Ensar Turgut Tekin - EN ACI TÜRKÜ SARIKAMIŞ!


Ensar Turgut Tekin 

 

EN ACI TÜRKÜ SARIKAMIŞ!

 

ERZURUM DAĞLARI KAR İLE BORAN

“Erzurum dağları kar ile boran,

Sardı yüreğimi dert ile verem.

Siz de bulunmaz mı bir kâğıt, kalem,

Yazıp hallerimi yara bildirem!”

 

Kış geldi mi, Erzurum dağları karlı, tipili günler yaşar. Palandöken, Karga pazarı, Kaçkarlar, Allahuekber Dağları, Soğanlı Dağları, Yalnızçam Dağları bir başka olur. Yol geçmez, kervan yürümez kardan borandan. Ama sarayın yakışıklı damadı Enver Paşa bu dağlarda ocak ayında ordu yürütecek! Kararı kesin. Kılıcının hem önü, hem arkası kesiyor. Bu hırsla İstanbul’dan kalkar Erzurum’a gelir.

Erzurum’da 3. Ordu Komutanlığı karargâhında bir toplantı yapar. Toplantıya başta 3.Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa dâhil bütün kurmay subayları katılırlar. Enver Paşa:

-Arkadaşlar, buraya Sarıkamış’ı, Kars’ı, Ardahan’ı ve Batum’u almaya geldim. Ben hazırım sizlerde hazır mısınız? Hasan İzzet Paşa:

-Paşam biz hazır olsak bile, doğa hazır değil. Kışın ortasındayız. Dağlar karlı, boranlı. Bu mevsimde bu dağları aşamayız. Ben baharı beklemeyi öneriyorum.

Deneyimli ordu komutanı Hasan İzzet Paşa doğru söylüyordu. O paşalığa savaş meydanlarında alın teriyle gelmişti. İşi biliyordu. Erzurum ve Sarıkamış İstanbul’a çok uzaktı. Savaşın uzun sürmesi halinde İstanbul’dan buraya takviye zor olurdu. Askere, yiyecek, giyecek, silah, cephane gerekecekti. Bunlar oraya nasıl getirilecekti? Hasan İzzet Paşa bunları düşünüp ordusunu ateşe atamazken; Enver Paşa saraya, partiye ve dostları Almanlara verdiği sözleri yerine getirmek için şöyle diyordu:

-Hasan İzzet Paşa korkuyor. Ben buraya 93’te Ruslar’a verilen yerleri geri almaya geldim. Asker için aşılamaz dağ, alınamaz kale, ulaşılamaz hedef yoktur! Hasan İzzet Paşa’yı Üçüncü Ordu Komutanlığı’ndan alıyorum. Orduya bizzat ben komuta edeceğim. Herkes savaşa hazır olsun! 

Cenap Şahabettin der ki: “Yüksek tepelerde hem kuşa hem de yılana rastlarsınız. Oraya biri uçarak, diğeri sürünerek çıkmıştır.” Enver Bey binbaşılıktan paşalığa sırtını politikaya, saraya dayayarak kuş gibi uçarak çıktığı için savaşın ne olduğunu bilemez! Hele kış ortasında karlı, boranlı Erzurum dağlarının nasıl aşılacağını hiç bilemez! Bilse bu ölüm emrini vermezdi. Hasan İzzet Paşa ise savaşı bildiği bu doğayı tanıdığı için gayet mantıklı olarak baharı beklemeyi önermişti.

                                                        ***

Hırs bürümüştü gözlerini, karı, kışı, boranı göremiyordu. Enver Paşa Köprüköy’e sınıra geldi. Doksan bin kişilik üçüncü orduyu Allahuekber ve Bardız Dağları’na sürdü. Türk askeri, komutanının emrini yerine getirmek için kar ve boran olan “ bu  karlı  dağları  nasıl aşacağız, bu  karakışta  kıyamette? “demeden, düştü yollara. Allah neyi nasip etmişse, onu yaşayacaktı.

Asker söylüyor türküsünü:

 

“Kalktı sancak-ı-şerif, tuğlar yürüdü,

Kalmadı yürekte derdim, al  geyip  dağlar yürüdü,

Al Osman çekmiş  askeri kâfir üstüne,

Nice canlar şehit oldu, dövüşür sağlar yine”

 

Türk askeri bu, vatanı kurtarmak için karı, kışı, yağmuru, tipiyi engel görmez. Vurur  kendini  Karaurgan’a, Bardız’a, Allahuekber’e! Sığınır Yüce Allah’a. Dağ demez, kar-buz demez, soğuk-sıcak demez, yağmur-yaş demez başlar dağlara tırmanmaya. Ama gel görkü bu dağlar, öyle kolay aşılmıyor. Erler dalıyor boyları derinliğinde olan kar yığınlarına. Yumuşak pamuk sanırsın upuzun uzayıp giden karlı dağları. Yumuşak, ak örtülü döşek sanırsın bu dağları ama dondurur insanın iliklerini, kanını. Buz tutar soluğunuz bıyıklarınızda buzlar oluşur. Ayak parmaklarınız donar, o pamuk sandığınız karlar içinde. Hele birde eserse tipi, işte o zaman yamandır haliniz. Gözlerin savrulan kardan tipiden gideceğin yeri görmez. Kızgın bir alev gibi yalar geçer ayaz. Yakar suratını, ama sen anlayamazsın. Bir uyku sarar bedenini. Seni uyutmak ister. Çünkü kanın damarlarında dolaşamaz hale gelmiştir. Uyutur insanı, sonra boğar tipi. Bunu her asker bilmez. Hele savahil iklim çocukları hiç bilmez. Bu uyku onları öylesine sarar ve kuşatır ki, insan ister istemez bu uykuya teslim olur ve hiç uyanmamak üzere dalar bu sonsuzluk uykusuna. Bir kere uyudun mu, uyanamayacaksın bu ölüm uykusundan. Uyursan uyuyacaksın ebediyete kadar, bu dağların tepesinde. Çantanda azığın donar, yiyemezsin! Mataranda suyun donar, bir yudum olsun içemezsin! Sırtında gömleğin donar, ısıtamasın! Sarayın yakışıklı damadı Enver Paşa ne bilir bunları? Sarayın şatafatlı odalarında kışlayan bu delikanlı, bunca vatan evladını kışın ortasında salar bu amansız dağlara! Sonra derki: “ Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir. Zaten gün gelecek öleceklerdi. İnsan hayatında bir kere ölür. Oysa korku içinde bin kere ölür. Ölmek var, dönmek yok!” Onlarda öyle yaptılar, dönmek isteseler de dönemediler. 

Onlardan bize acıklı öyküler kaldı. Onlardan bize acılı destanlar kaldı. Sarıkamış Ormanlarında çamlar selvi boyludur. Doksan bin genç gençliklerini, güzelliklerini o çamlara verdiler. Şıvga, narin ve güzel. Ruhları şad olsun.

Tarihimizde en acı Türkü Sarıkamış!

 

Bu makale 374 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz