söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



MAHMUT ESAT VE ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU İTALYAN İŞGAL KUVVETLERİNİ TÜRKLER İLE NASIL DOST ETTİLER? (HÜMEYRA SULTAN'IN ANLATISI İLE)


MAHMUT ESAT VE ŞÜKRÜ SARAÇOĞLU İTALYAN İŞGAL KUVVETLERİNİ TÜRKLER İLE NASIL DOST ETTİLER? (HÜMEYRA SULTAN’IN ANLATISI İLE)

 

Rahmetli bana, Otelin nasıl yapıldığını, arsasını Mahmut Esat Bey’den nasıl aldıklarını anlattı. Eski Başbakanlardan olan rahmetli Şükrü Saraçoğlu’ndan ve onların, Kuşadası’nın işgal yıllarında yaptıkları başarılı çalışmalarından söz etti. Bu iki değerli insanın Kuvay-i Milliye dönemindeki çalışmalarını anlattı. Garip ama, işkal kuvvetlerini bunlar öyle etkilemişler ki, sanki bu kuvvetler işgal kuvvetleri değil bir dost ve kardeş ülke kuvvetleri imiş gibi düşündüğümüzde bu nasıl olmuş diye şüpheye düşüyor insan. Onun bana yazdırdığı notlarla, o yılları anlatan çok güzel bir roman yazılır. Bir ara yazmaya da başladım. Yazacağım romanın planı hazır. Malzemesi hazır. Hatta romanın Birinci Bölümü bile yazıldı. Şimdi bunları bir kenara bırakarak, rahmetlinin bana anlattığı anısına geçelim:

Konuşmaya şöyle başladı:

“-Tekin Oğlum, Sana anlatacağım bu anı kulaklara küpe, gençlerimize ise bir ibret dersi olacaktır. Tarihin tekerruruna tanıklık edecek bir yaklaşım ve olaydır. Sakın bunları yazmayı unutma! 

-Mahmut İle Şükrü Beyler, yüksek tahsillerini Avrupa’da yarım bırakarak vatanlarını işgal eden, düşmanlarla savaşmak üzere kaçak olarak, yurda geri dönerler. Memleketin bütünü tek kelime ile acınacak bir durumdadır. İzmir’i işgal eden Yunanlılar Aydın’ı da işgal etmeye hazırlanırken, İtalyanlar, Selçuk, Kuşadası ve Söke’yi daha önce işgal ederler. Yunanlılar buna kızarlar. Çünkü Aydın’ı işgal etmeyi planlayan İtalyan, İzmir Aydın Demir yolunun geçtiği Selçuk’u işgal ederek, İtalyanlar’ ı Selçuk’tan çıkarmaya çalışırlarken araları bayağı olarak açılır ve hatta birbirlerini düşman olarak görürler. Burada, İngilizler ile Fransızlar, Yunanlıya güç vererek, onları desteklerlerken, İtalyanlar yalnız kalıyorlar. Yunanlılar, işgal ettikleri yerleri yağmalayıp yakıp yıkarken, İtalyanlar ise halka destek oluyor ve yardımcı oluyorlar. Bu davranış, Türkler’ i İtalyanlar’ a daha da yaklaştırıyor. İtalyanlar ise Yunanlılar’ ı düşman olarak görüyor ve onlara inat olsun diye Türkler’e destek oluyor, bir çok konuda yunan birliklerine karşı tavır alıyorlar. O günlerde Kuşadası’nda böyle bir durum yaşanırken, Mahmut Bey ile Şükrü Bey, Kuvay-i Milliye Birliklerine katılarak cepheye gitmeye karar veririler ve bir gün çok erken bir saatte yola çıkarlar. Amaçları: Nazilli’de karargahı bulunan Kuvay-i Milliye Komutanlığına teslim olarak asker olarak kabul edilmelerini istemektir. Meşakatlı bir yolculuk sonunda Nazilli’de bulunan karargaha ulaşırlar. O yıllarda Nazilli’de Kuvay-i Milliye genel Komutanlığını ise Pirlibeyli Demirci Mehmet Efe yürütmektedir. Demirci Mehmet Efe bunları dinledikten sonra Onlara Şöyle der:

-Siz okumuş, yazmış insanlarsınız. Size sıradan bir asker gibi elinize silah verip cepheye gönderemem. Durumunuzu Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ya sormam ve onun emriyle size görev vermem gerekiyor. Onun için burada sizi birkaç gün misafir edeceğim, der. Onlarda, Nazilli’nin sıcağından korunmak için İncir ağaçlarının mis kokulu gölgelerinde gelecek olan haberi merakla bekliyorlar. Haber, üç gün sonra Demirci Mehmet Efe’ye ulaşır. Mustafa Kemal Paşa’nın emri ise şöyle:

“-Benim elimde askerim çok, ama askerime vereceğim silahım, yok! Madem Yüksek Tahsilliler, onlara Silah bulma ve bize silah yetiştirme görevi verin!” Der. Demirci Mehmet Efe ile danışmanı Galip Hoca (Celal Bayar) Onları karagaha çağırıp gelen emri tebliğ eder ve onlara silah bulma görevini verirler. Bunlar kara kara düşünmeye başlıyorlar, “Biz silahı nereden ve nasıl bulacağız?” diye düşünürlerken Galip Hoca yanlarına gelince Ona:

-Hoca Efendi, biz bu silahları nereden ve nasıl bulacağız? Diye sorarlar. Celal Bayar Onlara şu yanıtı verir:

-Sizin, Firenkçeniz ve tahsiliniz var. Su nasıl akar yolunu bulursa, sizde o şekilde silah bulma yollarını araştırırsınız!.. Der ve onları Kuşadası’na yolcular. Çareleri yoktur, ama umutsuz da değiller. Şükrü Bey, Mahmut Bey’e cebinden çıkardığı bir gazete parçasını verirken şöyle der:

-Reis, ben Le Figaro Gazetesi’nden kesip sakladığım şu makale üzerine bir plan geliştiremez miyiz? Reis kağıdı alır bir solukta okuduktan sonra Kollarını açarak Saraçoğlu’na bütün gücüyle sarılırken şöyle der:

-Kardeşim, Şükrü Bey, Yüce Allah bize yardım ediyor. Bak yazıdaki yorumcu ne diyor: “İngilizler, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs çevresine egemen olmak için İtalya’nın elinde olan Rodos ve çevresindeki adalardan onları çıkararak Yunanlılara vermek istiyor ve bunu gizleyerek, Sevr ve Paris Antlaşmalarının uygulanmasını bekliyor.” Şimdi biz bu konuyu İtalyan Konsolosuna ve İşgal Kuvvetleri Komutanına anlatır da şöyle bir savunma yapar ve yardım istersek, İtalyanlar, bu olaya soğuk bakmazlar. Zaten, Selçuk olayından sonra, İtalyanlar fitili çekilmiş bir bomba gibi patlamaya hazırlar!

Ertesi gün bu iki arkadaş önce İtalya’nın Kuşadası Baş Konsolosun ve İşgal Kuvvetleri Komutanına çıkarak yazıyı gösterir ve sonrada şu teklifte bulunurlar:

-Eğer, Yunanlılar Batı Anadolu’yu işgal ederek, buralarda kalmaya devam ederlerse, sıra size gelecek. Sizi de Doğu Akdeniz ve On İki Adalar’dan çıkarırlar. Bunu engellemenin tek çıkar yolu, Yılan büyümeden başını ezmek gerekir. Bizim sizden iki isteğimiz olacak: Birincisi bize silah ve mühimmat verin, kurmakta olduğumuz Milli ordumuzu ve Milis güçlerimizi kurarak, Yunan ordularını perişan edelim, Anadolu’dan atalım ki size de kafa tutmasın. Onların size nasıl dost olduklarını Selçuk’ta gördünüz. İkinci İsteğimiz ise: Biz Milislerimizle Yunan kuvvetlerinin depolarına baskınlar yaparak, silah ve cephane alırsak, siz buna engel olmayın ve sordukları zaman, “Bizim haberimiz yoktur!” deyin yeter. Deyince, İtalyan Komutanı oturduğu koltuktan kalkarak, Fransızca olarak Mahmut Bey ile Şükrü Bey:

“-Düşmanımın düşmanı, benim dostumdur!” Boyunlarına sarıldıktan sonra şöyle der:

“-İstediğiniz silah ve cephane hemen verilecek, kuracağınız Milis güçler her ne yaparsa yapsın tarafımızdan korunacak, yapacağınız baskınlarda elde edeceğiniz silah, cephane, erzak ve giysi malzemeleri her ne olursa olsun sizde kalacak ve Yunanlılara karşı korunacaksınız.

İşte İtalyan işgalinde olan Kuşadası halkı çok rahat bir suretle işgali atlatmışlar, Mahmut Bey İle şükrü Bey ise Kurdukları Kuşadası Kuvay-i Milliye Birlikleri ile çok büyük işler yapmış, düşmana önemli zayiatlar verdirmişler. Elde ettikleri her türlü silah ve cephaneyi Kuvay-i Milliye vasıtası ile Batı Cephesi Komutanlığına ulaştırmışlardır. Ruhları şad olsun.  Bu bilginin benimle mezara gitmesine gönlüm razı olmadı. Ekrem Bey’e anlattım. O da ben sana, Hocayı gönderirim, siz ona anlatın oda yazar ve yayınlayarak bu güzel anıyı unutulmaktan kurtarır. Beni kırmayıp buraya kadar geldiğin için çok teşekkür ederim. Daha sana anlatacağım çok anılarım var. Şu bizim Halil iyileşip gelsin de, ondan sonra rahat rahat anlatır ve yazarız. Yorulduk, şimdi bir acı kahvemi içersiniz. “

Rahmetlinin ölmeden üç gün önce bana anlattıkları bunlardı. Ama ne derece doğrudur, elbette ki ben bilemem. Zaten Mahmut Bey ile Şükrü Bey’in birer Ulusal Kahraman olduklarını yerel tarihimiz yazıyor. Ama ben bu konuyu araştırdığım kişilerden ne tam yalanlayanlara ve nede tam doğrulayanlara rastlamadım. Rahmetli Ekrem Karakaş ile Rahmetli Avukat Ahmet Güçsav ve Yine Rahmetli Kemal Yılmaz bu anıyı okudular. Üçünün de  verdiği bir tek cevap vardı: “ Hümeyra Hanım yazdırdıysa doğrudur.” Neden yayınlamıyorsun? Dediklerinde onlara:

-Belki bu anıyı bir tarihi olaya bağlarda anlatırım. İşte bu günlerde Meis Adası, başımıza dert açmaya başladı. İşte bu anıyla örtüşen On İki Adalar’ı nasıl Kaybettik konusunun sonuna gelmiş bulunuyoruz.

ON İKİ ADALAR, YUNANLILARIN ELİNE NASIL GEÇTİ?

Değerli okuyucularım, zaman zaman gazetelerde ve televizyon oturumlarında çok yanlış konuşmalar yapılıyor. Memleketimizde rahmetli İnönü’yü o kadar çok sevmeyenin var olmasına ben hayret ediyorum. Bazılarına sorduğumda şöyle diyorlar: İnönü On İki Adaları Yunanlılar’ a verdi. Birde II.Dünya Savaşı yıllarında bize ekmeği karne ile verdi. Demek ki sevmeyenlerin çoğunluğu bu iki konuyu söylüyor. İkincisinin cevabı kolay, rahmetli İnönü’ye bu soruyu sormuşlar. Onlara şu yanıtı vermiş: Ekmeği karneyle verip sizleri ac, çocukları yetim, gelinlerimizi dul bırakmadım. Dünya yanıp, yıkılırken, benim bir vatandaşımın dahi burnu kanamadı. On İki Adaları, Çorçil, Stalin ve Rozvet, bana vermeyi teklif ettiler. Ama o yıllarda on iki Adalar kan ve barut kokularıyla boğuluyordu. İşte tarih bakın ne yazıyor: “II.Dünya Savaşı’nda İtalya’nın 1943’te teslim olmasından sonra, İngilizlerin adaları alma girişimleri başarısızlığa uğradı. Denetimi yeniden ele geçirmiş olan Alman birlikleri Mayıs 1945’te çıkarılabildi. Adaların yönetimi ise ancak 1947’de Paris Antlaşması ile resmen Yunanistan’a verildi. İşte Saraçoğlu İle Mahmutoğlu Esat’ın savundukları tez ancak 1947’de gerçekleşti. Bugünlerde İtalyanların, Yunan tezlerini değil de Türk tezlerini AB. İçinde savunmalarının nedeni de budur.

Şimdi sallayanlara soruyorum: Almanlar’ dan On İki Adaları teslim alsaydık (Gerçekte böyle bir şeyde yoktu. Enver Paşa’nın 1915’te Çanakkale Boğazı’ndan içeri aldığı Yavuz Zırhlısı gibi bir oyuna gelip, İkinci Dünya savaşına katılmış olmaz mıydık? Farz edelim ki Almanlar bize bu adaları verseydiler. O yıllardaki İngiliz, Sovyet ve ABD. birleşik kuvvetlerinin işgallerinden ne ile koruyacaktık? Kızıl Ordu Kuzey Doğu Anadolu’daki Kars, Ardahan, Sarıkamış ve Iğdır’a göz dikmişken bu güçlü kuvvetlerle nasıl savaşacaktık? Bütün dünya tarihçileri rahmetli İnönü’nün tarafsız kalmasını övgülerle örnek alırken bizim çok süper sallayıcılar halen daha İnönü’ye ağız dolusu küfürler ve hakaretler ederek utanmadan dil uzatıyorlar. 

Bu onların Cahil ve bilgisizliğinin bir göstergesidir. 1943’teki Türkiye 2020’deki Türkiye değildi. Lütfen sallamayın tarihi araştırın ve gerçekleri öğrenin. Değerli Okuyucularım, Sizleri okurken yordum. Ama birliğimiz, beraberliğimiz ve vatanımızın bölünmez bütünlüğünü korumak için tarihimizden ders almak zorundayız. 

Hoşça Kalın ve bizde kalın. Hem okuyun, hem tarih bilgilerinizi yenileyin.

 

Bu makale 308 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz