söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



ARİF SAMİ VE HATIRLATTIKLARI


ARİF SAMİ VE HATIRLATTIKLARI

 

İnsanları duygulandıran hatıralar mı, yoksa geçen yıllar mı? bilemiyorum… Yoksa bu bir zaafiyet mi? Anlamıyorum… Bu duygulara kapılmam epey zaman oldu.

Bugün size büyük bestekar Arif Sami Toker’den bahsedeceğim. Bundan bahsetmeden önce İstanbul Eczacı Mektebinde yakın dostum, kankam Kırklarelili merhum Gündoğdu Dalca’yı anmak istiyorum. Gündoğdu Üsküdar Musiki Cemiyetinde bir süre kalmış, yoğun işler ve dersler nedeniyle oradan ayrılmıştı. O benim İstanbul Türk San’at Musikisi bestecilerini ve ustalarını tanımama vesile olmuştu. 1950’li yılların sonunda İstanbul’un en nadide musiki salonunda bizler olurduk. Tepebaşı’nda, Yenikapı’da. Beyaz Park’ta daima ikimiz oturur, şarkılarla, bestekarları yakından tanıma imkanı bulurduk. İşte o yıllarda yeni yeni parlayan Arif Sami Toker’i Tepebaşı açık hava konser bahçesinde dinlerdik. Çok değişik sesi ve ayrıca şarkıları başka bir biçimde okuduğu için ben şahsen çok beğenirdim. Şarkı yorumları dışında beste yapmaya başlamış çok kısa zamanda Hüzzam’dan Rast’a, Nihavent’ten Hicaz’a o kadar çok ve güzel besteler yapmıştı ki herkesin beğenisini kazanmıştı. Bugün dahi eskimeyen şarkıları günümüz televizyonlarında, radyolarında ve kasetlerde yayınlanmaktadır.  Hele lale devrinin büyük şairi Nedim’in Nihavent makamındaki eseri başyapıt olarak anılmaktadır.

Yalnız Arif Sami bütün güzellikleriyle birlikte diğer san’atçılardan farklı bir psikolojik yapısı vardı. Sinirli, doyumsuz olduğu her halinden belli oluyordu. 

Anadolu turnelerinde başlamış ama, her il ve ilçede Arif Sami’nin konseri mutlaka iyi bitmez, ya azarlar ya da verilen parayı az bularak sahnede huzursuzluk yaşatırdı.

Yıl 1950’lerin ortasındaydı.. Radyonun bile az olduğu yıllarda zaten televizyon da yoktu. Söke’de Efes Sineması, Dicle, Neş’e sinemaları yanında Cumhuriyet Mahallesi olmak üzere Neş’e ve Çiçek yazlık sinemaları ful çalışıyor, kışlık sinemalar da suare dışında gündüzleri matine olarak hatta bazıları kadınlar günü yapıyorlardı.. Her milli bayramda belediyenin önünde iki - üç gün devam eden davullu - zurnalı günler yaşanırdı. Hele Cumhuriyet Bayramı ve 23 Nisan günleri, Söke’de balo yapılır, kadın - erkek apayrı giysilerle bu eğlenceye katılıyordu. Yılbaşı baloları daima yapılır, insanlar bu eğlenceye katılırlardı. 

(Ne oldu bu Söke’ye ve ülkeme… Bütün bunları günümüzde yapamaz olduk.)

Neyse ki günlerden bir gün, Arif Sami Toker’in Söke’ye geleceği haberi biz musiki severleri sevindirmişti. Falan gün Dicle Sinemasını yoğun davetli topluluğu salonu doldurmuştu. Konser başladı, üç - beş şarkıdan sonra Arif Sami sahnede yok!.. Ben o yılların Söke’nin yardımsever adamı Behzat Ulusoy’la yan yana oturuyorduk. Beş - on dakika geçti, sahne boş… Rahmetli Behzat Bey, hemen Dicle Sineması sahibi ve işletmecisi yine çok efendi olan rahmetli Burhan Dicle’yi yanına çağırdı.. Merakla sordu… Konseri organize eden dernek kimse san’atçının ücretinin tamamını ödeyememiş o da sahneye çıkmam diye diretmiş…

O geceyi hiç unutamıyorum.. Behzat Bey, tamamını ber ödeyeceğim, deyince konser tamamlanmıştı. 

Aradan çok yıllar geçmişti. Bir gün eczaneme elinde valize benzeyen büyük bir çanta ve yaşları z8 - 10 civarında iki kızla bir adam geldi. Tanıyamadım.. O dik bakışlı, papyon kravatlı Arif sami gitmiş, dökük kıyafetli, saçı sakalı birbirine karışmış bir adam gelmişti. Kendisini tanıttı. biraz şaşırmıştım ama belli etmedim. Otobüsten iner inmez Söke’de Türk San’at Musikisiyle ilgilenen var mı, diye sormuş.. Eczacı Halil Özşarlak, yanıtını alınca bana gelmiş…

Arif Sami’nin İstanbul’daki halinden eser kalmamıştı.. Çay filan içtikten sonra hatırlayacaklar mı? bilmiyorum. Aziz dostlarım Nihat Öğünçoğlu’na, bankacı Kenan Uras’a musiki meraklısı Söktaş’ın Genel Müdürü Akın Eraydın’ı diğer bildiğim demirci Mehmet Karaoğlu’nu, Kamil Erdin’i telefonla arayarak Arif Sami Toker’in geleceğini söyledim ve kasetlerinin bir kısmını ben, diğerlerini bu dostlarıma dağıtarak bir çantayı boşalttığımı ve gitmik istidiği İzmir otobüsünün biletini alarak yolcu ettiğimi hatırlıyorum..

Sonradan büyük bestekarın magazin sayfalarında hayatını okudum. 1926 yılında Gelibolu’da doğduğunu ve Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde Hafız Kemal Batanay ve Emin Ongan üstattan musiki dersi aldığını, eşi Sevim Toker’le 1987 yılında Nazilli Basma Fabrikasında bir marş bestelediğini, 1997 yılında yoksulluk içinde İstanbul Balıklı Rum Hastanesinde hayatını kaybettiğini öğrendim.

 

Bu makale 734 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz