söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



BAYRAK


 

BAYRAK


      "Kudretli bir bakışın var,
      Derya gibi akışın var,
      Ay yıldızlı nakışın var
      Türk bayrağı, Türk bayrağı."
    
            Aşık Ali İzzet ÖZKAN


Başkalarını bilmem, ama ben, bayraksız yapamam. Onun sıcaklığı ile ısınır, parıltısıyla güven içinde yaşarım. Başımın dik olmasını, düşüncelerimi dostuma veya düşmanıma korkusuzca söyleyebilmeyi, güzel ülkemin dağını taşını, ovasını bağını, düzünü yokuşunu gönlümce dolaşmayı ona borçluyum. Bazıları da dudak büker, küçümser: "Senin bayrak dediğin şey, alt tarafı şu kadar santimetrelik bez parçası değil mi?" derler. Hiç de öyle değil. Hoş, öyle olsa bile, yine de bir işe yarıyor. Biliyorsunuz, bütün şehitlerimizin son örtüsü olmak az şey midir? Ya yukarıdaki kara ağızlılar, laf üretmekten, akıllara şüphe salmaktan başkaca ne yapıyor, ne söylüyorlar? Hiç!
    Bayrak, kutsal bir varlıktır. Dilsizdir dilsiz olmasına ama, bütün dillerin anlatamayacağı bir yüceliğe sahiptir. Onun altın da ülkü ateşi durmaksızın yanar. Bu ateşin özü, hürriyet ve istiklâl demektir. Bu ateşin özü çok şeylere gebedir. Söyleyiniz; hürriyetsiz, istiklâlsiz, kısacası bayraksız yaşamak, yaşamak mıdır? Bütün atalarımız bunun farkında olduklarından olacak, kendileri yere düşse de, bayrağımızı asla yere düşürmemişlerdir. Onu daima kalelerin burcuna dikmişler. Bilinen en güzel destanları, türküleri hep onun üzerine yakmışlar. Bayrağa olan sevgimizi diri, canlı tutmaya çalışmışlar. Öyle ki onu, günlük hayatlarının bir parçası haline getirmişlerdir. Görmüşsünüzdür: Sünnetlerde, düğünlerde alay başını bayrak çeker.
      Şair ne güzel söylemiş:
      "Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.
      Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır."
     
 Vatan ve bayrak... her ikisinden de vazgeçemeyeceğimiz bir ikilidir. Biri susunca veya susturulunca, diğerinin önemi kalmaz. Maraş savunmasının ünlü kahramanı Sütçü İmam'ı hatırlayınız. Yıkım günlerinde, ülkemizi dört bir yandan saran kara bulutları görmüş de: "Ey cemaat!" demiş. "Bayrağımızın hakkı için savaşmazsak, bize Cuma namazı kılmak haramdır."
      O gün buyruk alanlar, genç, ihtiyar, kız, kızan, çoluk çocuk, kadın, erkek bütün Maraşlılar, ellerine ne geçirdilerse, kazma, kürek, düşman üzerine atılmışlar, verdikleri savaş sonucu, Şanlı Maraş'ı yaratmışlar. Onlara ne mutlu değil mi?
      "Ne var bunda?" diyorsanız, anlatayım: Bu kavga, İstiklâl Savaşı'mızın işaret fişeği olmuştur. Bayrak için verdiğimiz, sayısını tarihlerin bildiği bu mücadele, bütün gönülleri yediden yetmişe alevlemiş, vatanımızın kurtuluşunu sağlamıştır. Onlar bayraklarını namusları bildiler, şerefleri saydılar ve yabancıya çiğnetmediler. Bu, az şey midir?
      Bayrağımızla niçin yaşadığımızın farkına varır, sürüden ayrılır, millet oluruz. Onun ışığından uzaklaştığımızda yanarız. Koca dünyaya bir bakın, yananları göreceksiniz. Ne elemli, anlamsız bir hayatları var değil mi? Uzağa gitmeğe lüzum yok. Filistinlileri, Azerileri düşünün, yeter.
      Bilirsiniz: Güzel, nerede olursa olsun, güzeldir. Ama benim bayrağım, en güzeldir. Bayraklar denizinde şöyle bir yolculuğa çık sanız, derhal fark edilir. Kanımızın rengi alında, imanımız ayında, inancımız yıldızında yaşar durur. Zühal yıldızı gibi parıldar. Rengiyle ölümsüzlüğümüzü, hilâliyle Müslümanlığımızı, yıldızıyla da erişilmez, şerefli talihimizi cümle âleme duyurur. Ondaki ihtişam, bana gurur verir, göğsümü de kabartır. Onunla mutluluğum artar, güç kazanır. Bir yere gitsem, önüm sıra kılavuzum olur. Hürriyeti daha iyi anlar, yorumlar, istiklâli doya doya yaşarım.
      Demem odur ki, yabancı bayraklara imrenmeyelim. Bayrağımızın kutsal değerini asla unutmayalım. Törenlerde, bayramlarda ona saygımızı gösterelim. Aydınlık ufukların sahibi olmak istiyorsak, bu saygı ve sevgi yarışına, herkesi çağıralım. Biliniz ki ona olan saygımız, bağlılığımız arttıkça da, sonsuz yarınlara doğru akar gideriz. Millet olarak adımız daima yaşar. Övülmüşlerden, sevilmişlerden oluruz. Ola ki, bizim de son örtümüz bayrak olur. Bu, az şey midir?
      Ben, bayrağımı çok severim.
      Ya siz?
Siz de öyle değil mi?

 

Bu makale 2402 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz