoca Cafer Efendiye arz ederler. Hoca Cafer Efendi şöyle der:Berhüdar olun, pekala düşünmüşsünüz” diyerek dua ederler.İşi ARAP ALİ’ ye havale ederler.Ona bir  top “Kaput bezi”nin almasını  isterler. Her kes görevini yapar, Arap Ali ise Salı’dan Salı’ya işi erteler. Bu durumu gören SEYRANİ ise Arap Ali’yi şu dörtlükle hicveder:
Bir kuş geldi kondu karaçalıya
Bizim düğün kaldı yevmil Salı’ya
Allah işi düşürme Arap Ali’ye
O da sattı bizi bir meydanîye. (11)
Diyen şair Seyrani bu ilk hicviyle içini dökmüştü. Bundan sonra düğün hazırlıkları kısa zamanda tamamlanır. Seyrani muradına erer. İki oğlu ve bir kızı olur.  Şairimiz 1822 ‘de asker olur. Vatani vazifesini Balkanlarda yapar. Seyrani bir gün nöbet yerinde uyuyan arkadaşına şu dörtlüğü söyleyerek onu uyarmaya çalışır:
 
Tüfeğine acar derler
Demirine Macar derler
Yatan Kelp’e kocar derler
Kalk kocoğlan yatcı olma
***
Bu mu senin neferliğin
Şerefi var askerliğin
Yeri midir tembelliğin
Boşa dolu atcı olma…
 
1824 yılında vatani görevini bitirdikten sonra Seyrani memleketine  / Develi’ye döner. Develi’de birkaç yıl kaldıktan sonra bir arkadaşıyla İstanbul’a gider. Yanında “Sultanoğlu “lakabıyla tanınan Ermeni Ağop Ağaya gider, Ermeni Ağop Ağa deri, kösele tüccarıdır. Ağop Ağa ona şöyle der, “ Yakında İstanbul’a yolculuk var mı” diye sorar.
Yazımız devam edecekt....
---------
NOT: Star Gazetesi'nin hazırlamış olduğu bir yarışmada değerli meslektaşım Yaşar Çağbayır’a İnceleme ve Araştırma dalında ödül verilmiştik. Sevgili meslektaşım Yaşar Çağbayır’ı kutluyor, başarılarının devamını  diliyorum.

 

Bu makale 2499 kez okundu.


Yorumlar
    Yorum Yaz
  • halil güven (12/10/2016)
    Ha şöyle ya göster kendini böyle:) Özlemişim seni:) Arıyorum bulamıyorum dernekte de:) Saygı sevgilerimle canım kardeşim:)