söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



TÜRK DÜŞÜNCE EDEBİYATI'NIN İLK ÖNCÜLERİ VE ÖNDERLERİ-4


TÜRK DÜŞÜNCE EDEBİYATI’NIN İLK ÖNCÜLERİ VE ÖNDERLERİ-4

 

 “TÜRK GAZETECİLİĞİNİN BABASI AGAH EFENDİDİR. TÜRKİYE’DE BATILI ANLAMDA İLK GAZETE OLAN TERCÜMAN-I AHVAL O ÇIKARDI!”

 

Bugün, her yönüyle gelişmiş bir durumda bulunan Türk Gazeteciliğinin kurucu babası Agah Efendidir. Yaşadığı çağ, Abdulaziz ve II. Abdulhamit gibi iki koyu müstebit padişahın yurdumuzda her çeşit düşünce özgürlüğünü kısıtladığı bir zamana rastlar. Yurtsever ülkücü bir Aydın olan Agah Efendi, işte böyle bir yönetim altında ve güç şartlar altında “TERCÜMAN-I AHVÂL” GAZETESİNİ YAYINLAMAKTAN ÇEKİNMEMİŞ KİMSEDEN KORKMAMIŞTI! Her ne kadar daha önceleri devletin bildirilerine yer veren “TAKVİM-İ VEKAYİ” ile Churchill adında bir İngliz tarafından çıkarılan “CERİDE-İ HAVADİS” gibi yayınlar yapılmış ise de, bunlardan birincisi resmi bir organ olmaktan ileri gidememiş, ikincisi de gazete özelliğinden noksan kalmıştı.

Agah Efendi, çağdaşı olan Şinasi Efendiyle birlikte baskıcı padişahların yönetimine karşı amansız bir savaş açmıştılar. Böylece gazetecilik alanında, ilk sürgün cezasına çarptırılan da Agâh Efendi oldu. Genç düşünce adamının hayatında bunlardan başka daha bir takım “ilkler” bir birini kovalar. Gerçekten de, arkadaşlarıyla birlikte başladıkları özgürlük çabaları sonucunda Avrupa’ya kaçan ilk aydınlar arasında o da bulunuyordu. Elçiliğe atanan ilk gazeteci, yurdumuzda posta hizmetlerini yenileştiren, mektuplar üzerine pul yapıştırılmasını ilk uygulayan da  yine bu Agâh Efendi’ dir. Basınımız onu, “Türk Gazeteciliğinin kurucusu olarak her zaman saygı ile anmış ve bundan sonrada anacaktır.”

HAYATI VE GAZETECİLİĞİ

Agah Efendi’nin aile kökü Yozgat’a dayanır. Babası Çapanoğlu Ömer Hulusi Efendi, İstanbul’a yerleştikten sonra Agâh Efendi, Sarıyer de dünyaya geldi. Tarih 1832 idi. 11 yaşında iken o zamanlar Beyoğlu’nda bulunan Tıbbiye okuluna yazıldı. Okulun hazırlık sınıflarında, yedi yıl kadar öğrenime devam eden genç Agâh, hekimliği benimsemediğinden okulu bitirmeden ayrıldı. Ama o çağlarda Tıbbiye mektebinde öğretim Fransızca yapıldığından küçük Çapanoğlu bu yedi yıl içinde bu yabancı dili iyice öğrendi. Böylece o çağlarda bir okul kadar yararlı bulunan ve bir çok değerli gencin yetişmesine yardım eden Bab-ı Ali (Başbakanlık) Tercüme kalemine memur oldu. Kısa zamanda göze çarpan genç Çapanoğlu, Paris Büyükelçiliğimizde bir katiplik görevine atandı. Bu görev genç Agâh Efendi’nin batı ile ilk ilişkilerini sağlamış, ve onda özgür düşüncelerin gelişmesine yol açmıştı. Yıl, 1853. Aynı yıl içinde yurda döndü. Dünya görüşünde önemli değişiklikler meydana gelmiş olan Agâh Efendi, padişahın baskı yönetimiyle bir uçuruma sürüklendiğini hemen anladı. Ama ne var ki ülkede “HÜRRİYET” düşüncesinin gerçekleşebilmesi için uygun bir ortam hazırlanmamıştı. Böylece çok çeşitli görevler almak zorunda kaldı: 1858 de Mostar’da Mutasarrıf vekilliği’n de, 1858 de Hersek’te geçici meclis başkanlığında bulunduktan sonra, İstanbul’a döndü. Bu dönüş Agâh Efendi’nin de hayatında önemli atılmış bir adımın başlangıcı oldu. Bütün güçlükleri göze alarak Avrupa’da gördüğü gibi bir düşünce gazetesi kurmak istiyordu. Ama padişahın baskısı bir yandan, kağıt, basımevi, hatta yazar bulma güçlükleri öbür yandan onu engelliyordu. Bu engeller onu yıldırmadı. Sayısız güçlükleri yenerek, Türkiye’nin ilk düşünce gazetesi olan “Tercüman-ı Ahval” gazetesini çıkarmayı başardı. Gazetenin birinci sayısı 9 Ekim 1860 tarihini taşıyordu. İşte Agâh Efendi, 9 Ekim 1860 TÜRK DÜŞÜNCE GAZETESİNİ II.ABDULHAMİT YÖNETİMİNE RAĞMEN ÇIKARMAYI BAŞARARAK; İSTİBDATA KARŞI AMANSIZ BİR ÖZGÜRLÜK DÜŞÜNCESİ SAVAŞINI BAŞLATTI: EĞER BUGÜN BİR NAMIK KEMAL YETİŞMİŞSE ONU BU GAZETEYE BORÇLUYUZ. BU GAZETE BİNLERCE GENÇ OSMANLILARIN UMUT KAPISI, ÖZGÜRLÜK SAVAŞI MEYDANI OLDU. Böylece, Türk Milleti’nin özgürleşmesinde de ilk adım atılmış oldu. Özgür gazeteye kavuşmanın 160. Yılı milletimize kutlu olsun. Burada kurucusu Ag3ah Efendi’yi saygı ve rahmetle anıyoruz.

Önceleri haftalık olarak çıkan gazete, sonra iki günde bir yayınlanarak geliştirildi. “Tercüman-ı Ahval” geçimini gazetecilik mesleğiyle sağlayan yazarları toplamıştı. O yılların ünlü yazarlarından Şinasi Efendi’de özlü ve halkı aydınlatıcı makaleler yazıyordu.

Kurulduğu çağa göre çetin fikir tartışmaları yapmaktan çekinmeyen bu gazetenin yayını süresiz olarak kapatıldığı 1866 yılına kadar sürdü. Böylece yayınladığı yazılardan ötürü yurdumuzda hükümet tarafından kapatılan ilk Türk gazetesi  de “Tercüman-ı Ahval” gazetesi oldu. O zamanki şartlar dikkate alınırsa bu altı yıllık kısa sürenin, Agâh Efendi payına ne kadar önemli bir başarı olduğu kolayca anlaşılır.

“HÜRRİYETİN DÖRT BÜYÜĞÜ” NDEN BİRİ: AGÂH EFENDİ

Agâh Efendi, bir yandan gazetesini yayınlama çabalarında bulunurken, bir yandan da memurluk görevlerine devam etmişti. Bir ara posta Nazırlığına da 1861 de atanmıştı. Bu görevi sırasında, mektupların pul karşılığında gönderilmesi usulünü yurdumuzda ilk defa o uygulamıştır. Postalarımızın ıslahı konusunda daha birçok tasarısı bulunmakla birlikte zamanın sadrazamı (Başbakanı) Âli Paşa ile aralarının açık bulunması yüzünden bunları olumlu bir sonuca bağlayamadan görevinden ayrılmak zorunda kalmıştı. Daha sonra vapurlar Nazırlığı, Ereğli kömürleri Nazırlığı, ve Divan-ı Muhasebat (sayıştay) üyeliği gibi yüksek memurluklarda bulundu. Ama, Agâh Efendi hayatını en önemli dönemine bundan sonra girdi.

Dönemin Padişahı Abdülaziz, yurdumuzda koyu bir istibdat yönetimi kurmuş, hür düşüncelere karşı amansız bir koğuşturma açmıştı. Ülkenin her gün biraz daha uçruma sürüklendiğini gören aydınlar, bu durum karşısında el altından harekete geçerek ıslahat çarelerini araştırmaya başladılar. Ünlü Vatan Şairi Namık Kemal Bey, ile Ziya Paşa bu yurtseverlerin başında bulunuyorlardı. Bunlar Agâh Efendi ve Ali Suavi gibi aydınların da katıldığı gizli bir cemiyet kurmuşlardı. “Yeni Osmanlılar” adı verilen bu cemiyetin amacı, padişahın baskısına ve Âli Paşa hükümetinin yönetimine karşı savaşmak, ülkeyi içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarmaktı. Bunun için şiirler, makaleler yazıyorlar el altından dağıtılarak halkın uyarılmasına çalışılıyordu. Bir süre sonra padişah baskısına dayanamayan cemiyet üyeleri, Paris’e kaçtılar. Tarihimizin kendilerini “HÜRRİYETİN DÖRT BÜYÜĞÜ” ADIYLA ANDIĞI BU BU YURT SEVERLER, Paris’te “Yeni Osmanlılar” cemiyetinin çalışmalarını devam ettirdiler. Agâh Efendi’de “hürriyet” adıyla yeniden bir gazete yayınlamaya başladı. Âli Paşa’nın ölümünden sonra Agah Efendi arkadaşlarıyla birlikte 1871 de tekrar geri yurda döndü. Önce İzmit Mutasarrıflığına, daha sonrada Şuray-ı Devlet (Danıştay) üyeliğine atandı. Ama bu sırada II. Abdulhamit Padişah olmuş ve v. Murat taraftarlığı ile tanınanları birer birer İstanbul’dan uzaklaştırmayaa başlamıştı. Abdülaziz’in İstibdat yönetimini ise on kat artırara devam ettiriyordu. Agâh Efendi’de bu uzaklaştırmadan payını alarak, önce Bursa’ya, daha sonra ise Ankara’ya sürüldü.(1877). Yedi yıl sürgünde kaldıktan sonra af edilerek Rodos Mutasarrıflığına atandı. Kısa bir sure sonrada Namık Kemal Bey ile yerleri değiştirilerek, biri Midilli’ye diğeri ise Rodos’a alındı. Bundan sonra Atina elçiliğine tayin edilen Agâh Efendi 1855, aynı yıl içinde öldü. Cenazesi daha sonra yurda getirildi.

 

Bu makale 650 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz