söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



KÜL YAĞMURLARI


KÜL YAĞMURLARI

Aşkı öldürdüler, doğa ölüyor.
Pahalı bir bedel ödeme günleri yakında. “Hayır!” deyip, karşı çıkacağınızı biliyorum. Ben de sizin boşuna gayretler içine düştüğünüzü görüyorum.
Şairim ya, belki de “gerçeklerin penceresi”ni temelli kapattım. Bu yüzden, içime nasıl doğduysa öyle söyledim:
“Aşkı öldürdüler, doğa ölüyor.”
"Eyyafyallayöküll", İzlanda yanardağlarından biri. Yeniden uykusundan uyandı, şimdi yapacağını yapıyor. Mavi gökyüzünü unutanlardan, geceyi süsleyen dolunayı görmeyenlerden, bin bir çiçeğe bürünmüş ağaçların dibine çömmeyenlerden, Tanrı’nın çalar saatleri olan kuşları dinlemeyenlerden, birbirlerine sevgi dolu kalplerini açmayanlardan intikam alıyor.
Bugün, gökyüzü yas tutuyor. Avrupa derken, Asya da “kül yağmurları”na yakalanma sancısında. Belki de içinde kül yağmurlarını taşıyan gri bulutlar, güneşin önüne bıkıp usanmadan perdeler çekiyor, çekiyor... Oysa bademler, erikler, şeftaliler, armutlar derken; vişneler de tırnaktan tepeye bembeyaz gelinliklerini giyindiler. Narlar kırmızı bindallılarını kuşanmak için başkaldırıyorlar.
Ötede "Eyyafyallayöküll", kül püskürüyor.
Kuşlar ölüyor. Bu gidişle bütün çiçekler kim bilir kaç bahar sonra yeniden açacak?
Şimdi “Ah!” çekmenin zamanı değil canım, el ele tutuşup bir şeyler yapmalıyız. Hiç değilse bütün kulaklara bağıra çağıra şunu sokmalıyız:
“Aşkı öldürdüler, doğa ölüyor.”
Ben, Kafdağı masallarıyla büyüdüm. Gönlümün ilk heveslerini o masallarla besledim. Kilitli kırk odanın her kapısını açtıkça yeni yeni şeyler öğrendim. Gönüllü kölesi olduğumuz televizyon, “cadı”nın “sihirli aynası”ndan başka nedir? Boş boy uçaklar, birer “uçan halı” değil mi?
Ama şimdi, uçaklar da uçmuyor.
"Eyyafyallayöküll", kül püskürüyor.
Uçaklar da uçmuyor.
"Eyyafyallayöküll", intikam alıyor.
Aşkı öldürenlerin peşine düşmüş, dünyanın dört bir yanında onları arıyor.
"Eyyafyallayöküll", doğanın öfkesinin sembolü.
Kül yağmurları yağdırıyor, yağdırıyor.
İyi de... Ya biz ne yaptık canım?
Neden yaptık?
Pencerelerimizde kalın, koyu siyah perdeler.
Tomurcuk güle düşmüş çiy taneciklerini görmek istemiyoruz. Aşkının ateşini kuşanmış gelincilere bile boş vermişiz. Karanfil kokusu umurumuzda değil. Gökyüzü mavisinden bize ne? Şuracıkta ömrümüzün ikindisini yaşayıp gidiyoruz.
Güneş, mor dağların ardında kaybolsa; bize ne?
Işıkları sevmiyoruz.
Ötede "Eyyafyallayöküll", kül püskürüyor.
Kül yağmurları yağdırıyor, yağdırıyor.
Uçaklar da uçmuyor.
Haberci kuşları hanidir gördüğümüz yok...
A canım söyler misin, biz kimden, neden intikam alıyoruz?

 

Bu makale 743 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz