söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



ÖĞRENCİLERİMLE BAŞ BAŞA OLDUK


ÖĞRENCİLERİMLE BAŞ BAŞA OLDUK

 

İnsanların mutlu günleri, ayları hatta yılları vardır. Bu mutlu günleri ya da yılları insanların belleklerinde daima canlı kalır. Hele duygusal biriyseniz bunları asla unutmazsınız… Ben  bu mutlulukları hep ama hep içimde saklıyarak unutamadığım anlar geliyor aklıma…

Ben tam bir İstanbul hastasıyım. Genç yaşımda kafamda bin bir duygular estiği yıllarda ben yüksek tahsil için İstanbul'daydım… Bu koca şehrin nüfusu bir milyon, bilemediniz bir buçuk milyon kadardı. Bu gün on beş, yirmi milyonluk İstanbul'la bizim yaşadığımız İstanbul, çok farklıydı. Evde oturmayı bırakın salonda 15 - 20 kişinin yaşadığı kirli, sağlıksız, hijyenden uzak bir talebe yurduna yerleşmenin zor olduğu günlerde biz çok mutluyduk. Başımızı sokacağımız bir mekanın bulunması bizi memnun ediyordu. Cebimizdeki para deseniz öğünlerde bir tas çorba ve yurt parasına yetecek kadardı. Hani bunun sineması, tiyatrosu ya da Fenerbahçe - Galatasaray maçının bileti? Ama biz nasıl o mekanlara gidecek para bulabiliyorduk? Çok zaman da kız arkadaşlarımıza üçüncü sınıf pastanelerde muhallebi yedirebiliyorduk. Yoksul ama ikramda çok zengindik. Serapa bir hayat… Başımıza buyruktuk…

Ertesi yıllar yurtlardan ayrılmıştık. Kenar mahallede bir - iki odalı eve yerleştiğimizde kendimizi daha bağımsız olduğmuzu zannederdik. Ama birbirine bağlı arkadaşlarla hem daha iyi çalışıyor, hem de İstanbul'un her sokağındaki kütüphanesinde kültür kokan mekanlarını ortaklaşa paylaşırdık, biz biraz şanslıydık İstanbul'un en nadide yerinde Laleli'de bir evimiz vardı. Evi kiralayan üç kişiydik ama çoğu zaman on kişi bu evde kalırdık. Aydınlı öğrencilerin mekanıydı orası…

Yakınımızdaki eski binanın yan sokağında bir kütüphane vardı. Koca Ragıp Paşa Kütüphanesi ve onun başarılı müdüresi Mübeccel Hanım bizi her yönüyle hizmet eder, istediğimiz kitapları göz açıp kapatana kadar önümüze koyardı. Kütüphanenin tam karşısında büyükçe bir kahvehane vardı… İsmi kahvehane, esasında orası bir kültür yuvasıydı. Acemoğlu Kahvehanesinin ortasında büyük bir halka oluştutarak öğlenden sonra üniversitenin ünlü hocaları, tarihçileri orada toplanır sohbet ederlerdi. Ben ve benim gibi bilgiyi sevenler konuşmaları dinlerdik. Dünya çapında tarihçi Halil İnallık'ı orada görmüş ve dinlemiştim.

İstanbul'dan gelince eczacı mektebinde arkadaşlarım olan rahmetli Gündoğdu Dalca ve Aydın'dan arkadaşım Nedim Timocin ve ben de zaten var olan Türk San'at Musikisi sevgisiyle doruğa çıkarmıştı. Gündoğdu, başarı bir Ney San'atcısı, Nedim ise Tanbur derslerine yeni başlamıştı. Ben ise ne sesim, ne param olmadığı için, bir konservatuvara giremedim. Çok istediğim halde Kanun alamadım. Sonradan imkan buldum, bu defa hoca bulamadım. Yaşım sekseni geçtiği halde bu Türk San'at Musikisini ukdesi içimde durmaktadır.

İstanbul'u rahmetli Prof. Dr. Mehmet Eröz ile öğrendim. Bütün kültür mekanlarını ve kültür insanlarını o tanıttı bana. Eğitimin ve kültürün alt yapısını İstanbul'da öğrendim. İlçeme dönünce bunları icra etmeye çalıştım. 

İstanbul kadar sevdiğim yıllar 1960'dan sonra Söke'de başladı. Eczacılık diplomasını aldıktan sonra Sarıkamış Askeri Hastanesinden Eczacı Teğmen olarak terhis olarak önce Aydın'a daha sonra Söke'ye döndüm. Eczanemi açmadan önce Söke Ortaokulunda Kimya Öğretmeni olarak çalışırken 1964 yılında yapımı imece usulüyle gerçekleşen Söke Lisesi'nde öğretmenlik yaptım. Üç yıl ortaokulda iki yıl da lisede olmak üzere; Söke ve çevresinden gelen çocuklara 5 yıl onlara ders vererek, onlarla beraber olmanın güzelliğini ve onurunu yaşadım. Öğretmenlerin o yıllarda eksikliğinden dolayı mezun olduğu Aydın Lisesi'nde de beş yıl derslere girdim öğretmenliği çok sevdim, hele ilçemin çocuklarını okutmak beni çok sevindiriyordu.

1951 ve 2017 yılları arasında 56 yıl geçmiş… Sınıflarına girdiğim ve o yılların öğrencilerini hiç unutmadım. Hepsi de dinamik, kültüre ve eğitime aç olan öğrencileri yarım asırdan fazla zaman geçtiği halde hiç birini unutmadım. İsimleri değil okul numaralarını hatırladığım çok çocuk vardı. Bunlardan bankacılık yapmış ve emekli olmuş Yakup Yetim bütün arkadaşlarının isimlerini ve telefonlarını arayarak her yılın nisan ayında bir yerde toplayarak, mezuniyet yıllarını neşeyle kutluyorlardı. Bu toplantının bir kaçında ben de bulundum. Ama iki yıldır bu güzel çocuklar benim yazlık evimde beni memnun eder şekilde ziyarete geliyorlar. Bu ziyareten ben, eşim ve kızlarım da mutlu oluyoruz. Bu yıl Ağustos ortasında ziyaretlerinde otuz kadarı gelip, elimi öptüler. Dünyalar benim oldu. Her birinin yaşı yetmişe yaklaşmış bu güzel çocuklar, beni altmış yıl önceye götürdü. Sevgimi, sevincimi yüzlerini öperek gösterebildim. İçlerinde Paşa vardı, Bankacı, İşadamı, Muhasebeci ve çeyitli dallarda öğretmenler, müfettişler ve idare adamları vardı. Hepsinin gözünde beni sağ görmüş olmanın sevinci vardı.

Allah ömür verirse bu buluşmalar inşallah devam edecektir. Kendilerini bir daha dünya gözüyle gördüm. Kendilerine ailelerine, çocuk çocuklarıyla eğer torunları varsa torunlarıyla mutlu yıllar diliyorum.

 

Bu makale 903 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz