Ensar Turgut Tekin -  TRABLUS GARP VE ON İKİ ADALARI NASIL KAYBETTİK? - 4


Ensar Turgut Tekin -  TRABLUS GARP VE ON İKİ ADALARI NASIL KAYBETTİK? - 4

 

TARİHSEL BİR HATIRLATMA

Trablusgarp (Bingazi dahil) 1553’te Kanuni Sultan Süleyman Döneminde Turgut Reis ve Sinan Paşalar tarafından alınarak, Osmanlı İmparatorluğu’na katılmıştı. Böylece 1553-1912 yılları arasında tam 359 yıl Osmanlı egemenliği altında kalmıştı. İlk yıllarda imtiyazlı bir Sancak olarak örgütlendi. Turgut Reis’in ölümü üzerine Hükümet merkezi olan İstanbul ile ilişkileri gevşedi. İstanbul’dan 1600 Kilometre kadar uzaklıkta bulunması yönetimin özerk bir biçimde gelişmesini doğurdu. 1714 yılında Karamanlı Ahmet Paşa ile valilik bu aileden gelen kimselere geçmeye başladı. Valiler padişah’a geleneksel vergi ve hediyelerini göndermek dışında yönetimlerinde adeta bağımsız idiler. Osmanlı Devleti’nin kudretine güvenerek korsanlık yapmakta idiler. Akdeniz’de ticaret yapmakta olan devletlerden bazılarının güvenliği için valiye vergi vermek zorunda kaldıkları oluyordu. 1796’da Amerika Birleşik Devletleri de böyle bir vergiye bağlanmıştı. 1801’de bu verginin artırılmasının istenmesi yüzünden çıkan bir anlaşmazlık çeşitli savaş aşamalarından geçmek suretiyle 1815 yılına kadar sürmüş ve Amerikan İsteklerinin kabulü ile sonuçlanmıştır.

1798’de Napolyon Bonapart’ın, Mısır’a asker çıkarması üzerine Osmanlı Hükümeti Kuzey Afrika’daki eyaletlerine ve bu arada Trablusgarp Valisine gönderdiği bir emirle ellerinde bulunan araçların tümü ile Tulon ile İskenderiye arasında işleyen Fransız gemilerinin korsanlıkla durdurulmasını ve düşmanın geri hizmetinin aksatılmasını istemiştir.

1830’da Cezayir’in Fransızlar tarafından işgal edilmesi, bu olayı izleyen yıllarda Mısır’da Mehmet Ali Paşa’nın ayaklanması ve Trablusgarp’ta da kargaşalıklar çıkarması üzerine 1835 tarihinde Osmanlı Hükümeti işe karışarak Trablusgarp’ın imtiyazlı yönetimine son vermiştir. O tarihten bu yana Trablusgarp, hükümet merkezine bir vilayet gibi İstanbul’dan atanan valiler tarafından yönetilmeye başlanmıştı.NitekimOsmanlı Devleti’nin müttefikleri ile birlikte Kırım Savaşı ile meşgul bulunduğu sırada GIRMA adında bir şethin  kışkırtması ile geniş bir isyan 1855’te çıkmıştır. Bu isyanın nnedenleri arasında Osmanlı Devleti’nin çürük idaresi başta gelmekle beraber Fransız entrikalarıda etkili olmuştur. Güçlükle bastırılan bu isyandan sonra İkinci Meşrutiyet devrine kadar düzen bozucu olaylar arasıra çıkmaya devam etmiştir. İkinci Meşrutiyetin duyurulması üzerine toplanan Mebuslar Meclisi’ne Trablusgarp’ta mebus göndermiştir.

II. Abdülhamit’in uzun sürmüş olan istibdat devrinde Trablusgarp tamamen ihmal edilmişti.Memleketin kalkınmasına yararı dokunulabilecek hiçbir tedbire başvurulmamıştı. Abdulhamit ve yardımcıları Trablusgarp’ı ancak özgürlük savaşı yapanları göndermek için bir sürgün yeri olarak düşündükleri vakit hatırlamakta idiler.

II. Meşrutiyet’ten sonra Mebuslar Meclisine gönderilen Trablusgarp Mebusları memleketin acıklı durumunu belirterek yapılması gereken reformları belirtmelerine rağmen İstanbul Hükümetince hiç dikkate alınmamıştır.  Trablusgarp Vilayetinin kendi haline terk edilmiş durumu, Sömürge yarışına girmiş olan Batı Avrupa Devletlerinin dikkatini çoktan çekmiş bulunuyordu. Bunlardan İtalya,Trabulusgarp’a yerleşmek için Berlin Kongresi’ni izleyen yıllarda hazırlanmaya girişmiş ve ikinci Meşrutiyet’in duyurulmasından sonra fırsat beklemeye başlamıştır. İtalya, kolladığı Fırsatı  yakalayıncada anlattığımız gibi Trablusgarp Savaşını ilan ederek, işgale başlamıştır. Bir çok bölgeyide hiç savaşmadan elede etmiştir. Bu Osmanlı genç subaylarınca kabul edilmeyerek, başta Enver (Paşa), Mustafa Kemal (Paşa) ve diğer arkadaşlarının oraya gitmelerine neden olmuştur. Tarihte Trablusgarp Ruhu ve yeniden şahlanışın başlangıcı olayı olarak yeniden doğuşun başlangıcı işte bu olaydır. Tarihimizde Altın harflerle kayıt olan bu ruh ve mefküre Çanakkale, Sarıkamış, Sakarıya ve Kocatepe Destanlarının yazılmasında en güçlü amil olmuştur. İşte okumakta olduğunuz bu destanın kısaca tarihi anısı böyledir. Devlet ne zaman zayıf ve başarısız bencil yöneticilerin elinde kalmışsa Koskoca üç kıtaya köksalmış İmparatorluğun mutlaka bir dalı koparılmış bir kökü kesilmiştir. Ben bunları neden yazıyorum? Tarihte yaşadıklarımızı anımsayarak, hatalar yaparak, birlik ve beraberliğimize zarar vermeyelim. Dostumuza dost, düşmanımıza hep birlikte düşman olarak, zehirli yılanlar gibi ülkemize ve milletimize zarar vermeye çalışan düşmanlara karşı hep birlikte karşı koyalım ve gerekirse savaşlım.

TRABLUSGARP SAVAŞININ SONUCU: ON İKİ ADANIN İŞGALİDİR!

 İtalya bir çıkmaz sokak içinde tıkanıp kalmış durumda idi. Umduğunu İtalyanlar. Trablusgarp’ı kısa bir sure kızdırmak  ümidi kazanmak ümidi kalmadıktan sonra, prestijini de kısa zamanda  yitirmişti. İtalyan Hükümeti içine yuvarlandığı bunalımdan kurtulmak Adriyatik Kıyılarında bir ikinci cephe açmak suretiyle Savaşı Balkan Topraklarına yaymak suretiyle oralara bulaştırmayı amaçladı, ise de Avusturya’nın direnmesi karşısında vaz geçti. Daha sonra Doğu Akdeniz’ de bulunan on iki Adaya saldırmayı tasarladı.

Burada sözü edilen On iki Ada, Rodos, Kerke, Patnaş, Leros, Kalimn,  (Symi), Skarpantes, Piskoopi, Kaşot, inirli (Nisoris); Lipsos, Sömbeki, (Symi) adalar birliğinden oluşuyordu. Bu adalardan Rodos’un dışında kalanlarda esaslı bir Türk yerleşimi yapılmamıştı. Rodos’ta bile, diğer adalarda olduğu gibi halkın büyük çoğunluğu ise Rum’du. Adaların İtalyan DONANMASI TARAFINDAN DESTEKLENEN BİR ÇIKARTMA kuvvetine karşı savunması için Sözün kısası  herhangi ciddi bir faaliyet beklenmeyecek kadar güçsüzdü. Sözün kısası adalar zaten savunmasız olarak kendi hallerine bırakılmıştı. İtalya Doğu Akdeniz üzerinden Anadolu ile  Trablusgarp arasında yapılan taşımaları önlemek bahanesi ile 24 Nisan’da adaların işgaline girişerek, aşağı yukarı bir ay içinde bu adaların hepsini ele geçirdi. Bu İatalyan saldırısına  ciddi denilebilecek tek mukavemet Rodos’ta gösterildi. Adada bulunan 200 kadar Türk Askeri 14.000 İtalyan askerine karşı gerilla taktiğinin başarı ile yürütülemeyeceğine kanaat  getirdikten sonra, bir kısmı Anadolu sahillerine geçti. 930 asker ile 33 subayda teslim olmak zorunda kaldı.

Bugün bazı tarih bilgisinden yoksun olan konuşmacılar ve Politikacılar:” On iki Adaları, Yunanlılara İsmet Paşa Lozan’da verdi.” diyorlar. Oysa 12 adalar elimizden 24 Nisan 1911 tarihinde İtalyanların işgali ile gitti. Yunanlıların eline ise, 1945 yılında sona eren İkinci Dünya Savaşından sonra İtayanlardan alınarak Yunanistan’a verildi. On iki adalar, Misaki Milli Sınırları dışında kalmıştı. Bakınız Misaki Milli Sınırları Haritası. Lozan’da Yunanistan ile görüşmelere konu olan adalar on iki adalar değil; Ege Adaları’dır. Bu konuyu da tarihi seyri içinde zamanı ve yeri geldiğinde anlatacağız.

109 YIL SONRA YENİDEN Mİ TRABLOSGARP’A GİDECEĞİZ! 

Birinci Trablosgarp Savaşından 109 yıl sonra yeniden mi Trablosgarp’a gideceğiz? Mevcut Libya Ulusal Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti arasında yapılan bir yardım ve dayanışma anlaşmasına göre Türk Askeri, Libya Ulusal Hükümeti Ordusuna Askeri Eğitim ve Destek vermek amacı ile Eğer Libya’dan istek gelirse yeniden oraya Asker gönderecek mi? Bu henüz, kesinlik kazanmış bir olay değildir. İki ülke arasında tasarlanarak, planlanacak bir konu olduğundan kesinleşmeden henüz bir şeyler söylemek ve yazmak doğru olmaz! ÇÜNKÜ yanlış yazılmış bir yazı hem tarihi ve hem de bizi aldatmış olur. Onun için sonucunu öğrendikten sonra yazmak daha doğru olur.

TRABLUSGARP DENEYİ BİZE NELER KAZANDIRDI?

Acı ama anlamlı olan Trablusgarp Savaşı, bize ne kazandırdı? İşte bu sorunun yanıtı çok önemlidir. Bu savaş Genç Türk Subaylarına kendilerine ve ulusuna karşı öz güven kazandırdı. Türk ordusunda Enver Paşa ve Mustafa Kemal Paşalar gibi iki değerli subayın kazanılmasını sağladı. Halkımıza öz güven verdi. Türk ordusunca ilk kere kullanılan Gerilla Savaşlarını tanıma imkanı sağladı. Enver Paşa ve Mustafa Kemal paşa burada edindikleri gerilla savaşlarını ve halkı bilinçlendirme, örgütleme deneyimlerini Anadolu’da, Balkanlarda ve daha bir çok cephede uygulama imkanlarına kavuştular. Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’da Ulusal Kurtuluş Savaşını başlatarak, Yanmış ve yıkılmış bir İmparatorluğun küllerinden yeni ve modern bir devlet yaratt. Türk Savaş Tarihinde Kuvay-i Milliye ruhu ve halkın vatan anlayışı ve savunması düşüncesi bu savaşta doğdu ve Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’da zirve yaptı. Bu ruh ve  uyanış bütün dünya mazlum uluslarına örnek oldu kurtuluşlarını sağladı. Çanakkale, Sakarya, Sarıkamış Kocatepe ruhunu yarattı .Dünya da sömürgeciliğin önüne aşılması en güç engelleri koydu. Bu yaratma gücü iki genç Türk subayı tarafından Enver ve Mustafa Kemal gibi iki dâhinin Bingazi ve Derne’de yaptıkları direniş ve kazandıkları zaferlerin sonucu ile bütün dünyaya yayılmıştır. Gençlerimiz bu şahane tarih yapraklarını okuyarak, gıdalanmalarını amaçlayarak yazdık. Bundan sonraki bölümede ise Birinci Dünya Savaşı Yıllarındaki Türk Cephelerini anlatacağız. Çünkü halkımızın yakın tarihini bilmesi önemli bir zarurettir.

 

SON…

 

Bu makale 326 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz