söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



ÇAY ÜSTÜNÜ BEN YIKTIRMADIM


ÇAY ÜSTÜNÜ BEN YIKTIRMADIM

 

Mevlana’nın ünlü sözünü bilmeyen yoktur:

“Lafa bakarım laf mı diye, söyleyene bakarım adam mı diye…”

 

Sırf bu anlayışla ben her lafı dinlemem. Dinleyeceğim kişiler bilgi, birikim ve iyi niyetlerine inandığım kişilerdir. Anlattıklarından bir şeyler öğrenebileceğim, kendimi geliştirebileceğim insanlar olması gerekir.

Sürekli bağırıp çağıran, sürekli olarak geren, kavga üslubuyla sağa sola çatan kimseleri dinlemiyorum. Çünkü onların konuşmaları, bir şeyler anlatmak, bir şeyler öğretmek, insanların ufkunu açmak için olmuyor. Aksine, sürekli olarak insanları taciz edip suyu bulandırmak ve buradan bir çıkar sağlamak amacı taşıyan bu sözleri toplumsal uzlaşı ve huzur için de bir tehdit olarak görüyorum.

***

Adam çıkmış, konuşuyor:

Öğretmenden danışman mı olurmuş? 

Olur kardeşim, neden olmasın? Öğünmek gibi olmasın ama, öretmenler bilge kişilerdir. Yarınlarımızın emanet edildiği kişilerdir. Danışman da olur, gazeteci de olur. Köfteciden gazeteci olunca nasıl yadırgamıyorsak bunları da normal karşılayacağız.

2014 yılında yapılan yerel seçimler sonrası belediye başkanlığını kazanan Sayın Süleyman Toyran oluşturduğu çalışma ekibine beni de katmıştı. Bakınız, benden böyle bir talep gitmedi. Bana böyle bir teklif geldi ve elbette ki onur duyarak kabul ettim. Yaşadığımız kente hizmet için verilen bu fırsatı minnetle kabul ettim.

Bir şeyin adını koyalım; meclis üyesi değildim, başkan yardımcısı değildim, sadece basın danışmanıydım. Ama sorulanlara cevap verdim, verilen talimatları yerine getirdim, tespitlerimi paylaştım. Görev sürem içinde çok önemli çalışmalar da yerine getirdim.

Küçük bir örnek vereyim; Söke Belediyesince oluşturulan kurs merkezlerinde emeğim vardır. Halk Eğitim Müdürlüğü ile işbirliği içinde gerçekleştirdiğimiz bu çalışmalar o kadar başarılı oldu ki, çevre ilçelere bile ilham verip örneklik yaptık. Yılda yedi bini aşkın kursiyer kaydı ile Söke’nin en büyük eğitim kurumu haline gelmiştik.

***

Sosyal belediyecilik çalışmalarında, kültürel çalışmalarda da somut katkılar verdim.

Eğitimle ilgisi olmayan ve yukarıdaki örneği değerlendirme yeteneğinden yoksun olduğunu düşündüğüm kişiler için de başka bir örnek vereyim. 

Söke Belediyesinde göreve başladığımda  Söke’nin yanında adeta bir mahalle büyüklüğünde olan golf tesislerinden katı atık parası alınmadığını görerek başkanımızı uyardım. Geçmiş iki yıla dönük yedi yüz bin lira civarında bir para tahakkuk ve tahsil edilerek belediye gelirlerine eklendi. Halka hizmet için kaynak oldu.

***

Söke Çayı üzerindeki dükkan ve otoparkların yıkılmasına gelince; efendim o yıkım kararının bir mahkeme emri olduğunu sağır sultan bile duydu. Bunun böyle olduğunu bu gazeteci bilmez mi?

Çay yatağının hazine yeri olduğunu, burada yapılan dükkan ve otoparkların izinsiz olduğu için Söke Belediyesinin Maliye Bakanlığı tarafından mahkemeye verildiğini ve mahkeme tarafından bu dükkanların yıkım kararı verildiğini bütün Söke biliyor.

Dükkanları Belediye Başkanına ben yıktırmışım da, Sökespor bu nedenle gelir kaybına uğramış da…

Bakınız, Söke’nin kentsel olarak güzelliği, ticari olarak gelişimi, sağlıklı bir kent olma çabaları falan hiç önemli değil. 

Sökespor gelir kaybetmiş…

Söke Çayı’nı yıktıran ben olsaydım bunu büyük bir gururla çıkar  söylerdim. Bu hizmet benim için torunlarıma bırakılacak en büyük hizmet mirası olurdu. Bu onur Sayın Süleyman Toyran’a nasip oldu. Mahkeme kararını yerine getirerek kenti bir ucubeden kurtardı.

Sayın televizyoncu sen de benimle uğraşacağına Sökeli Vekilimiz başta olmak üzere siyaset kurumuna sor bakalım,  verdikleri sözü ne zaman yerine getirip bu Çay Projesini ne zaman hayata geçirecekler?

Aklıma geldi; sahi, benim öğretmenliğim seni neden bu kadar rahatsız ediyor? Sürekli olarak dile getiriyorsun. Öğretmen gazeteci olamaz mı? Öğretmen basın danışmanı da olabilir… 

Köfteci gazeteci ve televizyoncu nasıl oluyorsa…

 

Bu makale 697 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz