söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



SEÇİM ÖNCESİNDE SÖKE'YE NELER YAPACAKLARINA SÖZVERDİLER


SEÇİM ÖNCESİNDE SÖKE’YE NELER YAPACAKLARINA SÖZVERDİLER, ŞİMDİYE KADAR NELERİ YAPTILAR? BEN VERDİKLERİ SÖZLERİ ANIMSATACAĞIM, SİZLER NELER YAPILDI NELER YAPILMADI? DEĞERLENDİRİN VE BAŞKANLARA BİRİNCİ KARNE NOTLARINIZI VERİN!
                                                                                    

Seçim öncesi ziyaretime geldiklerinde bana bir “seçim bildirgesi” broşörü verdiler. Hani şu çok albenili olmayan, kırmızı fon üzerinde AYDIN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKAN ADAYI” yazan ve Çerçioğlu’nun resmi olan ve “MİLLET İTTİFAKI” SÖKE yazan seçim vaatlerini içeren kitapçık. Onlar gittikten sonra, kitapçığa şöyle bir göz attıktan sonra, ben politikadan anlamamama rağmen hemen şunu söyledim: “BU BRÜŞÖR, BUNLARA  SÖKE’DE SEÇİMİ KAZANDIRIR!” dedim. Ama bu iki adayın bu kadar işi seçim dönemlerine sığdırabilirler mi? İşte burada bir nokta koyarak düşünmeye başladım. Çünkü bu büröşör de yazılı olanlar, gerçekte yapılmasa bile hayal bile edilmeleri bile çok güzel şeylerdi. Bunlara yapmak nasip olmasa bile onlardan sonra gelecekler için bir hedef belirliyor ve yol haritası çiziyordu. Şimdi sözü uzatmadan bazı örnek projelere gelin birlikte bakalım:
• Söke’de su hayattır. Söke’ye bol ve içme – kullanma suyu temin etmek, sanayileşmeye başlayan Sökemiz için hayat kaynağıdır. Sayfa da resmi olan “SARIÇAY BARAJI” yapılacak ve yapım parasını Aydın Büyükşehir Belediyesi karşılayacak, deniyordu. Bu proje bile Sökeliler’ in bu ikiliye oy vermesi için bile yeterli projeydi. Resmin altında şu yazı vardı: “Maliyeti tamamıyla Büyükşehir Belediyesi tarafından karşılanacak olan Sarıçay Baracı ile Söke’nin gelecek 50 yıllık içme suyunu sağlayacağız.” Deniyordu. Bu proje bir hayal değil, gerçekleşme yolunda hızla ilerliyor. Bu baraj bittiği zaman suya kavuşacak olan yalnız Söke değil, Kuşadası, Didim gibi Aydın’ın turizmde dev kentleri de yararlanacaklardır. Biliyorsunuz,  Aydın İlinde yaşayan insanların yarısı, Aydın’ın batısında bulunan üç ilçede, yani Söke, Kuşadası ve Didim ilçelerinde oturuyor. Yaz aylarında ise bu üç ilçedeki yazlıklara ve konaklama tesislerine gelen nüfus ise Aydın genel nüfusunun iki katıdır. Böyle bir yerleşkeye su temin etmek elbette önemlidir. Devlet, bu üç ilçeden büyük ölçüde para geliri sağlamasına rağmen, bu yöreye şimdiye kadar böyle bir proje ile hizmet getirmedi. AK partinin 20 yılda veremediğini Özlem Çerçioğlu ve ekibi bu yöreye cömertçe vermeye başladı. Beş yıldızlı bir projedir. Akparti Millet Vekilleri, böyle güzel projelerin yapılmasından ürkmekte, hatta  korkmakta, aka kara demektedirler. Onlara tavsiyem eyer Aydın’dan bir daha seçilip Ankara’ya gitmek isterseniz, sakın bu projelere köstek değil, destek olun ki Aydın’da bitmekte olan partinizi kurtarasınız. Benim bu projeye notum on üzerinden on veriyorum. Ben öyle Kolay kolay  on vermem.
• Söke’ye “OTOPARK” yapacakları sözü. Bu projede  5 yıl sonra nüfusu 150 bini geçecek  olan Söke için elzem bir projedir. Bunun altında şu söz veriliyor: “Otopark ihtiyacını gidermek amacıyla 300 araç kapasiteli otopark yapacağız” deniyordu. Bu güne kadar bu konuda önemli bir çalışma olmadı. Ama başkanlar arasında bu konu ile alakalı yer seçimi çalışmalarını duyuyoruz. Benim bu projeye notum Yapıldığı taktir de on üzerinden on dur. Ama şimdiye kadar bekletildiği için, on üzerinden beştir. Bekletilmeden, vatandaş daha fazla mağdur edilmeden buna bir çare bulunması şarttır. Ben, şöyle düşünüyorum, sayın başkanlar daha iyisini ve kapasitelisini arıyor ve planlıyorlardır. Ama Söke'de bir değil daha birkaç Otopark gerekiyor. Şimdilik acil ihtiyaç olanını yapında, daha sonrakini ileride de yaparsınız.
• SİVİL HAVAALANI VE HAVA PARK ALANI Bu proje de Söke için önemli bir projedir. Daha birkaç  gün önce Söke’nin kalbi yandı. Yakında yangın söndürmede kullanılan uçakların inip kalkmasına müsait bir havaalanımız yoktur. Bu projenin düşünülerek, gündeme alınması bile çok önemli bir adımdır. Bu projeye bağlı olarak verilen söz şöyledir: “Söke ilçemizde Sivil havacılık faaliyetlerini destekleyecek ve özel uçakların kullanımına uygun bir park alanı oluşturacağız.” Denmektedir. Böyle güzel bir projeyi dillendirmeye notum on. Ama şimdiye kadar yapılmayan çalışma için  notum sıfırdır. Madem böyle güzel bir projeyi dillendirdiniz pasif kalmayın bir şeyler yapmaya başlayın!
• BAFA GÖLÜ GEZİ TEKNELERİ: Söke her ne kadar kıyıları olan bir kent olsa da, Kıyılarında Turizm işletmeciliğine uygun alanlar yoktur. Büyük Menderes Irmağı, denize bu kıyılardan dökülüyor. Kıyılarda sulak alanlar vardır. Biliyorsunuz büyük ırmakların denize döküldüğü alanlara haliç denir. Haliçler ise balıkların üreme ve yavruların beslenme ve sulak alan kuşlarının ise barınma alanlarıdırlar. Bu gün “BÜYÜK MENDERES DELTASI VE BAFA GÖLÜ ULUSAL PARKI SINIRLARI İÇİNDE KALDIĞINDAN BU ALANLAR FAUNA VE FLORASINDAN DOLAYI KORUNMA ALANLARIDIR. Bu nedenle bu sahillerde turizm işletmeciliğine yer yoktur. Ama Bafa Gölü Gezi Tekneleri Projesi  denizden hiçte farkı olmayan Bafa Gölünde yapılabilir. Yörede turizm faaliyetlerine izin verilebilir. Bakın Projenin gerekçesinde neler var: “Doğa turizminde geçen gün değer kazanan Bafa Gölü’nde gezi tekneleri ile doğa ve tarihin eşsiz güzelliklerini ziyaretçilerimizin beğenisine sunacağız. Bafa Gölü ve Latmos (Beşparmak) Dağı’nın doğa turizmi potansiyelini geliştirmek adına çalışmalarda bulunmaya devam edeceğiz.” Denmektedir. Değerli okuyucularım, bizler fazla tarihe meraklı olmadığımız için  Yörede mevcut olan turizm Potansiyelini ve varlığını batılılar kadar değerlendiremiyoruz. Bafa Gölü neden turizm için önemlidir ve gereklidir. Bu konuyu bildiğim kadarı ile biraz dillendirmeye çalışacağım:
Bafa Gölü, bildiğimiz gibi sıradan bir doğal göl değil, deniz seviyesinde ve önceden bir körfez iken Büyük Menderes Irmağının taşıdığı alüviyon birikintileri ile dola dola denizden ayrılarak kara içinde kalmış bir su birikintisidir. Böyle oluşan su birikintilerine lagün denir. Bafa bir Lagün gölüdür. Eskiden buraya Latmos Körfezi deniyordu. Latmos ise bugünkü Beşparmak Dağları’nın Antik Çağlardaki adıdır. Gerek yerli Coğrafyacılarımız ve gerekse batılı coğrafyacılar, bu doğal olayı Coğrafya derslerinde işlerler. Bende öğretmenlik yıllarımda bu dersi anlatmadan önce öğrencilerimle orayı gezer, bu olayı gösterir ve işin coğrafya yönünü anlatırdım. Sonra Milet Antik Kenti’nin deniz kenarın da olduğunu ve Limanlarının bulunduğunu ve daha sonra Batmaz Köyünün kurulu olduğu tepeyi göstererek bu tepenin önce bir ada olduğunu ve bu adanın ise o yıllarda adının “Lada” adası olarak anıldığını anlatırdım. Burada Coğrafya’ya bir nokta koyar, Miletin O dönemde İyonya’nın en büyük Site devleti olduğunu. Pers İmparatorluğu ile Birleşik İon Donanmasının bu ada çevresinde yapıldığı için bu savaşa “Lada Deniz Savaşı” adı verildiğini. Diğer İon Site devletleri  Milet donanmasını yalnız bıraktıkları için, Miletliler burada Perslere yenildiler. Persler, Mileti yaktılar, yıktılar, mallarını yağmalayarak ellerinden aldılar. Halkını da tutsak ederek, Dicle kıyısında bulunan Ampe Kentine sürdüler. Bugün Didim’de harebelerini gördüğümüz Apollon Tapınağı’na giderdik. Çocuklara bu tapınağın Miletlilerin tapınağı olduğunu Persler Lada Savaşından sonrada bu tapınağı yakıp yıktılar. Tapınağın Naosun da bulunan Apollon’a ait  çok değerli olan Tapkı heykelinide yanlarına alarak Ampe’ye götürdüler. Öğrencilerim bana merak ederek sorardılar: Öğretmenim, o halka ne yapmışlar? Anlatırdım, o yıllarda tutsakları köle gibi kullanırlardı. Ya başkalarına para ile satarlar ya da, çalıştırırlardı. Sonra Mekedonyalı Büyük İskender, geliyor, Pers Ordularını yenerek, Pers kırallığının başkenti olan Persepolis’e kadar bunları kovalıyor ve Pers kıralını da öldürerek, Ampeye sürülen Milet halkını tapkı heykelleri ile birlikte esaretten kurtararak, yurtları olan Milet Kentine gönderiyor ve Onlara para vererek, bu kenti yeniden kurmalarına yardım ediyor. Onlarda eski mabetleri olan bu tapınağı da yeniden inşaya başlıyorlar ama hiçbir zaman bitiremiyorlar. Bu tapınak Sanat Tarihi bakımından çok önemli bir mimariye sahiptir. O yıllarda yapılan üç Dipteros Tapınağın ayakta kalan tek örneğidir. İon düzenindeki sütunları ve bu sütünleri birbirlerine bağlayan bağlar çok  güzel Mitolojik varlıkların resim ve heykelleri ile bezenmiştir. Homeros’un anlattığı destanlarda geçen grifon canladırmaları ve Medusa tasvirleri bu tapınakta görülmeye değer eserlerdir. İşte burada bulunan bu Antik kültür eserlerini görmek, incelemek, yerinde araştırmalar yapmak her batılı için özlemle beklediği bir fırsattır. İşte bu Coğrafya özelliği, ve Antik Sanat Tarihi ve Mimarisini görmek isteyen milyolarca Avrupalı vardır. Bunun dışında birde Bafa Gölü Efsanesi olarak bilinen çok hazin bir aşk öyküsü olan Aytanrıçası  Selene ile Çoban Endimiyonun aşklarının burada yaşandığına inananan ve onlara eşlik eden kır ve su perileri ile kırlarda dolaşan Satırusların öyküleri mitolojiden sanata ve edebiyata yansıdığı için batılılar buraları merak ederler ve buralarda öğrendiklerini sanata ve edebiyata aktararak kültürel değerleri ile bu antik kültür arasında bağıntılar yaratırlar. Bugün batıda ressamların yapmış olduğu çok değerli tabloların kaynağı bu Batı Anadolu mitolojik dayanaklara bağlıdır. Bir Örnek verirsek, Aşk Tanrıçası olan ve yaşadığı yer bizim Karacasu’daki adına inşa edilen Ahfrodisias Antik Kenti bu Ahfrodit adına yapılmıştır. Batılı ressamlar bu harikulade güzelliğe sahip olan kadın tanrıçayı eserlerinde kusursuz bir çıplak kadın olarak işlemişlerdir. Yonutucular, engüzel mermerlerle onun vücudunu ebediyete kadar ölümsüzleştirerek, müzelerinin baş köşelerinde bunlara yer vermişlerdir. Az kalsın unutuyordum. Didim’de ki Apollon Tapınağında kullanılan taşlar, Bafa Gölü’nün doğusundaki Latmos Dağı eteklerindeki kayalardan kesiliyor, yonutularak, Palarmos Limanına kadar getiriliyor (Bugünkü Mavişehir Mahallaesi), oradan sonra karadan tapınağa taşınıyordu. Bu mimari parçalardan bir tanesi var ki bugün batılılara dudak uçuklatmaktadır. Tapınağın yekpare olan eşiği olan mermer bugün dünyadaki mimari elemanların en büyüğü olup ve 70 ton ağırlığındadır. Bu kadar ağır bir parçayı Limandan tapınağa nasıl götürdüler? Hala bir insan üstü güce inanan Mitoloji tutkunları bunları araştırmakta, bunlarla  İnsan üstü yaratıkların varlığına inananlar vardır. İşte bu garip inançlarını sanata ve edebiyata yansıtarak, aslında içlerindeki inanç boşluğunu bunlarla doldurmaya çalışıyorlar.
Maraton TV’de Program yaptığım yıllarda, Söke İşçi Partisi İlçe Başkanı Dr. Hüseyin Karakuş, bir gün ziyaretime gelerek benden bir konuyu aydınlatması için, onunla bir  program yapmamı istedi. Konuyu kısaca özetleyince bende uygun gördüm ve Programa davet ettim. Programın konusu “Bafa Gölü ile Ege Denizi arasında açılacak olan bir kanal projesi” idi. Biz Dr. Hüseyin Karakuş ile bu programı ancak üç saatte bitirebildik. Hüseyin Bey, bizden bir kopya istedi. Onu da yaptık ve kendisine verdik. Beş gün sonra Ankara’dan bana bir telefon geldi. Arayan Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek idi. Hüseyin Bey bandın bir kopyasını genel başkana göndermiş, oda programı çok beğenmiş bana şöyle bir ricada bulundu: Turgut Bey kardeşim, biz seninle Erzincan Lisesinden arkadaşız, beni bir gün bu konuda programa alır mısın? Çok önemli belgeler sunacağım. Bende hiç düşünmeden ona Söke’ye gelirsen Programa alırım, dedim.
Benim yaptığım program, hafta da bir gün oda Cuma günü saa 20.00 ile 24.00 arasında idi. Programın adı, “EĞİTİM SAATI” idi. Kesintisiz tam on yıl sürdü. Çok yararlı olmuştu. Her hafta yeni bir konu yeni konuklar ile sohpet havası içinde yürütülüyor, izleyenlerden isteyenler telefonla katıla biliyorlardı.  Başta valiler, kaymakamlar, Belediye Başkanları, Daire Müdürleri olmak üzere birçok dalda mesleğinde uzman olanlarla bu programı yapıyorduk. Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı katılım isteğinde bulununca davet ettim. Oda geldi ve programa katıldı. Çok ta güzel bir program oldu. Programda nelerden söz edildiğinden önce bir konuyu burada açıklamam gerekiyor. Bu konuyu açıklamazsam, okuyucularım olayın özünü anlayamazlar.  
Bir gün bir telefon geldi. Telefonda, Bafa Gölü Kuş Gözleme evi açılacağından söz ediliyordu. Kuş Gözlem binasını Sayın Rahmi Koç yaptırıyormuş. Yapımı bitince de açılış töreni yapacağından basın mensuplarını da açılışa davet ediyordu.  Bizde yanımıza Maraton TV. Kameramanını alıp açılışa katıldık. Ama açılışta ne açılış! Ulusal Basın mensuplarının kodamanları, tanınmış TV. Proğramcıları, gazetelerde ki ünlü köşe yazarlarının çoğunluğu orada. Deyim yerinde olursa adeta bir basın ordusu orada vardı. Yapılan basit bir kulübe için bunca insanın oraya toplanmış olmasını ben yadırgadım. Kısa bazı açılış konuşmalarından sonra, Konuklara Bafa Gölü kıyısındaki tarihi Heraklia antik kenti üzerinde bulunan yeni adıyla Kapıkırı Köyünde yemek verileceğinden herkesin bu yemeye davetli olduğu duyuruldu. Bizde, hem yemek ve hem de orada neler yapılacağını tespit etmek ve haber yapmak için gittik. Kayalar üzerinde bulunan bir kır restoranında yemek verildi. Rahmi Koç adına Konukları Hulusi Tanman Bey ağırladı. Çok güzel oldu. Hani derler ya, “BAŞKA OLUR; AĞALARIN DÜĞÜNÜ!..” Buradaki yemeği ağalar verince her şey çok güzel ve bolca onca insanı doyurdular. Kendi kendime şöyle dedim: “Buradaki yemeğin masrafı, açılışı yapılan kuş gözlem kulübesinden daha fazla olmuştur. O kır lokantasının öyle güzel bir manzarası vardı ki, insanı adeta büyülüyordu.
O yıllarda başbakan Sayın Tansu Çiller Hanım idi. İşte, İşçi Partisi Söke İlçe Başkanı Sayın Dr. Hüseyin Karakuş ile Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek’in benden programa katılmalarının ana konusu bu toplantı ile alakalı idi. Bana öyle şeyler söylediler ki, onları programa almamam çok yanlış olurdu. Program da önce Dr. Hüseyin Karakuş, daha sonra, Genel Başkan Doğu Perinçek Özet olarak şunları canlı yayında hem belgelediler ve hem de anlattılar. Ben de bu anlatılanları o zamanlar yazı yazdığım, “YENİ SÖKE” gazetesinde yazdım ve yayınladım. Bana inanmayanlar adı geçen gazetenin arşivlerinden bulup okuya bilirler. İşi uzatmayalım Olayın kısaca Özü şu idi: “İçlerinde İngiltere Prensinin de bulunduğu ve bizden de başbakan Tansu Çiller’in olduğu ve Koçlar’ında bulunduğu bir topluluk, Ege Denizi ile Bafa Gölü arasında bir kanal açacaklar ve Bafa Gölünü bir Yat limanına dönüştüreceklermiş! Eğer bu doğruysa, Korkunç bir proje. Dünyada bir eşi ve benzeri olmayan bu doğa harikasını öldürmek anlamına geliyordu. İşte yaptığımız o programlardan sonra geri adımlar atıldı ve bu eşsiz  doğa harikası kurtuldu.
O günlerde Hulusi Bey’in Kâhyası yanıma geldi ve bana Hulusi Bey’in selamını getirdiğini, öyle kişilerin sözleri ile böyle programlar yapmamamı istedi. Bende kâhya ya şöyle dedim. Biz o kişilerle bu programı yaptık. Herkes izledi. Eğer yalansa, Sizin cevap hakkınız var. Hulusi Bey, buyursun gelsin, Programımda istediği kadar konuşsun ve yalanlasın, dedim. Hulusi bey, davetime rağmen gelip programda konuşmadı. Bizden sonra Ulusal basında da bir çok yankıları görüldü.
Bunları neden yazıyorum? Kısaca ona da yanıt vereceğim:
Korkum şudur: burayı tekne turizmine açarsanız, o güzelim gölü kirletirsiniz, zaten yarı ölü vaziyette olan göldeki biyolojik hayatı iyice öldürürsünüz! Orası zaten devletimizce koruma altına alınmış ve doğal bir park haline getirilmiştir. Eğer burayı korumak ve eski zenginliğine kavuşturmak istiyorsanız. Göle, Büyük Menderes Irmağından devamlı olarak, takviye ve can suyu verin. Böylece her yıl, ölmekte olan balıklar ölmeden kurtulsun. Göl, bir balık üretme havuzu olarak kalsın. Zaten Mehmet Can, gölü öldürdü. Birde sizler öldürmeyin. Şu andaki statiyü gölü koruma ve kurtarma yönünde deyiştir meye çalışın. Çünkü o göl, Aydın’ın ve Muğla’nın simgesidir. Aydın ili’nin batısında yeteri kadar tekne turu yapan tekne turizmcileri vardır. Bafa Gölünde böyle bir çalışmaya gerek yoktur.
Değerli okuyucularım, seçim öncesinde verdikleri sözleri sıra ile gündeme getireceğiz. Yapmak istediklerine elimizden geldiği kadarı ile destek olacağız, yanlış olarak yapılacaklara da karşıyız. İşte Bafa Gölünde olduğu gibi. Şimdilik gündemimde bu projeleri değerlendirmek vardı. Yapabildiğim kadarı ile yapmaya çalıştım. İleride yeni projelerin analizlerinde buluşmak üzere hoşça kalın. Bizde kalın.

 

Bu makale 670 kez okundu.


Yorumlar
    Yorum Yaz
  • can can (17/10/2020)
    Hocam gole kapi yada esik denilen yerden menderesten camurlu su veriliyor..oralar bataklik oldu cozum bana gore cine veya bitince sari caydan gelen temiz su ile olur