Ensar Turgut Tekin - İNSANİ BİLİMLER VE EDEBİYAT'TAN YARARLANMA!


ENSAR TURGUT TEKİN

e-mail: tekinensarturgut@gmail.com

Tel: 0 506 362 94 29

 

İNSANİ BİLİMLER VE EDEBİYAT’TAN YARARLANMA!

                                                

İnsani Bilimler ve Edebiyatın hedefi, toplumun, insanlığın kültürel ve toplumsal mirası hakkındaki bilgi dağarcığını genişleterek toplumları ve bireyleri inceleme becerileri kazanmalarını sağlayarak, uluslararası bir kariyere ancak Uluslararası bir eğitim ile hazırlanabiliriz. Bazıları, “Arapça varken, Batı Dillerine ne gerek vardır!” diyorlar. Kendilerini aydın sanarak, her şeyin Arapça ile olacağını sanıyorlar. Arapça, bizde sadece dinimizle ilgili bilgiler verir. Bunun ötesindeki Pozitif bilimleri biz ancak batı ülkelerinin dillerinden ve edebiyatlarından alabiliyoruz. Uluslararası bir kariyere ancak Uluslararası bir eğitim ile hazırlanabiliriz.

İlimiz Aydın Arkeoloji ve Sanat Tarihi bakımından Çok değerli eserler ve kültürlere sahiptir. Bu değerli varlıklardan yeteri kadar yararlanamıyoruz. Oysa bizden çok daha az arkeoloji ve Sanat Tarihi varlıklarına sahip olan Yunanistan ve İtalya bu tarihi mirastan bizden daha çok yararlanıyorlar.

Çağımızda Arkeoloji ve sanat Tarihi, arkeoloji, arkeolojik bilimler, Sanat Tarihi, kültürel miras yönetimi, müzecilik gibi farklı bilim dallarını birleştiren bir eğitim ve tanıtma hizmeti sunuyor.

Bu bilimler ise Türkiye’nin Prehistorya, Tunç Çağı, Grekoromen, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı mirasını ilgilendiren önemli kültür varlıklarımızı içeriyor Ülkemizin Coğrafi konumunu çevreleyen Akdeniz, Yakındoğu Avrupa dünyasının Sanat ve Arkeolojisi hakkında bilgi edinmesini sağlamaktadır.

Sanat Tarihi alanında uzmanlaşmak isteyen herkese Bizans, Selçuklu ya da Osmanlı sanat ve mirası alanında öğrendiklerini, müze ve kültürel miras projelerinde staj yaparak çevreye ve insanımıza yararlı olabilirler.

İlimiz Aydın Arkeoloji ve Sanat Tarihi varlıkları bakımından çok zengin bir Antik Çağ mirasına sahiptir. Bunu anlamak ve anlatabilmek için Sanat  Tarihi ve Arkeoloji dillerine ve kültürlerine sahip olmak gerekir. Bu ise zorlu bir eğitimi gerektirir. Yoksa, “Arapça varken başka dillere ne gerek var!”  demekle bu iş olmaz. Bunu söyleyenler cahil insanlardır. Bugün Sanat eseri olarak çağları aşarak bize kadar ulaşan heykellere PUT gözüyle bakan bilgisiz ve cahil insanlardır. Belki bir zamanlar haşa onlara ilah diye tapılmış olabilir. Ama o yıllarda insanlar bugünkü kadar ulaşım, haberleşme, iletişim, eğitim ve enerji imkanlarına sahip değillerdi. Atalarından gördükleri gibi yaşıyor, onların inandıklarına inanıyor, onlar gibi yaşıyorlardı. Ancak Tanrı tarafından gönderilen peygamberler ve gelen kitaplarla yönetilen bazı kavimler vardı. Onlarında sayıları çok azdı. Eğitim Psikolojisinde çok dengeleyici bir cümle var. O cümlede derki: “Akan bir ırmağa, bir kova su götürün ve deyin ki ey kovanın suyu, seni bu ırmağa dökeceğim. Ama sen, bu ırmağın tersine akacaksın! O bir kova su, bu ırmağın tersine nasıl akamazsa, bir toplumu oluşturan bireylerde o toplumun tersine akamazlar. Ne ise biz yine konumuza dönelim. Bu zenginlikleri yeteri kadar anlayıp anlatabilmek, başkalarına tanıtmak için ilgililerin Eski Yunanca, Latince, Osmanlıca gibi dilleri bilmeleri şarttır! Arapça bilmek, bu dilleri bilmek anlamına asla gelmez. Bunları öğrenmekte tıpkı Arapça gibi dersler alarak arkeolojik kazı alanlarında Uzman arkeologlarla çalışarak öğrenilir. Bu öğrenme ise kolay çözülecek cinslerden problemler değildirler. Ancak arkeoloji kazı alanlarında yapılan müzakereler ve uygulamalarla öğrenilir. Ancak uzman kişilerin ve bilim adamlarının çalışmaları ile öğrenilir.

İnsani Bilimler ve Edebiyat ile çok heyecanlı bir başarıya sahip oluna biliyor. Bu bilimlerin insana kazandırdıkları ile günümüzden beş bin yıl önce yazılmış yazıları ve bu yazıların yazıldığı taşları konuştura biliyoruz. Buda bize geçmişi, insanlığın tarihini ve yaşam öykülerini anlatıyor. “Arapça varken, başka dillere ne gerek var” diyen cahil zihniyete bu konuları nasıl anlatabilirsiniz! Kur’an da Derki: “ sizlerden önce yeryüzünde yaşayanların yurtlarını gezinde görün ve onların nasıl helek olduklarını anlayın mealinde ayetler vardır. Eğer bizler o insanların dillerini, kullandıkları yazılarını çözemezsek, onların yaşamları hakkında nasıl bilgi sahibi oluruz? Bugün, o zihniyet, o insanların bin bir emekle yaptığı heykellere put gözüyle bakar ken , sanat eserlerine taş yığınları gözüyle bakarken biz ilk insanlardan kalan bu tarihi mirası nasıl dillendirerek, turizmde bir kaynak olarak kullanıp değerlendirebiliriz.

İnsani Bilimler ve edebiyat ile çok heyecanlı bir başarıya olabiliriz. Uluslararası düzeyde bu konularda araştırmalar yapan öğretim üyelerinin olduğu Türkiye’nin Aydın İli olarak en iyilerinden bölgemizdeki tarihi ve kültürel miras olan arkeoloji ve sanat tarihi verilerinden yararlanması gerekir. Dünya da örneklerinden en iyilerinin arasına girmesi gerekir. İşte o zaman daha çok ülkemize turist gelir.

Her konuda yaptığı isabetli önerilerde olduğu gibi bu konuda da şu öneride bulunuyor:

“-Gözlerimizi kapayıp dünyadan soyutlanmış yaşadığımızı varsayamayız. Ülkemizi bir çember içine alıp evren ile ilgisiz yaşayamayız. Tersine, ileri, uygar bir ulus olarak uygarlık alanı üzerinde yaşayacağız. Bu hayat, ancak bilim ve teknikle olur. Bilim ve Teknik nerede ise oradan alacağız. Atatürk’ün bu önerisi Hz. Peygamber’in: “-İlim Çinde bile olsa alın! “ buyruğuna ters düşer mi? “Arapça varken, başka dillere ne gerek var?” diyen zihniyete bu bir örnek değilmi! Düzenli ve uygar bir hayat ancak “Bilim ve Teknikle” elde edilir. İlim ve teknik nerede ise oradan alacağız.

Müzecilikte, eski eserleri tanıtma konusunda Yunanistan ve İtalya bizden çok önde. Onlar, bu işleri bizden çok daha iyi bir biçimde düzenliyor, sergiliyor ve tanıtıyorlar. Bu konularda onlardan çok şeyler alabiliriz. Bu konuda Yunanistan’dan bir örnek vereceğim:

Adası’nın Kandiye (Iraklıon) kenti sınırları içinde ünlü Minos Uygarlığı’ nın harebeleri vardır. Bu harebeler de ki eski eserleri bulunduğu sahada turistlere gezdirdikten sonra şu öneride bulunuyorlar: “- Burada yapılan kazılarda elde edilen çok değerli eserler, Kandiye merkezinde bulunan müzede sergileniyor, diyorlar. Sonra onları Kandiye müzesine götürüyorlar. Ören yerlerden ayrı bir para, müzeden ise daha ayrı bir para alıyorlar. Bizde ise Milet harebelerinin içinde müze. Harebeleri gezenler, müzeyi de gezip gidiyorlar. Onlar gerçekten bu tarihi mirası çok güzel bir şekilde tanıtıyorlar. Bizde hiç değilse bir Yunanistan ve İtalya kadar yapmak zorundayız. Bunun içinde Bilim ve tekniğe yetişmiş elemana ihtiyacımız vardır. Yoksa “Taşıma suyla değirmen dönmez!”Döndürmeye  çalışmakta  işe yaramaz!

 

Bu makale 317 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz