Ensar Turgut Tekin - TEKKE, TARİKAT VE ZAVİYELERİN KAPATILMASI!


Ensar Turgut Tekin 

 

TEKKE, TARİKAT VE ZAVİYELERİN KAPATILMASI!

 

BU MAKALEYİ NEDEN YAZDIM?

Bu tür makale ve yazılarım yayınlandıktan sonra beni tanıyan ve yazılarımı okuyan bir çok okuyucum ve bizzat gelerek veya telefon ederek teşekkür ediyorlar. Bir çoğu bu tür bilgilendirici araştırmaların yapılmasını istiyorlar ve diyorlar ki “Kökü mazide kalmış olayları, okuduğumuz zaman geleceğimizi daha iyi görebiliyoruz!” Bu varsayımdan yola çıkarsak önümüze bu makaleyi neden yazdığımın yanıtı da çıkmış oluyor. 

Çünkü; Mazisinden haberi olmayan uluslar hal ve istikbali için hayırlı bir yol tayın edemezler. Bu nedenle maziyi her tür olayları ile şahsiyetleri ile eserleri ile tetebbü (Bir şeyi detaylı olarak incelemek) araştırmak  lazımdır. Ben bu yazımla ne tarikatları yermek ve ne de onları övmek gibi bir gayrete düşmeyeceğim. Yalnız bunların tarihe mal olmuş gerçeklerini objektif olarak, yansız olarak araştırdım, elde ettiklerimi yine tarihin verileri doğrultusunda ortaya koydum. Bunu yaparken de hiç birini ne övdüm ve nede yererek eleştirmedim. Yalın ve akıcı bir dille anlattım. Makaleyi sevdiren ve çok insana okutanda bu duygu  ve düşünce olsa gerekir. 

Benim yaptığım şu oldu: Tarihe mal olmuş gerçekleri objektif olarak araştırdım, inceledim, bulgularımı güncelleştirip herkesin anlayacağı bir dil ve üslûpla ortaya koydum.

Türkiye’de tarih boyunca çeşitli tarikatların zaviyelerin ve müritleri ile şeyhleri yaşamıştır. Yaşamış olduklarını tarihimiz acısı ile tatlısı ile yazmaktadır. Ben bu tarih mezarlığına yeniden girip, onları  rahatsız etmeyeceğim. Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiyesiyle beraber ümmet devrine de son verilerek, modern dünyanın benimsediği vatandaşlık sistemine geçildi. Yeni Türkiye asri ve Laik bir Cumhuriyet ve Hukuk devletidir. Cumhuriyet yönetimi ile tarih sahnesine çıktı. Artık eski kurumlar ve kuruluşlarla bu Cumhuriyet yürüyemezdi. Bu eski kurum ve kuruluşların yerine yenilerinin kurulması  icab ediyordu. Bu ihtiyacı duyan ve  Türk Devrimlerinin önderi ve yeni devletimizin kurucusu ve Cumhurbaşkanı olan

Atatürk, Ümmet ve cemaatler devrinden kalan bu kurum ve kuruluşların Cumhuriyete uygun olmadıkları için bertaraf edilmesini ve ortadan kaldırılmasını istiyordu. Artık asri bir çehreye bürünmüş yeni Türkiye’nin “Şeyhler, dervişler memleketi miskinler yatağı olamayacağını bir söylevinde açık açık dile getirdi ve meclisin buna bir çare bulmasını önerdi. Miskinler ve tembellerin yuvaları haline gelmiş olan tekke ve zaviyelerin kapatılması ve tarikatların kaldırılmasının zamanı geldiğini vurguladı. Bu münasebetle Atatürk bir söylevinde bu konuyu şu sözlerle dile getirdi ve T.B.M. Meclisine yönlendirdi:

“ –Artık, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Şeyhler, dervişler, Müritler ve Cemaatlar devleti ve memleketi olamaz! Tekkeler ve zaviyeler her ne  hal ve şartlarda olursa olsun kapatılacaklardır!” Bunun üzerine T.B.M. Meclisine 30 Kasım 1925 tarihin de tekkelerin ve zaviyelerin kapatılması ile ilgili bir yasa teklifi sunuldu. Bu kanun teklifi T.B.M. Meclisinde görüşüldü ve kabul edilerek çıkarıldı. Bu kanun kabul edildikten sonra çıkan bazı cırlak seslere Atatürk bir söylevinde şu yanıtı verdi:

“-Türk milletinin milli birliğini kurmak amacı ile bütün tarikatları kaldırdım. Çünkü onlar, ayrı ayrı cemaatlar halinde, İmparatorluğun devamı müddetince milli birliğimizi bozmuşlar ve bir hiç uğruna kardeşi kardeşe düşman etmişlerdir. Yeni Türkiye Devleti ile Türk milletinin milli birliği kurulacaktır. Artık birbirlerinden ayrı zümreler yaşatılmayacaktır! ”Ehli Sünnet, Alevilere; her tarikat mensubu da diğerlerine kötü gözle bakıyor, şeyhlerine bağlanıyor, kendi  adet ve örfleri ile yaşadıklarından, Türk Milleti tek bir vücut halinde millet devrine giremiyordu. Laik Türkiye ile bu ayrılıklar kaldırıldı. Yurttaşların din ve mezhepleri  ne olursa olsun eşit haklara kavuşturuldu, rtık Yeni Türkiye’nin çehresi, zihniyeti tamamen değişti. Çeşit çeşit külahlı, renk renk elbiseli elleri teber keşküllü dervişler ortadan kayboldular. Bu suretle bütün tarikatlar günahları ile sevapları ile tarihe mal oldular. Allah hepsine rahmet eylesin.

 Meraklılarına, Türkiye’de bu dalda yazılmış bir çok kitap vardır. Ama en kapsamlı ve geniş olanı, Ünlü Tarihçi Enver Behnan Şapolyo’nun yazdığı 1964 tarihli Türkiye Yayınevinin bastığı “MEZHEPLER VE TARİKALAR TARİHİ” adlı yapıttır. Bu kitap,500 sayfa ve birçok tarihi resim ve belgelerden oluşuyor.

Bir Başka kaynak ise Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunşçarşılı’nın 6 ciltten oluşan “BÜYÜK OSMANLI TARİHİ” dir. Bu yapıtı da Türk Tarih Kurumu bin bir emek vererek yayınladı. Üçüncü kaynak ise, Ord. Prof. Enver Ziya Karal’ın yönetiminde yine Türk Tarih kurumu tarafından bastırılan on ciltlik “BÜYÜK OSMANLI TARİHİ” dir. Bu  konuyu araştırırken bu yapıtlardan çok yararlandım. 

Ne yazık ki, Yeni Türkiye döneminde de bazı şeyhler rahat durmamış Cumhuriyet döneminde de isyanlar çıkarmışlardır. Bunların ikisi dış kaynakların yönlendirip, planlandırdıdığı için çok önemlidirler. Bunlardan Biri Şeyh Sayid  İsyanı diğeri ise bir başka adı ile Dersim veya Şeyh Rıza İsyanıdır. Bunlardan Şeyh Sayit İsyanının arkasında İnglizler vardı. Atatürk Lozan’da çizilmemiş, fakat Misak-i Milli sınırları dışında kalan Musul ve Kerkük olayı; Şeyh Rıza İsyanında ise arkasında Hatay sorunu vardır ve akıl veren ve destekçileri ise Fransızlardır. Allah nasip ederse bu isyanları da yazarak anlatacağım. Çünkü bu konular günümüzde çarpıtılarak kardeşi kardeşe düşman ettirmede kullanılıyor ve siyasilerce malzeme yapılıyor. Halkımız öğrenirse bu tür oyunlara asla gelmezler.  Bugün başımıza bele olan bir Kuzey Irak ve Suriye Sorunu varsa bunların arkasında hep Lozan’dan sonra Misak-i Milli sınırları dışında kalan topraklarımızda üstlenen terör örgütlerinden kaynaklanmaktadır. Dün nasıl ki İngilizler bir ŞEYH SAYIT İSYANI çıkarmışlarsa, ve Fransızlar bir Şeyh Rıza ve DERSİM İSYANI çıkarmışlarsa; bugünde yine Fransızlar, İngilizler ve daha doğrusu batılılar Türkiye’yi bölmek, parçalamak için bir Kürt sorunu ortaya atarak kardeşi kardeşe öldürtüyorlar. Amaçları Anadolu’yu ve Ortadoğuyu ellerine geçirmek. Ama Allah’ın yardımı ve desteği ile bu kardeş halkı asla bölemeyecekler ve Ordusunu yenemeyeceklerdir! Atatürk’ü bu reformları yaptığı için kınayanlar ve ona düşman olanlar ne yazık ki bugün onun kurduğu devletin Millet Meclisinde oturuyorlar. Bu insanlar, bu devletin parçalanmasından ne umuyorlar? Bu gün Koca Türkiye’nin her yerinde özgürce birinci sınıf vatandaşı olarak yaşarlarken, bölünüp parçalanmaktan ne ellerine geçecek? Batılıların oyunlarına gelerek Haçlılara uşak olmak istiyorlar mı? Elbet böyle bir zillete düşmek istemezler. Aklı başında olan vatandaşlarımız elbette bu oyuna gelmeyecekler. Bunun için Atatürk’ü, ilkelerini, devrimlerini, yapmak istediklerini çok iyi anlamak gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Güneydoğu Anadolu’ya Türkiye Tarihinin en büyük yatırımı olan GAP PROJESİ’ ni kazandırdı. Çöllere hayat veren bu proje neden yapıldı? Orada ki kardeşlerimiz kendi vatanları ve  toprakları üzerinde rahatça yaşasınlar diye yapıldı. Bu proje Türkiye’ye önemli bir değer kazandırdı. Ama gel gör ki Türkiye’nin büyümesini, kalkınmasını istemeyen batılılar, Osmanlı’yı yıkarken oynadıkları kalleşçe oyunları bu kerre Türkiye’yi yıkmak için, Sen Kürtsün, Sen Türksün, Sen Sunisin, sen alevisin gibi suni ayrımları yapmaya devam ediyorlar. Çünkü onların felsefesinde : “Ayrıştır, böl, parçala ve yık anlayışı vardır!” Çünkü bölünmüş, parçalanmış bir milleti yıkmak kolaydır. Seni kandırır, amaçları uğrunda kullanır ve daha sonrada bir paçavra gibi atarlar. Kardeşlerim asla bu oyunlara gelmeyelim. Dost ve kardeş bir milletin evlatları olarak, hep öyle kalalım. Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Suriye çöllerinde Sakarya’da, Dumlupınar’da verdiğimiz şehitlerimizin ruhlarını incitmeyelim. Atatürk’ün Millet anlayışı, Yurttaş anlayışı ve ilkeleri , devrimleri bize ışık olmakta yeterlidir. Milletine, vatanına ihanet içinde olan bölücülerin sözlerine eylemlerine satılmışlıklarına asla inanmayalım! TÜRK  MİLLETİ, ırkı, dini, mezhebi her ne olursa olsun birdir ve hepsi birinci sınıf vatandaşlar ve kardeşlerden oluşmaktadır. Bunların dışındaki çabalar boşadır, milleti parçalamak devletin halkını batılıların elinde köleleştirmekten başka bir şey değildir. Bakın bu konuda Atatürk’ün bize bir çok önerisi ve söylevleri vardır. En güzeli ise Nutuk’un sonundaki “GENÇLİĞE HİTABESİDİR!” bunu iyi okuyun. Ne demek istediğini açık açık görürsünüz. Bakın bir konuşmasında ise şu çarpıcı öneriyi söylüyor:

“Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar!”

İşte parola budur. Birlik ve beraberlik içinde kardeşçe çalışıp, yaşamak ve üretmek birlik beraberlik içinde yaşamaktır. Bunun dışında başka yolumuz yoktur. Bölünmek, parçalanmak ise düşmanlara uşak olmak, yem olmak demektir!

 

Bu makale 389 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz