söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



TÜRK DÜŞÜNCE EDEBİYAT'ININ ÖNCÜ VE LİDERLERİ-5


TÜRK DÜŞÜNCE EDEBİYAT’ININ ÖNCÜ VE LİDERLERİ-5

 

BEYİTLERİ, BİRER ATALAR SÖZÜ KADAR GÜÇLÜ VE ANLAMLI OLAN ZİYA PAŞA, DÖNEMİNİN EN USTA ŞAİRLERİNDEN BİRİ VE BİR DÜŞÜNCE ADAMIDIR!

 

“Okul çağına yeni giriyordum. Babamın (Her kim okur Farisi-Gider dinin yarısı!) sözleri kulağımdaydı. Farsça’ya heves etmek şöyle dursun, okuyanlara dinsiz gözüyle bakardım. Buna rağmen ders aldığım hususi hocamın teşviki ile farsça öğrenmeye başladım. Böylece hem bilgili olacak, hem de imtihanda birinci gelip babamı memnun etmiş olacaktım. Bir gün lalamla karşılıklı oturmuş el değirmeni ile bulgur öğütüyorduk. Bir ara lalamın gözlerinden yaş damlaları döküldüğünü gördüm; sebebini sordum:

“ -Sen daha çocuksun, anlayamazsın?” dedi. İsrar ettim, nihayet dayanamadı.

“-Bu değirmen, neler söylüyor, biliyor musun?” dedi.

Ben değirmenin söz söylediğini o vakte kadar hiç işitmemiştim. Şaşkınlığımı gören lalam:

“-Evet, değirmen konuşur, bizden daha akıllıca konuşur; fakat onları duymaya kulak ister. Bu değirmen diyor ki: (Ey gafiller, gözlerinizi iyice açın, bana bakın; zira ben bu dünyanın bir misaliyim. Bana koyduğunuz buğdaylar dünyaya gelen insanların aynıdır. Konulan taneleri iki taşın arasında yuvarlaya yuvarlaya kırıp ufalarım ve istenilen olgunluğa geldikleri zaman onları atar, yeni gelenlerle uğraşırım. Çocukta dünyaya geldikten sonra bu halleri geçirmez mi?)”

Lalamın bu sözleri küçük aklımda çok iz bırakmıştı.

Bu sözleri söyleyen çocuk ileride, Türk toplumunun batılı bir düzende olmasını isteyecek ve ilk Osmanlı- Türk Anayasasını hazırlayacak kurulda çalışan ZİYA PAŞA olacaktı.

 

HAYATI VE KİŞİLİĞİ 

Ziya Paşa, İstanbul’da Boğaziçi kıyılarının en güzellerinden biri olan Kandilli’ de doğmuştu. Babası, Galata gümrüğü memurlarındandı. İlk çocukluğu köleler ve lalalar arasında geçmişti. Çok sonra yazdığı hatıraları arasında bu köle lalalardan bahsederken kölesi Ömer’in kendisini hırsızlığa teşvik ettiğini ve lalası İsmail ağanın da ona ilk şiir zevkini verdiğini anlatmıştı.

Ziya Öğrenimini  Beyazit’ te (Mektebi Edebiye) adında bir okulda yaptı. Özel olarak ta Farsça öğrendi. 17 yaşında Babiâli deki memurların arasına katıldı. Bu memurluk hayatı 30 yaşına kadar devam etti. Bu yıllar boyunca Ziya Paşa, görevi başında çalışkan bir memur, akşamları da Balıkçı PAZARI meyhanelerinde başıboş bir şair hayatı yaşıyordu.

Çağının kabiliyetli gençlerine, yardım eden ve onları koruyan ünlü devlet adamı Büyük Reşit Paşa onu bu başıboş hayattan kurtardı. Ziya artık Padişah Sarayında görev almıştı. Önceleri Abdülmecit, sonrada Abdülaziz’in yanında saray katipliği yaptı. Bu yeni hayat, onun gerek yaşayışı, gerek düşünceleri üzerinde önemli etkiler bıraktı. Kısa bir sure içinde Fransızca öğrendi. Reşit Paşa’nın ölümüyle yerine sadrazam olan Ali Paşa, Ziya’yı saraydan uzaklaştırdı. İstanbul’dan uzakta Anadolu’da bazı valiliklere atandı. Bu görevlerde bulunduğu sıralarda devletin bozuk yönetimi üzerinde esaslı fikirler edindi. Amasya Valiliğinden İstanbul’a döndükten sonra ülkede bir devrim yapmak üzere kurulmuş olan “Genç Osmanlılar Cemiyeti” ne girdi. Bu cemiyet üyeleri sürekli olarak sarayın göz hapsindeydiler.

Ziya, Mısırlı Prens Mustafa Paşa’nın çağrısı üzerine Namık Kemal ile birlikte önce Paris’e, daha sonra Londra’ya gitti. Paris, Londra ve İsviçre’de geçirdiği dört beş yıl boyunca batıyı daha yakından tanıdı.

Ziya Namık Kemal ile Londra’da 1868’de yayınladıkları Türkçe “HÜRRİYET” gazetesinde çok önemli yazılar yazıyordu. İsviçre’de bulunduğu sırada da J. Rousseau’dan çeviriler yapmıştı.

Ali Paşa’nın ölümünden sonra İstanbul’a dönen Ziya bir süre siyasi çalışmalarda bulundu. V. Murat’ın Padişahlıktan indirilmesi işleriyle ilgilendi. Yeni Padişah II. Abdülhamit ilk “Kanun-u Esasi” (Anayasa) nın hazırlanmasında onu da görevlendirdi. Birinci Meşrutiyet’in ilânı üzerine Ziya’da Namık Kemal gibi 1877’de o günlerin büyük hürriyet kahramanları arasında sayılıyordu.

Osmanlı-Rus Savaşı’nın başlaması üzerine Padişah II. Abdülhamit, Meşrutiyet’i kaldırdı; Mebuslar Meclisini dağıttı; bütün hürriyet ve inklâp adamlarını birer birer sürgüne göndermeye başladı. Ziya’da bu arada sözde bir paşalık unvanı verilerek önce Suriye’ye, sonra Konya ve Adana valiliklerine atanarak, İstanbul’dan uzaklaştırıldı. Ziya Paşa, Adana valisi olduğu yılda Adana’da öldü. Orada sessizce gömüldü. Ziya Paşa siyasi olaylarla uğraştığı kadar makaleler ve şiirler yazarak, halkımızı hürriyet konusunda aydınlatarak edebiyat yoluyla Türk Özgürlük ve hürriyet savaşına katkı yaparak, ünlü Türk Özgürlükçüleri arasında yer aldı.

 

ZİYA PAŞA’NIN SANATI VE EDEBİYATIMIZDAKİ YERİ

Çeşitli konularda yazdığı Makalelerinde üslup ve İfadesinin sadeliği ve devrimci  düşünceleriyle “Hürriyet” gazetesinde yayınladığı “Şiir ve Nesir” de, dilimizin sadeleşmesi sadeleşmesi yolunda çok önemli düşünceler ileri sürmüştür. Bunlar arasında “Türkçe’nin doğal bünyesi için de gelişmesi”, “hece ölçüsünün kullanılması”, “Konu ve sözde milli ruhun üstünlüğü” gibi yeni düşünceler vardı.

Ziya Paşa’nın Türk Şiir’inde de önemli bir yeri vardı. Fransızca öğrenmeden önce hep divan şairleri yolunda şiirler yazan Ziya Paşa’nın 18. Yüzyıl “Aydınlık Çağı” Fransız yazarlarını okuduktan sonra sanat hayatında yeni bir çığır başlamıştı. Artık ruhça yepyeni, bambaşka şiirler yazıyordu. Bu şiirler, gerçi şekil yönünden eskiye bağlıydı ama, devlet adamlarının haksızlıklarına toplumun ıstıraplarına karşı düşünceleri ve mısraları o günler için çok yeniydi:

“Diyar-ı Küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm”

Dolaştım mülk-i İslâm-ı bütün virâneler gördüm.”

Diyecek kadar içinde bir burhan ve acı duymaktaydı. Ziya Paşa’nın şiirleri, birer hayal şiiri olmaktan çok öğreticiydi. Bunlarda özellikle ahlâki öğütler ön plâna geliyordu. Bundan ötürü bir çok beyti birer atalar sözü gibi dillerde ve gönüllerde yaşamaktadır. İşte birkaç örnek:

“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”

“Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.”

***

“İnsana sadakat yakışır görse de ikrâh”

“Yardımcısıdır, doğruların Hazreti Allah”

      

“İnsan ona derler ki garazdan olan salim”

“Nefsinde dahi eyleye icra-yı adalet”

Ziya Paşa bir de Sadrazam Ali Paşa’nın siyası başarısızlığını yeren “Zafername”  adlı manzum bir eser yazmıştır. Bunda mecazlı bir dille hicivci ve alaycı alaycı sanat üstünlüğü göstermişti.

Ziya Paşa Edebiyatımızda ilk çevirileri ilede önemli bir yer tutar. Moléier2in “Tartuf” komedisini Türkçeye çevirmişti.

ESERLERİ: 16 NCI YÜZYIL DİVZ (eserL 16.YÜZYIL Divan Şairlerinden Bağdatlı Ruhi’ninn büyük şiirine benzer olarak yazdığı Terk ib-i bend en ünlü şiiridir.

 

Bu yazı dizisini okuyan özellikle Üniversiteyi bitiripte Kamu Personeli Seçme Sınavlarına katılmış olanlar, bana telefonda teşekkür ederek şöyle diyorlar: “Hocam, bu yazdıklarınızın çoğunluğu KPSS sınavlarında çıktı ve her yılda da çıkmaktadır. Bize hem okulda ve hem de gittiğimiz dersaneler de papağan gibi soru ezberlettiriyorlar. Sizin anlattığınız gibi böyle bilgi yüklü metinler vermiyorlar. Oysa sorular genelde bilgi yüklü ve çoktan seçmeli konulardan çıkıyor. Örnek bir metin veriyor ve ondan  bir veya birkaç test sorusu çıkarıyorlar. Bizde o konu hakkında yeteri bir bilgimiz olmadığından seneklerden hangisi doğru, hangilerinin çeldiriciler olduğunu bilemiyoruz. Size bizi destekleyen böyle güzel bilgi veren makalelerinizden dolayı çok teşekkür ederiz.                                                                         Alev Karahasanoğlu-Söke.

 

Bu makale 733 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz