söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



SELÇUK'TA YAŞANMIŞ BİR GERÇEK ÖYKÜ


SELÇUK’TA YAŞANMIŞ BİR GERÇEK ÖYKÜ

(KOCA ZEYBEK’İN YURDUNU DÜŞMANDA OLSA KİMSE ALAMAZ!)

 

Anlatan: Avukat Ahmet Güçsav

Yazan: Ensar Turgut Tekin

 

Selçuk’u İtalyanlar işgal etmişlerdi. 15 Mayıs 1919 günü, Yunan Orduları İzmir’i işgal ettikten sonra, hedeflerinde Ege Bölgesini ve Batı Anadolu’nun tümünü işgal etme vardı. İşgali Güney Batı Ege’de yaymak ve Büyük Menderes Havzası’nda ilerletmek için İzmir-Aydın ve Denizli Demir yollarını kullanarak, ileri hatlara asker sevkiyatını, cephane ve erzakı bu yolla taşıyacaklardı. Ama Selçuk’u onlardan daha önce işgal eden İtalyanlar, buradan oralara yayılmalarına fırsat vermiyorlardı. Çünkü Batı Anadolu’nun en verimli toprakları Büyük Menderes vadisindeki Aydın Ovaları idi. Bu ovalarda onlarında gözü vardı.

Paris Antlaşmasına göre, Selçuk ve Büyük Menderes Irmağı’nın kuzeyinde kalan topraklar Yunan İşgal bölgesinde kalıyordu. Büyük Menderes’in güneyinde kalan topraklar ise İtalyan İşgal bölgesi olarak belirtilmişti. Fransızlar ile İngilizler, İtalyanlara baskı yaparak, Selçuk ve Kuşadası’nı derhal boşaltarak, kendi işgal bölgeleri olan Büyük Menderes’in güneyine çekilmelerini istiyorlardı. İşte bu nedenle İtalyan askerleri ile Yunan askerleri arasında Selçuk gerilimi hatta bazı bölgelerde silahlı çatışmalar çıktı. Sonuçta İtalyanlar, Selçuk’tan çıkarak, Kuşadası ve Söke’ye taşındılar. Bu olay İtalyanla’rı müttefikleri oldukları Yunanlılar’dan soğutarak, Türkler’e yaklaştırdı. Bu yaklaşmanın dostluğunu gördük.

İtalyanlar, Selçuk’u boşaltıp, Kuşadası’na taşınınca, Selçuklu Rumlar, bayram etmeye başladılar. Belevi ile Tire arasında Koca Zeybek’in Yurdu denen bir çiftlik vardı. Bu Çiftliğin sahibi, Koca Zeybek namıyla anılan eskiden beri Ünü İzmir bölgesinde adı dağlara yazılmış çok ünlü bir Efe olan Deli Halit Efe’ye aitmiş. Deli Halit Efe, Ödemiş, Tire ve Selçuk çukurunun en ünlü efelerinden biriymiş. Fakir fukaraya dokunmaz ama adil olmayan mültezimden, Fakir fukarayı soymaya çalışan ağa takımından altın, para, mal para eden ne bulursa alır, fakirlere, yetimlere, ve kimsesizlere yardım edermiş. Elinde biriken paralarla da Belevi ile Tire arasında yarısı taban ve yarısı dağ olan bir çiftlik satın almış. Burayı çalışarak, emek vererek ağaçlandırmış, bir bölümüne şeftali, kaysi, limon, portakal, mandalina bahçesi yaparken, dağlık olan geniş yamaç arazisini de üzüm, incir bağları kurmuş. Yüksek ve kayalık alanlarına ise Zeytin ağaçları dikmiş. Öyle güzel bir bahçe ve bağlık bir araziye dönmüş ki, ünü Aydın’a, İzmir’e, Manisa’ya yayılmış. Bir çok insan bu çiftliği görmek için Selçuk’a geliyorlarmış. Deli Halit Efe, bu çiftliğin adını “Koca Zeybek’in Yurdu” olarak koymuş.

İtalyanlar, Selçuk’tan Kuşadası ve Söke’ye çekilince, Selçuk’u Yunanlılar işgal etmişler. Yunanlılar, bölgeyi işgal edince Selçuklu Rumlar, Yunan işgal komutanı Albay Aristo’ya giderek, altın, para ve birçok değerli hediyeler vererek, bu Koca Zeybek’in Yurdunu istemişler. Selçuk İşgal Kuvvetleri Komutanı Albay Aristo, çok zeki ve akıllı bir subay imiş. Para getirip çiftliği isteyenler çoğalınca, onlardan paralarını ve altınlarını alarak, adlarını yazmış ve onlara da şöyle demiş:

-Beyler, bir kişi almak istese iş kolay. Ama siz birçok kişi bu çiftliği istiyorsunuz. Ben adlarınızı yazdım, verdiğiniz altın ve paraları da kaydettim. İzmir İşkal Baş Komutanına durumu arz ettim. O bana şöyle bir emir verdi:

-Acele etme, isteklilerin verdikleri paralarını al, kayıtlarını yap. Sonunda ya çok parana veririz, ya da kura ile alıcıyı belirleriz. Ama öyle sanıyorum ki ordumuz savaşta olduğundan, paraya çok ihtiyacımız olduğundan kim daha çok para verirse bu çiftliği ona vereceğiz, dedikten sonra şunu ilave etmeyi de unutmadı:

-Siz acele edin ve para yatırmaya bakın. Kim çok para yatırırsa bu çiftliği ve diğer çiftlikleri onlara vereceğiz, diyordu. Bu sözler karşısında iştahları kabaran Selçuk Rumları ve Şirince Rumları, buldukları, topladıkları altınları ve paraları getiriyor, Selçuk İşgal Komutanı Albay Aristo’ya yatırıyorlardı.

Albay Aristo bir gün yaveri Yüzbaşı Kosti’ ye şöyle dedi:

-Yüzbaşı Kosti, yarın bir manga muhafız yanına al, iki at bul ve ikide Rumca ve Türkçe bilen iki klavuz yanına al. Şu “Koca Zeybek’in Yurdu’nu gidip bir görelim. Burası nasıl bir yermiş ki bu Selçuklu zengin Rumlar burayı almak için birbirleri ile yarışıyorlar!.. Yüzbaşı Kosti:

-Emrin olur, komutanım. Ben yarın sabaha hazır olurum, dedikten sonra selam verdikten sonra komutanın odasından çıktı. Muhafız bölüğünden on asker, bir çavuş seçti. İkide  dil bilen klavuz Rumu tayin etti. İki sağlıklı ve güçlü atı da hazırlattı. Ertesi günü sabah saat sekizde Selçuk İşgal kuvvetleri Komutanı Albay Kosti’nin konutunun kapısının zilini çaldı. Dışarı çıkan emir erine:

-Oğlum, Komutanım kalktı mı? Diye sorunca, emir eri:

-Evet komutanım, komutanımız kalktılar, kahvaltı ettiler. Yola çıkmak için sizin gelmenizi bekliyorlar. Emriniz nedir? Yüzbaşı Kosti:

-Geldiğimi haber ver. Emir eri selam verdikten sonra içeri girdi. Geldiklerini haber verdi. Çıkmak üzere hazır bekleyen Selçuk İşgal Komutanı Albay Aristo, dışarı çıktı. Yaver Yüzbaşı askerlere:

-Dikkat, hazırol, dedikten sonra Komutanı selamladıktan sonra:

-Komutanım, emrettiniz gibi yola çıkacak olan ekip hazır vaziyette emrinizi bekliyor. Albay Aristo:

-Yüzbaşım her şey hazırsa gidelim. Çavuş, komutanın bineceği atını binek taşının önüne çekti. Komutan binek taşı yardımı ile demirkır aygırın sırtına bindi. Yüzbaşı kosti de kendi bineceği ata bir atlayışta bindikten sonra:

-İleri, emrini verdi. Önde klavuz rumlar, arkalarında bir manga asker, Koca Zeybek’in Yurdu olan çiftlik yoluna çıktılar. İki saat sonra Belevi Köyüne geldiler. Burada yol ikiye ayrılıyordu. Biri sağa doğru vadiye doğru gidiyordu. Diğeri ise sola doğru Küçük Menderes Irmağına doğru çıkıyordu. Bu yol İzmir’e gidiyordu. Klâvuz Rumlardan bir tanesi Yaver Yüzbaşı Kostiye dönerek:

-Komutanım, biz sağa ayrılan ve Tire’ye giden yoldan gideceğiz. Gitmek istediğimiz çiftlik şu karşı boğazdaki bulutların gölgesinde kalan yerdir. Bu sözle üzerine iki komutan atların üzerinde kafalarını, bulutların gölgelendirdiği yöne döndürdüler. Daha sonra, Albay kosti Yüzbaşıya:

-Madem öyle sağa dönün ve o yöne yürüyün, emrini verdi. Kafile o yönde yürümeye başladı. Tire’ye doğru yürürlerken, yol dağla ovanın kucaklaştığı çizgide devam ediyordu. Sağdaki dağlar zeytinle Çam ağaçları çok güzel bir manzara yaratırken, yolun solunda kalan ovada bataklık kuşları olan leylekler, turnalar, ördekler ve angıtlarla doluydu. Göletten gölete uçarak, doğanın keyfini yaşıyorlardı. Albay bu güzel manzaralara hayran kalmıştı. Yüzbaşı Kosti’ye şöyle dedi:

-Kosti, buralara gelinceye kadar, çok zahmet çektik, yorulduk, kan kaybettik ama; şimdi bu toprakları görünce buna değer diyorum. Yüzbaşı Kosti, bunu konuşan komutanı da olsa, doğru söylemekten çekinmeyen bir askerdi. Komutanının yüzüne anlamlı anlamlı baktıktan sonra şöyle Konuştu:

-Komutanım, çok doğru söylüyorsunuz, bu yerler dünyanın en güzel yerleri Ilıman Akdeniz iklimine sahip bir bölge. Asya’nın güney batı kıyılarına, Afrika çöllerinin kuzey kesimlerine ve soğuk Avrupa kıtasının güneyine hayat veren Akdeniz, buraları doğanın cenneti yapmış. Ama ben, bu toprakları Türkler’ in bize vereceğini sanmıyorum. Ben Selanik’te doğdum. Orada Türkler ile birlikte yaşadım. Selanik’ten göç eden çok sevdiğim bir Türk arkadaşım vardı. O bana sarılıp, ayrılırken şöyle demişti:

-Canım arkadaşım, Kosta, biz Anadolu’ya gidiyoruz. Siz Morayı, Rumeli’yi, Girit’i Trakya’yı elimizden aldınız.  Almaya alıştıkça doymak bilmeyeceksiniz ve peşimizden sakın Anadolu’ya kadar gelmeyin. Çünkü Anadolu’yu biz Yunanlıyı gömmek için mezar yapacağız. Bunlar vatanları için öldürmeyecekleri yoktur. Benim kaygılarım var. Türkler, derin sular gibi akıyorlar. Ama çok güçlü akıyorlar. Yer yer uyanış hareketleri başladı. Sanırım ki gizli ordular kuruyorlar. Ben Harp Akademisinde okurken, bir general derste şöyle demişti:

-Türkler, Çanakkale’de şimdiye kadar hiçbir harp tarihinin yazmadığı büyük başarılar elde ettiler.  Şimdiye kadar yazılmış olan enlerin hepsini yıktılar. Onların Çanakkale’deki başarıları, Fatih'in karadan gemiler yürütmesinden daha başarılıdır. Şimdi böyle bir milletin evlatlarının Koca Anadolu’yu bize vereceklerini hiç mi hiç sanmıyorum! Yüzbaşı Kosti’nin bu sözleri her ne kadar gerçekleri anlatsa da, Albay Aristo’nun hiç hoşuna gitmemişti. Ama gerçekti de. Albay Kosti’ye şöyle yanıt verdi:

-Kosti O zaman başka şimdi ise daha başka! Bak Anadolu’da müttefik işgal kuvvetleri var. Onlarda bir çok bölgeleri işgal ettiler. Şimdi Türkler, bunca devletle nasıl savaşacaklar? Sadece işgal kuvvetleri ile değil, şimdi birde Osmanlı ile savaşıyorlar. Osmanlı’yı yabana atma! Bak sadrazam Ferit Paşa, Mustafa Kemal’i görevinden azletmiş ve geri çağırmış. Yüzbaşı Kosti:

-Siz, Ferit Paşa’nın emrini Mustafa Kemal’in tanıyarak, geri dönüp İstanbul’da ki İşgal kuvvetlerinin kucağına oturacağını mı sanıyorsunuz? Albay Aristo:

-Başka yapacağı ne kalmış? Orduları dağılmış, vatanları işgal edilmiş bir avuç Çanakkale yorgunu gazileri, Avrupa’nın ve Dünya’nın en güçlü orduları karşısında ne yapabilirler ki? Bak şimdi padişah ve damat Ferit Paşa Yeşil Ordu adında bir ordu kurmuş. Bu ordunun görevi ise bu asileri yok etmektir. Şimdi bu bir avuç Çanakkale yorgunu gaziler, ellerinde asker ve silah yok, para yok iken bu yedi düvelle nasıl savaşacaklar? Yüzbaşı Kosti tartışmayı daha fazla ileri götürmeyerek:

-Komutanım, ben sizin tezinizin gerçekleşmesinden yanayım. Ben, sadece bir varsayımı dilendirdim. Elbette sizin dediğiniz gibi bir avuç Çanakkale yorgunu gaziler, bu devleti Muazzamalar karşısında ne yapabilirler ki? Teşekkür ederim, bu konuşmanızla yüreğimdeki yangına su dökerek söndürdünüz. Beni kaygılarımdan uzaklaştırdınız.

 

KOCA ZEYBEK’ İN YURDU

Koca Zeybek’in Yurdu, çok emek verilerek, işlenmiş ve güzel bir çiftlik haline getirilmişti. Eski Efe Deli Halit Bey, burasını yörenin örnek bir çiftliği haline getirmişti. Adam eski efe olduğundan, çok parası vardı. Para olunca da akan sular duruyor, çiftlik paranın gücü ile ile her yıl daha güçlenerek, zenginleşiyordu. Çiftlikte Rum bahçivanlar, rum işçiler ve Rum kehyalar çalışırdı. Çünkü O yıllarda Rumlar, bildikleri Rumca ile Avrupa’yı izliyor, oralarda ortaya konan tarımsal bulguları bu çiftlikte uyguluyorlardı.

“Koca Zeybek Çiftliği, sırtını Aydın Sıra Dağları’na dayamış, Tire Ovası’na doğru yayılmıştı. Yüz dönümü Ovada, 400 dönümü hafif yamaçlı dağda olmak üzere toplam 500 dönümlük imarlı bir arazi idi. Ova kısmında Şeftali, kaysi, limon, portakal ve mandalina; dağ kısmında ise ceviz, armut, Zeytin, İncir ve üzüm bahçeleri vardı. Elli sığır ve yüz koyunluk bir besihanesi vardı. O yıllarda ve gazyağı ile çalışan bir tirektörü bile vardı. Ovayı kuş bakışı gören modern konağı çok güzeldi. Deli Halit Efe konuklarını, ikinci kattaki misafir odasının balkonunda ağırladı. Balkondan çevreyi gözetleyen Albay Aristo iri Arap harfleri ile yazılı duvardaki besmele yazısının ne anlama geldiğini Deli Halit Efe’ye sordu:

-Efe, bu yazının anlamı nedir? Efe yazının Arapçasını söyledikten sonra ne anlama geldiğini söyledi. Albay:

-Teşekkür ederim, birde onun altındakini söyler misiniz? Diye sordu. Efe o yazıyı da söyledi. Yazının Türkçesi Şuydu: “İyiler, daima kazanır!”  Albay Aristo Efe2ye ne kadar güzel, bakın dilimizi biliyorsunuz. Sizinle çok iyi anlaşacağız demektir. Deli Halit Ağa:

-Albayım, biz bize olsak çok iyi anlaşacağız. Ama başkaları bizlerin peşimizi bırakmıyorlar ki! Albay Aristo:

-Bana içirebileceğiniz bir bardak soğuk suyunuz var mı? Deli Halit Efe:

-Konuklarımıza ve dostlarımıza her zaman içirebileceğimiz suyumuzda, yedirebileceğimiz bir lokma dahi olsa ekmeğimiz vardır. Ağanın hizmetçisi Rum  İstavro:

-Buyurun, afiyetle için. Albay suyunu içtikten sonra:

-Çok teşekkür ederim, Sende mi dilimizi biliyorsun? İstavro:

-Komutanım, ben zaten Rumum. Elbetteki ana dilim olan Rumcayı bileceğim. Albay Aristo:

-İstavro, sen kaç yıldır bu çiftlikte çalışıyorsun? İstavro:

-Ben, bu çiftlikte doğdum, burada büyüdüm. Babam, annem ve kardeşlerim hep burada yaşıyoruz. Burada çalışanların hepsi rumdur. Halit Efe bizleri koruyor, kanatları altına alıyor! Albay Aristo:

-İstavro, sanırım, “bizleri koruyor,” dediniz. Sizleri kimlerden koruyor? Türkler size baskımı yapıyor? İstavro, gözlerini Albay Aristo’nun gözlerine çevirerek:

-Hayır, hayır. Bize Türkler zarar vermiyor! İnanmayacaksınız ama, bizlere zarar verenler, yerimizden ve yurdumuzdan edenler Samos’tan kaçak olarak buralara kadar gelen ve adlarına kaptan denen rum eşkıyalarıdır. Onlar silahlı çeteler halinde, Dilek Dağı burnundan Samos Boğazı’nı geçerler, Kuşadası’nın, Söke’nin köylerini Rum ve Türk ayrımı soyar, bulduklarını alır, kadınlara tecavüz eder ve geri Samos’a kaçarlar. Bu çiftlikte elli Rum yaşıyor. Bunların hepsi bu Çalıkaçıcı Rumların mağdurudurlar. Bizim Aslımız Kuşadası’nın bir köyündeniz. Rum eşkıyalar köyü basmışlar, babamı dövmüşler, anneme tecavüz etmişler. Babam beni, annemi ve diğer iki kardeşimi alarak bu Deli Halit Efe’nin yanına sığınmış. Yirmi yıldır, bu çiftliği evimiz, yurdumuz, yuvamız, Halit Efe’yi de babamız bilerek burada gayet mutlu olarak yaşıyoruz.

Yorgunluk atıldıktan biraz sonra çiftlikte çalışan genç Rum kızları, ellerindeki çeşitli yemek kabları ile masayı donattılar. Masaya Şirince şarabı koymayı da unutmadılar. Deli Halit Efe, Üzerinde ki koca Zeybek kıyafetini çıkarıp kenera bıraktıktan sonra Albay Aristo’ya:

-Albayım, buyurun, yemekler soğumasın, dedi. Albay ile Yüzbaşı masaya yanaşıp yemeye başladılar. Albay Kosti yemekleri beğenmişti. Efe’ye sordu:

-Efem, masaya şarapta koymuşlar, bildiğim kadarı ile Müslümanlar şarap içmezler. Yoksa siz şarap içiyor musunuz? Efe gayet ağırbaşlı ve güzel bir yanıt verdi:

-Albayım bildiğiniz gibi biz Müslümanlar şarap içmeyiz. Çünkü dinimizce sarhoş eden her şey haramdır. Ama biz içmiyoruz diye size de içmeyin diyemeyiz. Siz buyurun istediğiniz kadar için. Albay Aristo, her şeyi anlamıştı. Rumların mağdur ettiği Rumlar’ı Halit Efe yanına almış bu çiftlikte barındırmış ve korumuştu. Korumaya da bu yaşına rağmen devam ediyordu. Yaveri Kosti’ye döndü:

-Kosti, dedi. Çantandan kalem, kağıt al, yemekten sonra şu anlamda bir belge hazırla da bende imzalayayım. Belgeyi şöyle yaz:

-“Bu çiftliğin sahibi Deli Halit Efe namıyla anılan kişinin Yunan işgal kuvvetleri komutanlığınca dokunulmazlığı vardır. Bu çiftliğe hiç bir kimse dokunamaz ve zarar veremez. –Yunan İşgal Kuvvetleri Birliği Selçuk Komutanı Albay Aristo. İmza ve mühür.

Çiftlikten ayrılırken Efe’nin boynuna sarılarak şöyle dedi:

-Sen hiç merak etme, Koca Zeybek’in Yurdunu İşgal Kuvvetleri bile alamazlar! Haydi hoşça kal! Kendine iyi bak. Senin sayende bende kazandım. Senin duvardaki yazan yazı doğruymuş! 

İYİLER HER ZAMAN KAZANIR!

 

Bu makale 730 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz