söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



 TÜRK DÜŞÜNCE EDEBİYATININ ÖNCÜ VE LİDERLERİ-2


 TÜRK DÜŞÜNCE EDEBİYATININ ÖNCÜ VE LİDERLERİ-2

 

 

FİKRİ HÜR, İRFANI HÜR, VİCDANI HÜR OLAN EDEBİYATÇIMIZ TEVFİK FİKRET!

HAYATI VE YAŞAM ÖYKÜSÜ:

Tevfik Fikret, 24 Aralık 1876 yılında İstanbul’da doğdu. Küçük bir memur çocuğu olarak, orta halli bir aile çevresi içinde yetişti. Babası memurdu. İlköğrenimini Beyazit’te Mahmudiye ilk okulunda tamamladı. 1877’de “Mekteb-i Sultaniye” (Galatasaray Lisesi) nden 1888’de birincilikle mezun oldu. Memlekette batıya açılmış olan ilk pencere olan bu lisede geçirdiği yıllar onun fikirce yetişmesin de önemli bir rol oynadı. Okulda Recai Zade Ekrem, Muallim Naci gibi devrin usta hocalarından edebiyat dersi aldı.

Liseyi bitirince, Dişişleri Bakanlığında küçük bir memurlukla hayata atıldı. Bir yandan da çok sevdiği öğretmenliğe başladı. Bu sıralarda dayısının kızı ile 1890 yılında evlendi. Bu evlilikten biricik oğlu olan Halûk 1895 yılında dünyaya geldi. Bu yıllarda da Galatasaray Lisesine de öğretmen oldu. O zamanki maarif teşkilatının bozuk olmasından ve maaşların aksaması yüzünden oradan ayrıldı. 1897 yılında “Robert Kolej”e Türkçe öğretmeni olarak girdi ve ölene kadar burada görev yaptı.

Daha Öğrencilik yıllarında başlamış olan şiir merakı bi haylı gelişmişti. Bazı gazete ve dergilerde şiirlerini yayınlıyordu. 1896’yılında “SERVET-İ FÜNUN” dergisinin baş yazarı oldu. Orada Hüseyin Cahit Yalçın, Halit Ziya Uşaklıgil, Cenap Şahabettin, Mehmet Rauf, Hüseyin Siyret gibi çağının ünlü şair ve yazarları ile birlikte batılı bir edebiyat geleneğinin temellerini attı. “EDEBİYAT-I CEDİDE” adı altında bir akımın temellerini atmaya başladılar.

1900 yılında “RUBAB-I ŞİKESTE” (Kırık saz) adı ile şiirlerini bir kitapta toplayıp yayınladı. Bu ilk Şiir kitabı çok büyük bir rağbet gördü ve tutundu. Böylece Fikret’te Türk edebiyatında tanındı ve zirveye oturdu. Kitap üç kere üst üste basıldı. Bir süre sonra “Servet-i Fünun” daki arkadaşları ile arası açılan Fikret Rumeli Hisarı sırtlarında planlarını kendisi çizerek yaptırdığı ünlü evi olan “AŞİYANINA” çekildi. Aşiyan bugün “Tevfik Kikret ve Edebiyat-ı Cedide Müzesi” dir. Zaten yeni fikirlererin yayılmasına neden olduğu için “Servet-i Fünun” da II. Abdülhamit tarafından kapatılmıştı. O dönemde padişahın hafiyeleri etrafı kaplamıştı. Devlet cephede savaşacak asker bulamazken, padişahın hafiye ordusu başta İstanbul olmak üzere bütün yurtta vatandaş avında idiler. Şairi, bir taraftan babasının sürgünde ölmesi, bir taraftan kız kardeşinin acıklı ölümü, öte yandan da memleketin içinde bulunduğu ıstıraplı istibdat hayatı kötümser bir ruh içinde bırakmıştı. Bu yıllardaki şiirlerinde isyancı ve acı bir hava eser.

Tevfik Fikret,  “1908 Meşrutiyet İnklabı” nı, vatanın kurtuluş hareketi diye candan alkışladı. Ama çok geçmeden politikacıların şahsi ihtiraslarının ideallerine hiyanet ettiklerini görünce sevinç ve heyecanı çok sürmedi. Bir ara Hüseyin Cahit ile birlikte gündelik bir siyasi gazete olan “TANİN” i kurdu. Kısa bir süre sonra bu siyasi hayatı, mizaç ve karekterine uygun görmediği için ondan ayrıldı. Kendisine teklif edilen Galatasaray Lisesi Müdürlüğü, idealine en uygun bir görevdi. Doğuştan eğitimci olan Tevfik Fikret, bu göreve canla başla sarıldı. İlmin, San’atın, ahlâkın ışığı altında doğruluğa, aydınlığa gerçek ilme büyük yer vererek, genç nesli yetiştirmeye çalıştı. Ama geri kafalı insanların, menfaatlerine zarar gelenlerin karşısında olan Tevfik Fikret, bu önemli görevde de çok kalamadı, çekilmek zorunda kaldı. O yıllarda Maarif Nazırı, (Milli Eğitim Bakanı) olan ünlü tarihçi Abdurrahman Şeref Bey’in israrı üzerine istifasını geri aldı; yine medeniyetçi, ahlakçı ve disiplinci görevine devam etti. “31 Mart vak’ası”nda sokakları dolduran cahil yobaz sürülerinin okula da saldıracakları rivayeti çıkınca Tevfik Fikret önce benim cesedimi çiğnesinler de öyle saldırsınlar diye kapıya koştu. Ve kapıya Fransız bayrağını astırmak isteyen müdür yardımcısının teklifini de şiddetle ve nefretle red etti. Onun bütün bu iyiliklerinin kıymeti ne yazık ki  bilinmedi. Bayağı ruhlu küçük insanlar, Tevfik Fikreti yine rahat bırakmadılar. İki yıl içinde bütün yurda bir gerçek anlamda eğitim ve öğretim yuvası kazandırmış olan “FİKRİ HÜR, İRFANI HÜR, VİCDANI HÜR” BİR ŞAİR OLAN Tevfik Fikret bu sefer geri dönmemek üzere istifasını verdi. Onun bu davranışı İstanbul’da büyük olaylara neden oldu. Öğrenciler boykot yaptılar ama Tevfik fikret istifasını geri almadı. “Darrülfünün” de ki (Üniversite) edebiyat Müderrisliği (profösörlüğü) n den de ayrılarak, Robet Kolejdeki öğretmenliğine devam etti.

TEVFİK Fikret’in bir ideali vardı. Modern Pedegoji ilkelerine uygun yeni bir okul açmak. Bu sıralarda Şairi için için kemiren şeker hastalığı ona göz açtırmaz olmuştu. 1914’te 38 yaşında ağır bir ameliyat geçirdi. Hasta yatağında iken İlk okul çocukları için yazdığı şiirleri “ŞERMİN” adlı kitabında toplayıp yayınladı. Genç ve verimli bir yaşta 48 yaşında 18 Ağustos 1915’te İstanbul’da öldü. Eyüp Mezarlığına gömüldü. 1961 yılında “Tevfik Fikret Derneği” tarafından kemikleri Aşiyana nakledildi. Allah rahmet etsin. Fikret bir dava ve eğitim adamı idi. İdeali olan Pedegojik okulları ancak Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet Türkiye’sinde açtı ve onunda ruhunu şad etti.

TEVFİK FİKRETİN SAN’ATI VE ŞAİRLİĞİ:

Tevfik Fikret, şiir yazmaya çok genç yaşta, Galatasaray Lisesi’nde öğrenci iken başladı. Önceleri öğretmenlerinin etkisinde (Recai Zade Ekrem, ve Muallim Naci kalan Fikret, acemilik devresi sona erince kişiliğini bulmaya başladı. 1896 dan itibaren şiirlerinde,(doğa, aile ve yurt sevgisi) gibi çeşitli konular göründü. Şair San’atı “Toplum için” kabul etmişti. 1900 yılında yazdığı bir şiirinde şöyle diyordu: “Şahsi san’at olmaz. Kendi şahsi için san’at eserleri yazanlar, vücuda getirenler bulunsa bile san’ at karlar yalnız kendileri için san’at eserleri verenler değildir. O halde san’ at karın umumi hayattan ayrılmaması, aksine onu takviye ve tezyin etmesi lazım gelir.”

1901’den sonra büsbütün “Aşiyan” ına çekilen Tevfik Fikret, memleketi sefalet, cahillik ve ıstırap içinde kıvrandıran sosyal nizama şiirleri ile hücum etmeye devam etti. Gençliğin müsbet iliim ve ahlâkla yetişmesini isteyen şair, kadınlık içinde :”Kızlarını okutmayan Millet, oğullarını mânevi özgürlüğe  mahkûm etmiş demektir; hüsranına ağlasın!”

Bir Şiirinde:

“Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer!”

Diyerek, kadına toplumda gerekli yerin verilmesini istiyordu.

Şiirlerinde aruz ölçüsünü büyük bir başarı ile kullanan şairin dili, zamanın modasına ve yazı diline uyarak Arapça, Farsça kelime ve tamlamalarla yer veren bir anlatım üslup özelliği taşıyordu. Yer yer çok tabii ve sade mısralarıda blunan şairin en önemli şiirleri yurt ve insanlık sevgilerini, tabiat ve aile temalarını işledikleri ile cahillik, taassup ve istibdat aleylikleri görülür. Kişiliğini asıl gösteren  şiirleri sosyal konulara ilgi duyarak yazdıklarıdır. Bunlardan en başarılı olanları Şunlardır: “ Balıkçılar, Zelzele, Millet Şarkısı, Sis, Tarih-i Kadim, Rubabın Cevabı, Ferda, Halûk’un Vedai gibi. Şiirleri ilk hatıra geleleridir. Burada örnek olması için bugünün gençlerine armağan ettiği “FERDA”(Yarın) adlı şiirine yazımızın sonunda yer vereceğiz.

Tevfik Fikret, zengin bir aile evladı olmamasına rağmen, yaşamında manevi sıkıntı yaşamadı. Boğaz içindeki en gönül açıcı yerindeki “Aşiyan”ında olgunluk yıllarını sakin ve rahat geçirdi. Oğlunu çok sevdi. Onu idealine uygun olarak yetiştirmek istiyordu. Ve onunla avunuyordu. Çok genç yaşta oğlu Haluk’u İngiltere’ye tahsile gönderdi; yetiştiğini göremeden öldü. Şiirlerinde genelde kötümser olan Şair, Şahsi sebeplerden çok sosyal sebeplerden çok sosyal sebeplere bağlamak gerektir. Bir taraftan İsdibdat yönetimi, bir taraftan birbiri peşi sıra olan devam eden bitmek bilmeyen savaşlar, memleketin umumi halini günden güne kötüleştiriyordu. Bütün vatanseverlerin duyduğu ıstırabı elbette Tevfik Fikret’te şiddetle duyuyordu. Bunun sonucunda da kötümser bir ruh hali yaşıyordu. Memleketin bu hali ona şahsi üzüntülerden daha çok tesir ediyor. Bundan ötürü etrafına zaman zaman küserek evine kapanıyordu. Burada dertleri ile baş başa yaşıyor, karamsar şiirler yazıyordu. Resim yapıyor ve şiirler yazıyordu. Yeni başlayan Birinci Dünya Savaşı, insanlığın çok büyük bir ayıbı idi. Hele Çanakkale’de başladığımız ölüm ve kalım savaşları onu iyiden iyiye yıpratmış, umutsuz bırakmıştı. Belki Çanakkale zaferini ve Mustafa Kemal’i görseydi bu karamsarlık bu kadar olmazdı.

Ömrünün son günlerinde ölümüne yakın, sade dille, öğretici bir amaçla  çocuk şiirlerini bir kitapta toplayarak “Şermin” adıyla, hasta olmasına rağmen bastırmayı başardı. Başlıca Eserleri:

Rubab-ı Şikeste, Halûk’un Defteri, Rubab-ın Cevabı, Tarih-i Kadim, Şermin.

TEVFİK FİKRET’TE “VATAN” VE “ÇALIŞMA” SEVGİSİ:

Tevfik Fikret, “Halûk’un Defteri” adlı şiir kitabındaki “FERDA” şiiriyle Türk Gençliğine hitap etmiş, Onlara vatan ve çalışma sevgisi, gerçek bilim ve sağlam ahlâkla yetiştirme yolundaki düşüncelerini, inanarak ve inandırarak açıklamıştır. İşte ona bu düşünce ve duygularından dolayı  ona Türk Düşünce Edebiyatı liderleri arasında yer verdik. O, Sanat toplum için düşüncesininde Türk Edebiyatı içinde savunucusu ve eğitim için örnek uygulayıcısıdır. Ona olan saygımızdan ve Türk Gençlerine armağan ettiği Ferda şiirini gençlerimiz okusunlar diye buraya bir örnek olması babından aldık. Dileğimiz odur ki, bu fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür olan Türk Edebiyatının bir devi olan şairimizin eserlerini okuyarak onun düşünce ve duygularından gıdalansınlar. 

İşte örnek bir Şiiri:

 

F E R D A (YARIN)

 -Bugünün gençlerine-

 

Ferda senin; senin bu teceddüd, bu inklâb…

Her şey senin değil mi ki zâten?...Sen ey şebab,

Ey çehre-i behic-i ümid, işte ma’kesin

Karşımda: bir semâ-yi seher, saf-ü bi-sehab,

***

Ağuş-i lerzadârı açık bekliyor… şitab!

Ey fecr-i hande-zâd-i hayat, işte herkesin

Enzâri sende; sen ki hayatın ümidisin,

Alnında bir sitâre-i nev, yok, bir âftab,

Âfaka doğ, önünde şu mâzi-i pür- mihen

Sönsün müebbeden.

***

Sönsün müebbeden o cehennem; senin bugün

Cennet kadar güzel vatanın var, şu gördüğün

Zümrüt bakışlı, inci şetâretli kızcağız

Kimdir, bilir misin? Vatanın… şimdi saygısız

***

Bir göz, bu nazlı çehreye- Allah esirgesin!-

Kem bir nazarla baksa tahammül edermisin?

İster misin, şu ak sakalın pâk-ü muhteşem

Pişâni-i vakarına, bir kirli el demem,

Hatta yabancı bir el uzansın? Şu makberi,

***

Râzi olur musun taşa tutsun şu serseri

Elbet hayır; o makber, o Pişâni-i vakur

Kudsi birer misâl-i vatandır… Vatan gayur

İnsanların omuzları üstünde yükselir.

Gençler, bütün ümid-i vatan şimdi sizdedir.

***

Her şey sizin, vatan da sizin, her şeref sizin;

Lâkin unutmayın ki zaman tünd-ü mutmain

Bir hatve-i samut ile ta’kib eder bizi.

Önden koşan, fakat yine dikkatle her izi

Ta’mika yol bulan bu yanılmaz muâkıbin

***

Şermende-i itabı kalırsak yazık, yazık!... Demin

“Ferda Senin” dedim, beni alkışladın; hayır,

Bir şey senin değil, sana ferdâ vediadır;

Her şey vediadır sana, ey genç, unutma ki

Senden de bir hesab arar âti-i müşteki.

***

Maziye şimdi sen bakıyorsun pür-intibah;

Âti de senden eyliyecek böyle iştibâh.

Her uzvu girdibâd-ı havayiçle sarsılan

Bir neslin oğlusun; bunu yad et zaman zaman.

Asrın, unutma, bârikalar asr-ı feyzidir:

***

Her yıldırımda bir gece, bir gölge devrilir,

Bir ufk-ı i’tilâ açılır, yükselir hayât;

Yükselmiyen düşer: Ya terakki, ya inhital!

***

Yükselmeli, dokunmalı alnın semâlara;

Doymaz beşer dedikleri kuş, i’tilâlara…

Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır;

Durmak zamânı  geçti, çalışmak zamanıdır!

                         (TEVFİK FİKRET)

Değerli Gençler, özellikle liselerde okuyanlar için özellikle bu şiiri seçtim. Amacım sizlerin bu şiiri bugünkü dile çevirerek okuyup anlamanızı sağlamak içindir. Zamanında Arapça ve Farsça özellikle Farsça tamlamalar ve terimler kullanarak yazmak Servet-i Fünuncuların özellikle sanat anlayışlarından kaynaklanmaktadır. Ferda Yarın demektir. Osmanlıca sözlüklerden yabancı kelime ve tamlamaları bulun ve Şiiri sadeleştirerek okuyun. Böylece hem Osmanlıcanız artacak ve hem de o dönemin şiirlerinin zevkine varacaksınız. Zor değil, yarım saatta bundaki farsça ve Arapça sözlerin Osmanlıca sözlükteki karşılarını bulur okur ve anlarsınız. Bundan sonraki okuyacağınız şiirleri de çözerek zevk alırsınız. 

Hoşça Kalın bizde kalın!

 

Bu makale 509 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz