Ensar Turgut Tekin - KEMALPAŞA MAHALLESİNİ KORUMA VE YAŞATMA PROJESİ


Ensar Turgut Tekin

 

KEMALPAŞA MAHALLESİNİ KORUMA VE YAŞATMA PROJESİ  

                                                            

TURİZM SEKTÖRÜNÜ KENTE TAŞIYACAK ÖNEMLİ BİR PROJE DEV ADIMLARLA İLERLİYOR!  (KEMALPAŞA MAHALLESİ KORUMA VE YAŞATMA PROJESİ)

                                                                                

Bu proje, 2004 tarihinde dönemin Belediye Başkanı Necdet Özekmekçi tarafından gündeme getirilerek uygulama alanına kondu.

AMACI: Tarihi ve Kültürel Mirasımızı temsil eden Kemalpaşa Mahallesi restorasyon uygulaması ile özgün kimliğini yakalayacak, aynı zamanda ulusal ve uluslar arası düzeyde tanınırlığı sağlanarak kültür turizmine hazırlanacak, alt yapı iyileştirmeleri ile sağlıklı bir çevreye kavuşacak ve turizmin çeşitlenerek bölgenin ekonomik kalkınmasına önderlik edecektir.

BU PROJE 2014 yılına kadar geçen on yıl içinde çok önemli aşamalar kaydederek, bugünkü seviyeye gelmiştir. “TARİHİ ÇEVRE VE TURİZM BAŞLIĞI” altında tüm ayrıntıları ile tanıtılan proje önemli aşamalar kaydetmiştir. 2004 yılında Koruma amaçlı uygulama İmar planı çalışması ile başlayan süreç, bugün Kemalpaşa Mahallesi sokak ve çevre iyileştirme uygulaması ile devam etmektedir.

NEDEN KEMALPAŞA MAHALLESİ?

KEMALPAŞA MAHALLESİ, Söke’nin en eski mahallesidir. Bu mahallede  geçmişte iki halkın insanları uzun yıllar boyunca birlikte yaşamışlar ve iki halkında kültürlerinden, zevklerinden sanatlarından oluşan bir ortak tarihi mirastan kalma izler ve hatıralar vardır. Ne yazıkki uzun yılların ihmalleri ile bu ortak miras ölmeye zaman içinde kayıp olmaya başlamıştı. Bunu fark eden belediyemiz çok önemli bir koruma ve restorasyon projesi geliştirerek uygulamaya koydu. Bugün bu proje meyvelerini vermeye başladı. Daha önce koruma altına alınan konaklar ve binalar, Mimar Mine Şavkay ve ekibince temizlenerek, restore edildikten sonra asıl üslubu ile ortaya çıkınca paha biçilmez eserlere dönüşüyor. Kapılarında ki motif ve işlemeler birer sanat şahaserleri olarak ortaya çıktıkça göz doldurmaya başlıyorlar. Geçmişten günümüze yaşları yüzden fazla binalar yeni doğmuş bebekler gibi ışıldayarak bizlere gülümsiyorlar. 11 Mayıs 2017 Berat Kandili nedeni  ile projenin mimarı Mine Şavkay Kavas Dede Türbesine bir Fatiha okumak için ziyarete  gelmiş. Orada eşimle tanışmışlar. Eşime Kavas Dede hakkında bazı sorular sormuş. Eşimde, “ben, fazla bilmiyorum. Karşıdaki kitapçı dükkanında eşim emekli öğretmen Ensar Turgut Tekin, bunun hakkında araştırmalar yapıyor. Ona sorarsanız size bilgi verir.” Böylece Mine hanım  yanıma geldi. Rahmetli babası Kaya Şavkay Bey’i Kuşadası Turizm Müdürü olduğu yıllardan tanıyordum. Kuşadası’na çok emek vermiş değerli bir insandı.1960’lı yıllarda Kaymakam Özer Türk ile birlikte kurdukları bir ekiple Kuşadası’nı yeniden inşa ederek o yılların çok güzel bir turizm kenti yapmışlardı. Ne yazıkki o güzel kenti, onlardan sonra gelen yöneticiler öldürdüler. Kuşadası’nı bugünkü yaşanmaz hale getirdiler. Müjgan hanım ise Mine hanımın annesidir.1952 yılından bugüne kadar Kuşadası’nda yaşamaktadır. Kaya bey ve ekibinin icraatlarını o yazdığı kitabında şöyle anlatıyor:” 1952-1995 yılları arasındaki Kuşadası’nı duygularımla, araştırmalarımla, röportajlarımla gelecek kuşaklar için iddiasız olarak yazarak “KUŞADASI” adıyla bir kitap yaptım. Yeni kitapları elime geçtiği zaman, bu konuya da YENİDEN DAHA GENİŞ yer vereceğim. Şimdilik biz esas konumuza dönelim. Söz Kavas Dede’den açılınca  bugün restorasyonu tamamlanmış 19 Mayıs 2017 Cuma günü açılışı yapılacak olan “İBRAHİM HİLÂLÎ UZBEK KONAĞINA ve taşıdığı gizeme dönelim. Biz bu konağı, şimdiye kadar hep “NUH BEY” konağı olarak biliyorduk. işte bu konağın bodrumu temizlenirken konağın bahçesi seviyesinde olan penceresinin birinin içte ve dıştan birer duvarla örülüp kapatıldığı görülüyor. Bu duvarın sökülmesi ve aslına uygun restorasyonunun gerçekleşmesi için duvarı söküyorlar ve pencerenin boşluğu içinde bir erkek iskeletinin kemiklerini buluyorlar.

Bu kemiklerin neden bu boşlukta saklandığını ve niçin saklanılması gerektiğini henüz bilmiyoruz. Ama araştırmalarımızı derinleştirince Allah’ın izniyle bunu çözmeye ve aydınlığa kavuşturacağız. Tam o pencerenin odasında çakan şimşeke benzer bir ışık görüyorlar ve bu ışığı cep telefonu ile kayıt altına alarak görüntülüyorlar. Ayrıca başka odada bir yaşlı insan silüetini görüyor ve onları görüntülüyorlar. Daha önceleri görülen ışıklar insanlar tarafından görüntülenmiyordu. Çünkü bu görüntüleri anında kayıt yapacak dijital sistemler yoktu. Ama şimdi cep telefonları bu işi çok iyi yakalıyor ve görüntülüyorlar. Kavas Dede ile ilgili yaptığım araştırmalar sırasında bana ,  “Dedenin türbesinin üzerinde ışık” gördüklerini söyleyenler vardı. Ben, bunu objektif olarak değerlendiremiyordum. Nedeni şu idi bu kanıtı belgeleyeceğim bir aracım yoktu. Bundan  beş yıl önce 2015 Ocak ayında Almanya’dan Türkiye’ye gelen Sökeli bir yurttaşımız, bir gece saat 24 ila  1 arasında Değirmen Caddesinde evlerine giderlerken Kavas Dede Türbesi’nin üzerinde bir ışık topu görüyor. Almanya’dan gelen, arkadaşına diyor ki:

-Ben, elimdeki cep telefonu ile bu ışığı kayıt edeceğim, diyor ve kameranın düğmesine basıyor. Işığı gözden kayıp olana kadar kayıt altına alıyor. Ertesi günü sabah erkenden yanıma geldiler, gece gördüklerini anlatarak, kaydettikleri ışığı bana gösterdiler. IŞIK UÇAN DAİRELER BİÇİMİNDE VE GÖKKUŞAĞI RENKLERİNE SAHİPTİ. Dedenin üzerinden yükselip Bağarası istikametine doğru gitti ve göz menzilinden çıkınca kayıp oldu. Bu yapay bir görüntü değildi. Zahiri olamazdı. Gerçekti. Demekki şimdiye kadarki insanların gördükleri ışık olayı gerçek miş te, ispat edemiyorlarmış. Şimdi bu konakta çekilen görüntüler, bilgisayarlarda kayıtlıdır. Dileyen herkes gidip görebilirler. Temizlik sırasında Halveti Tarikatına ait kullanılan bazı hamur tekneleri ile bir fotoğraf bulunmuş. Fotoğraf “ELHAC AHMET HİLÂLÎ UZBEK” e  aitmiş. Bu zatın bir “halveti Şeyhi” olduğu sanılıyor. Bu konağın sahiplerini araştırdıktan sonra daha gerçek bilgilere Allah’ın izniyle ulaşacağız. Şimdi biz burada konumuza bir nokta koyarak, bu iskelet kalıntısı kemiklere ne olduğunu görelim. Mimar Mine hanım beni konağın bahçesine götürdü. Çok güzel işlenmiş bir bahçeye girdik. Kalın bir dut ağacının dibine bir mezar kazarak, o kemikleri bu mezara gömmüşler. İnsana rahatlık ve huzur veren bir mezar olmuş. Üzerine renk renk açan güller dikmişler. Şu anda sanki bir gül bahçesi. Mine Hanım diyor ki:

-Hocam bu güller, hiç solmadı. Yaprakları kurumasına rağmen güller solmadı ve öyle kaldılar. Söylendiğine göre Uzbek ailesi Söke’ye Girit’ten’ gelmişler. Yine söylentiye göre “ELHAC AHMET HİLÂLÎ UZBEK” GERÇEKTEN BİR HALVETİ ŞEYHİ VEYA MÜRİDİ İSE BU KONAK BİR KÜLTÜR VE İNANÇ TURİZMİ İÇİN ÖNEMLİ BİR KAZANÇ KAYNAĞI OLABİLİR. Bu Konağın bodrum katındaki mezara komşu olan odanın bir Halvethane biçiminde düzenlenmesi uygun ve yararlı olur. Şimdi anlatacağımız HALVETİ TARİKATI ve bu tarihi kültürü görmek ziyaret etmek için Türkiye’nin bir çok yerinden insanlar buraya geleceklerdir. Konağın diğer katları da konuk ağırlama, yedirme, yatırma olarak değerlendirilebilir. Türkiye’de böyle ziyaretgahlar ve inanç turizmine hizmet veren bir çok yer vardır. Artık tarihe mal olmuş, bugün bir kültür mirası olarak yaşayan Tarikat binalarından bir inanç ve dini turizm kaynağı olarak yararlanmakta Tekkeler ve Zaviyeler Kanununa da ters  düşmez. Yasanın hukuki boyutları incelenerek, ilgili makamlardan izin alınarak sadece turizm ve kültür amaçlı olarak değerlendirilebilir. Bu konu Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ortaya konan bir prosedür ile açılışına izin verilebilir.

 

Bu makale 346 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz