söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



CUMARTESİ NOTLARI


CUMARTESİ NOTLARI

 

Hem ulusal gündemimiz, hem de yerel gündemimiz çok yoğun. Böyle olunca da bazı yazılarımızda dile getirdiğimiz iddia ve tespitlerde devamlılığı sağlamakta güçlük çekiyoruz. Bazı çok önemli gördüğümüz olayları da ne yazık ki gündeme getirme fırsatı bulamıyoruz. “Cumartesi  Notları” ile bunu telafiye çalışıyorum.

Sevgili okuyucu, bir gazeteci olarak, yerel bir gazetede her gün yazan bir hemşeriniz olarak en büyük rahatsızlığım tepki alamamak oluyor. Elbette ki  hiç kimse beni okumak ve benim yazılarıma yorum yapmak zorunda değiller, ancak bazı suçlamaların da görmezden ve duymazdan gelinmesi kabul edilemez.

Ortaya bir iddia atılıp bazı kurum ve kişiler suçlanıyorsa konunun muhatapları buna bir cevap vermek, konuya açıklık getirmek zorundadırlar. Aksi halde sukut ikrardan gelir düşüncesiyle bu iddialar hakkında gereği yapılmalıdır.

***

Bakınız, geçtiğimiz haftalarda bir camimizdeki avizenin satıldığından söz etmiştim. Daha doğrusu böyle bir iddia vardı.

Söke’nin tanınmış ailelerinden birinin mensubu olan ve şu anda hakkın rahmetine kavuşmuş bulunan hayırsever bir hemşerimiz bir cami yaptırıyor. Bu cami için İstanbul’un büyük camilerinden birinde gördüğü bir avizeye heves edip aynısını taktırmak istiyor. Avizenin hesabı kitabı yapılıp Söke’deki bir ustaya sipariş ediliyor ve camiye takılıyor. Geçtiğimiz aylarda o avizeyi yapan usta camiye gittiğinde yapmış olduğu avizenin olmadığını görünce konuyu ilgili makamlara iletiyor ama bir sonuç alamıyor.

Biz de yazarak huzurlarınıza getirdik, kimseden ses gelmedi.

Ben iddiamı biraz daha ileri  götüreyim. Sökülen o avize bir hurdacıya satılmış. Hem de 350 lira gibi  komik bir paraya. İşin kaydı falan da yok. Aldım, verdim, hayrını gör pazarlığı…

Bu konuda hala bir açıklama bekliyorum.  Açıklama yapılmazsa ara ara konuyu gündeme getirmeye devam edeceğim.

***

İçeride ve dışarıda gündem bu kadar yoğunken siyasi partilerin saygıdeğer yöneticilerinden hiç ses çıkmaması da ayrı  bir eksiklik diye düşünüyorum. Sanki herkes kendi içine kapandı.

Şu anda birçok partimiz il ve ilçe kongrelerine yoğunlaştılar. Bu konuda yoğun bir mesai  harcadıklarını elbette ki biliyorum. Parti içi mücadelelerin demokrasinin bir gereği ve sonucu olduğunu da biliyorum. Ama bu çalışmalar  siyaset adamlarımızın gündemden kopmalarına neden olmamalı. 

Unutmayalım ki demokrasilerde siyasi partiler, olmazsa olmaz kurumlardır. Ülkeyi siyaset adamları yönetiyor. Bu durumda özellikle yerel sorunlarımızın gündemde tutulması ve çözümleri için yerel siyasetçilerimizin kesintisiz çaba göstermeleri gerekir.

***

Her zaman söylenen beylik bir söz vardır; spor kardeşliktir, insanları dil, din, renk ve düşünce ayrımı yapmadan birleştiren en önemli enstrümanlardan biridir diye…

Uygulamada bunun pek de böyle olmadığını görüyoruz.

Çok çok eski  günlerde taraftarlar maçları birlikte izleyip birlikte değerlendirirlermiş. Almanya’da bir Türkiye-Almanya milli futbol maçını izlemiştim. Maç sonu stadyumdan çıkarken bir grup alman yanıma yaklaşıp benimle maç değerlendirmesi yaptılar. Hiç unutmuyorum, en çok bizim kalecimizi (Şenol Güneş) ve kendi stoperlerini (Forster) beğenmişlerdi.

O gün o Alman gençlere karşı bir sempati duymuştum.

Son zamanlarda bazı teknik adamlarımızın ve kulüp başkanlarımızın açıklamalarını dinleyince dehşete kapılıyorum. Seyirciyi kışkırtan ve hedef gösteren açıklamalar bile  var.

Yıllardır sağ-sol, inanan-inanmayan diye ayrıştırılmaya çalışıldık. Mezhep ve etnik kimlikler üzerinden kardeş kardeşe düşman edilmeye çalışıldı. Tek amacı ülke yönetimini alıp çağdaş ülkeler seviyesine taşımak olması gereken siyasi partilerin birbirlerini hain ve düşman olarak ilan etmelerine tanık olduk.

Bütün bunlar yetmedi mi ki, spora da bu nefret taşınmaya çalışılıyor?

Seksen milyonu aşkın yurttaşımızın kardeşlik duygularıyla birbirini kucaklayacağı güzel günler dileğiyle…

 

Bu makale 844 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz