söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



KIRIK AYAKLI PIYANO (Öykü)


KIRIK AYAKLI PIYANO (Öykü)


Soğuk bir Mart akşamı. Güçlü rüzgârlar şehri bir uçtan öbürüne silip süpürüyordu. İnsanlar dört bir yana koşuşturuyor, açık denizden kopup gelen rüzgâra ve yağmura aldırmadan küçük teknelerini azgın dalgalardan kurtarmaya çalışıyorlardı.Onlar için sadece basit birer balıkçı teknesi değildi kurtarmaya çalıştıkları. Ellerinde avuçlarında ne varsa kaderlerini çizen bu küçük teknelere harcamışlardı. Bu nedenle balıkçı tekneleri onlar için hem umut, hemde ekmek teknesi demekti. Onun için ne rüzgar ne de yağmur yaşam kavgasından daha ağır basmıyordu bu küçük kasabanın insanları için. Güçlü rüzgarlar şehri bir uçtan öbürüne silip süpürüyordu. Küçük bir balıkçı kasabasıydı bu. Balıkçı kasabası küçük olmasına küçüktü ama yürekleri ve umutları büyük insanlar yaşıyordu kasabada...
Sabahın en erken saatinden gecenin son demine kadar aynı söz tekrarlanıyordu bu kasabadaki insanlar arasında. Tebessüm dolu bakışlarla süslü; “Rastgele!..”
İnsanlar telaş içerisinde bir o yana bir bu yana koştururken, pencereleri ardına kadar açık bir evin içinden donuk gözlerle denize bakan genç bir kız vardı. Henüz yirmi yaşlarında bir kız. Donuk bakıyordu, çünkü onun dünyasında güzel ve çirkin yoktu.. Renkleri hiç tanımamıştı.. Hem doğuştan kör olan bir insana renkler anlatılabilir miydi acaba?..
Onun dünyasında sesler vardı. Her şekil için bir resim çizmişti körpe beyninin içinde. Genç kız küçük balıkçı kasabasında yaşayan tüm insanlarla dosttu, tüm insanları seslerinden tanıyordu.
Kendi yüzünü görmemişti, denizin beyaz köpükleri süslemiyordu hayallerini, fakat duyuyordu, hissediyordu. Ardına dek açılan kapının tok sesiyle irkildi genç kız:
-Baba
-Merak etme kızım benim. Tekneyi liman çekip döndüm.
Genç kız oturduğu yerden usulca doğruldu. Hızlı adımlarla babasına doğru yöneldi. Evin her bir karışını ezbere biliyordu. Hani genç kızı ilk gören bir yabancı, kızın görebildiğini zannederdi. O bu evde doğmuştu. Tam yirmi yıldır tüm dünyası bu evdi. Hem dışarı çıksa da onun için değişen bir şey yoktu ki; Ne yana dönerse dönsün, donuk gözlerinde aynı görüntü vardı.. Hem dedim ya, o renkleri hiç tanımamıştı!..
Biri çıkıp renkleri anlatabilir miydi ki ona?..
Yıllar önce kaybettiği annesini de görememişti genç kız. Yalnızca o tatlı sesini, bir de annesinin çaldığı piyanonun sesini hatırlıyordu. Annesinin hastalığı sırasında evdeki diğer eşyalar gibi piyanoda satılmıştı çaresizlikten. Oysa piyanonun sesi hala kulaklarındaydı ve tek hayali bir gün annesi gibi piyano çalabilmekti. Babası da bunu biliyordu fakat ağına takılan balıklar ancak karınlarını doyurmaya yetiyordu. Parası olsa bir an bile düşünmeden alırdı kızının istediği piyanoyu. Oysa yaşlı adam çaresiz ve suskundu.
Zaman kum saatinin kâh altında, kâh üstünde küçük kasabadaki insanları avutup gidiyordu..
Bahar ayları yaklaştığında genç kızın rengi solmaya başladı. Artık eskisi gibi uzun uzun oturmuyordu pencerenin önünde. Gün geçtikçe daha da kötüleşti genç kız, artık penceresinin uzağında, cılız vücuduyla sert yatağının üzerinde hareketsiz yatıyordu. Babası üzüntüden ne yapacağını bilemiyor, gözünün önünde eriyip giden kızı için doktordan doktora koşturuyordu. Doktorlar da bir çare bulamıyorlardı genç kıza..
Bir mayıs akşamında genç kız haykırarak fırladı yatağından. Kızının çığlığını duyan yaşlı adam, koşarak çıktı merdivenleri;
-Ne var kızım, söyle ne oldu?
-Baba duyuyor musun, ne güzel!..
-Neyi kızım?..
-Piyanonun sesini duymuyor musun baba... Bak annem piyano çalıyor. Lütfen annemi çağır bana baba.. Lütfen çağır.. Annem bana renkleri anlatsın, onları notalara döksün, bana dinletsin. Ne olur baba.. Ne olur...
Genç kız yüksek ateşinin de etkisiyle sayıklayıp durdu gece boyunca. Yaşlı adam kızının başını omuzuna dayayıp sabaha dek gözünü kırpmadı.. Düşündü... Düşündü.. Ertesi sabah ilk işi balıkçı teknesini satmak olacaktı, teknesini satacak ve kızına bir piyano alacaktı. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte koyuldu yola.
Koca şehirde gün boyu dolaşmasına rağmen, piyano satan tek bir yer bulamadı. Umutları kırılmıştı yaşlı adamın. Ağır ağır karşı kaldırıma geçiyordu ki; Eski eşya alıp satan bir mağazanın vitrinindeki yazı tüm umutsuzluklarını alıp götürdü, kocaman bir karton üzerine eğreti bir yazıyla; “Satılık Piyano” yazmışlardı. Yaşlı adam soluk soluğa girdi dükkana. İçerideki eski piyanoyu görünce şaşkınlığı daha da arttı. Bu piyano bir zamanlar karısına hediye ettiği piyanoydu. Şimdi bir ayağı kırık, toz toprak içinde dükkanın bir köşesinde atılı duruyordu. Satıcıya durumunu kısaca anlattı yaşlı adam. Teknesini satması için zamana ihtiyacı vardı. Satıcı anlayışlı çıkınca bir senet imzalayıp, piyanoyu dükkanın önündeki kamyonete yüklediler.
Yaşlı adam şimdi daha bir mutluydu. Yalnızca bir piyano satın almakla kalmamış, hatıralarını da tozlu raflardan geriye almıştı. Kasabanın girişindeki evine yaklaştığında, kalp atışları iyice hızlandı. Ancak eve yaklaştığında, evin önündeki kalabalığı görünce heyecanı gülümseyişini silip attı... Kalabalığı yarıp koşarak çıktı merdivenleri. İçeride bir doktor vardı. Yaşlı adam taş gibi dikilip kalmıştı kapıda, doktorun ağzından çıkacak sözü bekliyordu; Doktor usulca döndü geriye, elini yaşlı adamın omuzuna dayayıp, “Başınız sağ olsun” dedi. “Üzgünüm.” Yaşlı adam doktorun söyledikleriyle yığılıp kaldı. Komşuların ve doktorun yardımıyla yandaki yatağa yatırdılar yaşlı adamı...
Doktor kapıdan çıkarken kendi kendine konuşuyordu; az önce kollarında can veren kızın son sözleri beyninde yankılanıp duruyordu:
“Ne garip piyanonun sesini duyuyorum. Hem renkleri de görüyorum artık...”
Acaba ne demek istemişti genç kız. Doktor dalgın dalgın ve düşünceli ara sokaklara karışıp gitti...
O gece küçük balıkçı kasabasında kırık ayaklı piyanodan hüzün dolu melodiler yükseldi gökyüzüne. Oysa kasabada bu sesi duyan olmadı... Çünkü bakıyordu insanlar görmüyorlardı... Ertesi gün genç kızı toprağa, kırık ayaklı piyanoyu da kasabadaki satıcıya verdiler ve döndüler insanlar günlük yaşamlarına...
O günden sonra, küçük kasabada ne yaşlı adamı gören biri oldu, ne de piyanonun sesini duyan...

 

Bu makale 239 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz