söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



OSMANLI DEVLETİNİ  AYAKTA TUTAN GÜÇ KAYNAKLARI!-1


ENSAR TURGUT TEKİN

e-mail: tekinensarturgut@gmail.com

Tel: 0 506 362 94 29

 

OSMANLI DEVLETİNİ  AYAKTA TUTAN GÜÇ KAYNAKLARI!-1

 

Eski Osmanlı Devleti’nin kurumlarını ayakta tutan   kaynaklarının başında şu iki konu çok önem taşımaktadır. Tarih kitaplarımızda yer almayan bu iki madde Ünlü düşünce tarihi uzmanı olan A. Toyunbe tarafından Türkiye adlı yapıtında ortaya konarak geliştirilmiştir. A.Toyunbe konuyu şöyle özetlemektedir:

“Eski Osmanlı İmparatorluğu’nun kurumları özellikle iki kaynaktan gelmekte ve güçlerini almaktadır. Bu iki ana kaynak şunlardır:

1) Birincisi, Orta Asya Steplerinin hayvancılıkla geçinen göçebe toplumları uygarlığı;

2) İkincisi de, İslam uygarlığıdır. Moğollar önünden kaçan birkaç yüz göçebe, Anadolu Yaylasının kuzeybatı ucunda ve on üçüncü yüzyılda Osmanlı Devleti’nin  temellerini atmışlardır. Yurtlarından sürülmüş olan bu göçebeler, Seyhun ve Ceyhun havzasından çıkıp Anadolu’nun Kuzeydoğu kanadından girerek İslâm dünyasının öbür ucundaki yeni yurtlarına gidinceye kadar süren uzun geçmiş döneminde, o zamanların Marmara Denizi kıyılarında Bizans Uygarlığı ile yan yana yaşayan İslam uygarlığının etkisi altında kalmışlardır. Osmanlıların kurdukları ve bütün Orta Doğuya yaydıkları yeni toplumun dayandığı iki unsurdan biri, Batı için bütünüyle yabancı idi. İkinci unsur ile de sadece  bir sure, Oda daha çok düşmanca bir biçimde ilişki kurmuştu.

Orta Asya’nın özel şartlarının kurulmasına yol açan kurumlar (bunlar, Osmanlılar tarafından yeni yaşama şartlarının kurulmasına yol açan kurumlar,  (Bunlar Osmanlılar tarafından yeni yaşam şartlarına uydurulmuşlar ve sonra sistemlerinin en başta gelen özelliklerinden olmuşlardır.) Daha önce batıya gelmiş olan Hunlar, Moğollar gibi göçebeler, Macarlar’da olduğu gibi, kendi etkilerinin izlerini  bırakmadan yeni çevrelerinin şartları içinde erimişlerdir. Osmanlı toplumunun ikinci unsuru olan İslâm’da- isteyerek - Batı Hırıstiyanlığına karşı yabancı kalmıştır.

Osmanlıların hayatına etki eden en önemli unsur, göçebelik olmuştur. Yöneticiler, göçebelik hayatında hakim oldukları hayvanlara karşı  uyguladıkları eğitici ve sahiplenmeyi bu kere insanlara karşı uygulamaya başladılar. Bunun için:

“Topraklar mülkleri, insanlarsa kulları olarak değerlendirildi. Başa geçen her yönetici, emrindeki insanı kendi malı ve kulu görüyor, öğle değerlendiriyor, toprakları ise kendi mülkü olarak kabul ediyor. Emrindeki bütün insanları, ırkları ve dinleri her ne olursa olsun “Osmanlı” toprakları ise padişahın malı ve mülki idi. Vatan, vatandaşlık, özgürlük, eşitlik gibi kavramlar bu toplumun felsefesinde yoktu. Padişah efendi, insanlar ise padişahın emrine her an boyun eğen kulları idi. Üzerinde yaşadıkları topraklar padişahın mülkü üzerinde yaşayanlar ise kulları ve köleleriydi. Vatan ve vatandaşlık kavramları yoktu.

Eski Osmanlı İmparatorluğunun bu eski iki kültürel kökü, Batı toprağından doğmuş yeni toplumlara yabancı kalınması, hatta düşman olunması sonucunu doğurmuştur. Osmanlı kurumlarının bu Batılı olmayan, hatta batı düşmanı karekterleri, bunlar incelendikçe daha iyi bir biçimde görülecektir.

Arı kovanında ya da karınca yuvasında olduğu gibi göçebe topraklarda da toplumu meydana getiren değişik tipteki bireyler, bütün faaliyetlerinde sıkı bir askeri disipline “Kordine” edilmişlerdir. Ve bütün hareketlerinde stratejik bir plana uymaktadırlar.

Bilinen bütün göçebe İmparatorluklarında uygulanan sistem bu olmuştur. Osmanlılar bunu kendilerinden öncekiler ve zamanlarındakilerden çok daha etkili bir biçimde uygulamışlardır. Bunun başlıca nedeni belki de, kendilerinin küçük bir azınlık teşkil etmeleri, egemenlikleri altına aldıkları ulusların çok zeki ve çok daha uygar olmaları ve böyle bir ortam içinde korunmak amacıyla daha büyük çabalar harcamalarıdır.

Göçebe İmparatorlukların çoğunda devlet demek; Otokretik bir hükümdar anlamına gelmektedir. Bu yüzden ölümlerinden sonra bütün mallar efendiye geçer. Efendi isterse, bendesini mevkiden uzaklaştırarak istediği zaman malına, mülküne ve hatta hayatına el koyabilir. Buna en güzel örnek Yavuz Sultan Selim Han ve uygulamaları verilebilir. Bununla beraber hayvan benzerinin aksine “Çoban Köpeği” efendisi ile aynı cinsten olduğu için Göçebe İmparatorlukların, çoğunda hükümdar ailesi ile bunun gücünün dayanmakta olduğu bendelerin birbirlerine karışması eğilimi ortaya çıkmaktadır.

   Osmanlı İmparatorluğu’nda ise, devlete ve toplumun hâkim unsuruna adını vermiş olan kurucunun torunları, 1922 yılına kadar tahtı başkalarına vermemişlerdir. Fakat XV. Yüzyılın başlarından beri Osmanlı Sultanları meşru evlilikler yapmayı bırakmışlar ve  yalnız erkek esirler gibi elde edilmiş, seçilmiş ve özel yetiştirilmiş “Cariyeler” den çocuk sahibi olmuşlardır. Böylece esirlik müesesesinin Sultan II. Sultan Mahmut (1808-1839) tarafından kaldırılmasına  kadar Osmanlı İmparatorluğu hükümdarlarının kendileri de birer esir, daha doğrusu, ana tarafından, babalarının esirlerinin çocukları olmuşlardır.  

   Bu sistem Sultan II. Mehmet’in (Fatih Sultan Mehmet) neden mirasçılarına tahta çıktıkları zaman erkek kardeşlerini salık vermiş olduğunu çok iyi anlatmaktadır. Hükümdar ailesi de, esir bendeleri ve onarın altındaki “İnsan Sürüsü” gibi ehlileştirilmiş hayvanlar örneğine göre muamele görmüştür. –İşe yaramayanlar- nesli de  devam ettirilecek en sıhhatli güzel kedi yavrusunun seçildikten sonra diğerlerinin suya batırılıp boğulmaları gibi ortadan kaldırılmalarıydı.

   Osmanlı İmparatorluğu’nun Sağlamlığı, düzenli çalışması; saray bahçıvanından Sultanın kendisine kadar, hıristiyan bendelerin eğitimine dayanmıştır. Savaşlarda esir düşmüş ya da bu sistemden geçmiş, sonra batıya kaçmış, hırıstiyan çocuklarından bu eğitim sistemi ile ilgili ilkelden bilgilere sahip bulunuyoruz. Bu bilgileri bizlere sağlayanlardan biri Schilt Berger, 1397 yılında  Niğbolu Savaşında esir düşmüş, Enderun’a alınmış ve 1402’de Ankara Savaşında Osmanlı Ordusu saflarında Timur’a karşı savaşırken bir kere daha esir düşmüştü. Esir olarak Orta Asya’ya götürülen Schiltberger fidyesini ödeyerek bir süre sonra esaretten kurtulmuş ve Almanya’ya dönüp başından geçenleri yazmıştı.

                            Devam edecek >>>

 

Bu makale 698 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz