söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



TÜRK DÜŞÜNCE EDEBİYATI'NIN ÖNCÜ VE LİDERLERİ - 7


TÜRK DÜŞÜNCE EDEBİYATI’NIN ÖNCÜ VE LİDERLERİ - 7

 

“KORKMA,SÖNMEZ BU ŞAFAKLARDA YÜZEN ALSANCAK,

SÖNMEDEN YURDUMUN ÜSTÜNDE TÜTEN EN SON OCAK!”

 

Hepimizin okul çağından en unutulmaz anılarından biri de hiç kuşkusuz bu ilk mısralarıyla başlayan “İstikâl Marşımızın hep bir ağızdan coşkuyla söylendiği tören saatleridir. Göksümüz kabarık ve başımız dik, hep bir ağızdan büyük ve küçük hep birlikte seslendirirdik:

“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,”

“Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak!”

Bu sözleri ve mısraları gür seselerimizle söylerken Türk egemenliğinin sembolü olan bu marşı yazanın Mehmet Âkif Ersoy olduğunu düşünür müydük, yoksa bu sözlerin bir milletin milli marşı olduğunu biliyor muyduk? 

Ben, orta okul birinci sınıfa gelene kadar, böyle bir bilince sahip değildim. Ne zamanki kafamda vatan, Millet, Milliyet, özgürlük ve bağımsızlık sözcükleri tam anlamlarıyla oturmaya ve şekillenmeye başladı, işte o zaman İstikâl Marşı kafamda ve beynimde anlamlaşmaya başladı.

Öğretmenlik yaptığım yıllarda da hep bu marş törenlerde icra edilirken, tıpkı bir öğrenci gibi her pazartesi haftaya bu marşın bana verdiği yeni bir güç ve enerji ile başlardım. Tam kırk yıl boyunca bu duygularım ne doğuda ve ne batıda ve ne köyde ve ne kentte hiç değişmedi asla da değişmeyecek. Marşımız söylenirken, her nerede olursam olayım onu ayakta ve saygıyla alnı açık, başı dik dinlemişimdir. Yetiştirdiğim öğrencilerime de hep bu ruhu kavratmaya ve bu alışkanlığı kazandırmaya çalışmışımdır. Elbette hepiniz, Milli Marşımız olan “İSTİKLÂL MARŞIMIZI” ve onun yazarı olan Büyük Şairimiz “MEHMET AKİF ERSOY” u biliyorsunuz. Birde bugün benim kalemimden Akif’i yeniden anmanızı ve okumanızı rica ediyorum. Çünkü onu okurken ve anarken gözümün önünde “ÇANAKKALE ASLANLARI’NIN SÜGÜSÜNDEN KAÇAN DÜŞMAN ALAYLARINI GÖRÜYORUM. YİNE ONU OKURKEN VE ANARKEN SAKARYA OVALARINDAN DÜŞMAN KANLARI İLE KIZILA BOYANMIŞ BİR SAKARYA GÖRÜYORUMM. KOCATEPEDEN AFYON OVALARINA DÖKÜLEN DÜŞMAN ASKERLERİNİN CESETLERİNİ GÖRÜYORUM: 

Evet, en büyük Türk Düşünce Edebiyatı Şairlerinden biri olan Mehmet Âkif Ersoy, İstiklâl Marşı Şairi olarak da kendine ayrı bir ün sağlamıştır. Büyük Şair, İstiklâl Marşını yazdığı sırada milletvekili idi. 1921 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı, yeni kurulmakta olan Türkiye’ye bir “İSTİKLÂL MARŞI YAZILMASI” için bütün bir yurt ölçüsünde yarışma açtı. Bu yarışmaya 724 şair katıldı. Yarışma Komisyonu Başkanlığına gelen “MARŞ GÜFTELERİ” incelendikten sonra Mehmet Âkif’inki Büyük Millet Meclisi’nin 14 Mart 1921 oturumunda okundu. Bittikten sonra dakikalarca alkışlanan bu marşın güftesi, meclis’in 25 Mart toplantısında Türk, “İSTİKLAL MARŞI” adıyla kabul edildi.  Gerçi bir çoğunuz biliyorsunuz ama, baştan da söylediğim gibi Büyük Şairin kısaca hayat öyküsüne değinmeden geçemeyeceğim. Elbette bizler biliyoruz, ama birde henüz yetişmekte olan gençlerimize tanıtmak zorundayız. Çünkü bunca emeği ve çalışmayı gençlerimiz okusun da öğrensinler diye yazıyorum. İşte bu nedenle bizler bilsek te bilmeyenlerimiz vardır. Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan Eğitimcilerden “FİKRİ HÜR; İRFANI HÜR; VİCDANI HÜR, ÖZGÜRCE YETİŞMİŞ GENÇLER İSTİYOR!” Biliyorsunuz bu dizi yazımın ilk ikinci sırasında yayınlamış olduğum ünlü Türk Düşünce Edebiyatı’nın şairi Tevfik Fikret’e dile getirmiştik. O ne diyordu: “Ben, fikri hür, vicdanı hür bir şairim.” Bakın yıllar önce bu gerçeği dile getiren usta düşünce edebiyatçımıza, Sayın Cumhurbaşkanımız katılıyor, ve onun işaret ettiği hedefi gösteriyor. Ben burada düşüncelerimi yeniden dile getirmek istiyorum: Madem bu yerel gazetelerimiz bir çok emek ve masraf karşılığında çıkıyorsa, onun sayfalarında yayınlanan yazılardan gençlerimiz ve öğrencilerimiz de yararlansınlar diyorum. Tarihimizle, edebiyatımızla, düşünce hayatımızla sarmaş dolaş olsunlar ve bizim olan her  şeyi iyisiyle kötüsüyle tanısınlar ki, ileride hata yapmasınlar. İşte zaman zaman Fetö gibi hayınlar içimizden çıkarak kardeşi kardeşe öldürtüyorlar. Bir çok subay, öğretmen, hukukçu ve daha başka mesleklerden olanlar bu münafıkın düşüncelerine uyarak vatanına ve milletine ihanet etmedi mi? Yıllardır batılıların maşası olan Terör örgütünün uşakları öz vatanlarına ve halklarına ihanet etmiyorlar mı? Kendilerini Diyarbakırlı olarak sayanlar, eğer gerçek Diyarbakırlı Olan Ziya Gökalp’ı ve Süleyman Nazif’i ve Erkan-ı Harbiye-i Umumiye İkinci Reisi Diyarbakırlı Kazım Paşa gibi Vatan severleri okumuş ve tanımış olsalardı  bu Hayin terör örgütüne ve onun baronları olan Batılı Ermenilere satılırlar mıydı?

Değerli okuyucularım bizim başımıza her ne zaman olursa olsun, ne zaman bir bela gelmişse bunun arkasında saklanmış gizli düşmanlar vardır. Bunlar karşımıza doğrudan doğru çıkamayacaklarından, mutla karşımıza başkalarını çıkarmışlardır. Çanakkale’de Türk Ordusundan tokat yiyen İngliz ve Fransızlar, Anadolu’da karşımıza çıkamadılar ama Doğuda Kars ve Erzurum’da Ermenileri çıkardılar. Tıpkı bugün Azerbaycan’da Olduğu gibi. Batıda, Yunanlıları kandırıp donatarak, İzmir’e çıkardılar ve Batı Anadolu’ya yaydılar. Suriye’yi, Irak’ı  Arapları kandırarak, karşımıza çıkarıp oraları işgal ettiler. Adana bölgesindeki Ermenileri kandırıp oralarda Fransızlar at oynatmaya başladılar. İşte böyle parçalanmaya perişan olmaya başlamış bir İmparatorluktan arkaya kalan bir avuç Türk evladının gönül birliği elbirliği ederek ölüm kalım savaşının destanı olan İstiklal Marşı kolay yazılmamıştır. Türk Milletinin yeniden doğuşunun destanı ve onurlu geçmişinin halkına verdiği güçle doğulmuş, onun mübarek kanları ile yeniden sulanmış bir toprağın Coğrafyadan vatana dönüşünün destanıdır. Bu destanın kahramanları Türk Milleti, Destanın yazarı ise Mehmet Âkif Ersoy’dur. Şimdi Kısaca Hayatı Hakkında biraz bilgi verelim:

 

BÜYÜK ŞAİRİMİZİN HAYATI VEYA YAŞAM ÖYKÜSÜ

Mehmet Âkif,1873 yılında İstanbul’da doğdu. Babası Fatih Medresesinde Müderris (Profösör) Mehmet Tahir Efendi, oğlunun eğitimine büyük bir ilgi gösterdi. Okuma çağına geldiği zaman arkadaşlarının da yardımıyla küçük Mehmet’e zamanın en önemli yabancı dili olan Arapça ve Farsça’ yı öğretti. Edebiyata ilgi duyan Mehmet, Türk, İran ve Arap edebiyatını geniş ölçüde inceledi.

Ne yazık ki babası çok sevdiği oğlunun yetiştiğini göremedi. Mehmet Âkif, genç yaşında babasını kayıp etmesine rağmen yine de okumaktan geri kalmadı. Öğrenimini İstanbul İdadisi  ve Fatih Rüştiyesi’ nde tamamladıktan sonra Halkalı’daki Sivil yüksek Baytar Mektebi’ne girerek veteriner oldu. Burada Fransızca’yı da öğrendi. 1894  yılında, Baytar Mektebini bitiren Mehmet Âkif bir süre Anadolu’da çeşitli görevlerde bulundu. Edebiyatla hiç ilgisi olmayan bir mesleğe girdiği halde kendisini edebiyat ve şiir dünyasının büyüsüne kaptırmıştı. 1908 Meşrutiyet’nden sonra doğrudan doğruya şiir ve yazı hayatına atıldı. Artık İstanbul’da oturuyor, bu kültür merkezinin çeşitli dergilerine şiirler, yazılar yazıyor ve yayınlıyordu. Şiirlerinin kolay anlaşılır ve güzel oluşu, onu kısa zamanda bütün memlekete tanıttı. Kurtuluş Savaşı’nın başlamasından bir süre önce Halkalı Yüksek Ziraat Mektebi’nde ve Edebiyat Fakültesi’nde Müderris (Profesör) ders okuttu.

 

KURTULUŞ SAVAŞI VE SONRASI

Büyük Şair, Kurtuluş Savaşı’nın başlaması üzerine vatan severlerin çoğu gibi Anadolu’ya geçti. Büyük Millet Meclisi’nde Burdur Millet vekili oldu. Halkın çok yakından tanıdığı ve sevdiği bu büyük şair ateşli yazı ve şiirleriyle İstiklâl Savaşımızı destekliyor, halkı uyarıyor, bu konuda aydınlatıyordu.

1921’ de yazdığı İstiklâl Marşı’nın Meclisce onanması onun ününü daha da artırmıştı. Bu tarihe kadar Türkiye’de yaşıyan ve çalışan şair, 1925’ Mısır’ın Kahire kentine gitti. Oradaki üniversitede Türk Edebiyatı dersleri okuttu. Büyük Şair 1936’da İstanbul’a döndü. Ama hastalanmıştı. Fazla yaşamadı ve 27 Aralık 1936’da 63 yaşında hayata gözlerini yumdu. Ruhu şad, yattığı yer nur ve cennet olsun.

 

ESERLERİ VE ÖZELLİKLERİ

Türk Edebiyatına çığır açan, yenilikler getiren ve değerli eserler kazandıran Mehmet Âkif’i anlamak için önce onu okumak ve çağdaşları ile karşılaştırmak gerekir. Biz, burada bu çalışmayı yapmayacağız.

Mehmet Âkif eserlerinin çoğunda ileri bir görüşle öz Türkçe kelimeler kullanmıştır. Böylece hem çok geniş bir halk toplulukları tarafından anlaşılmış, hem konuşulan Türkçe’nin edebiyat diline girmesine yol açmıştır. Örnek “Seyfi Baba”yı inceleyin. Bu gerçeği görürsünüz. Akif’in yaşadığı çağlarda Türk şiirine  aruz vezni hakimdi. Biliyorsunuz Vezin şiiri meydane  getiren mısraların ölçüsüdür. Yanı kalıptır. Eski şairler Türkçe ile aruz vezninin kullanılamıyacağını ileri sürerler, bu yüzden şiirlerinde hep Arapça ve Farsça kelimeler kullanırlardı. Mehmet Âkif yazdığı şiirlerde-ki şiirlerini daima aruz vezniyle yazmıştır. Türkçeye büyük önem vermiş ve dilimizin aruz veznine uyduğunu göstermiştir. Şairin en büyük özelliklerinden biri son derece kolay yazmasıdır. Daha doğrusu bu okuyana kolay gelir. Şiirleri hemen söylenmiş gibi bir hava taşır ve yaşanan zamanla uyumludur. Bu biçim şiirler en zor yazılan şiirlerdir. İşte Âkif hemen hemen bütün şiirlerinde bu başarılı tarzı kullanmış ve kendisine çok haklı olarak bir ün sağlamıştır. Başlıca basılmış eseri SAFAHAT’tır.

 

AKİF’İN EN ÇOK SEVİLEN ÇANAKKALE İÇİN YAZDIĞI ŞİİRDEN ÖRNEK OLARAK İLK DÖRT BEYİTİNİ BURADAN BÜTÜN TÜRK ASKER VE SİVİL ŞEHİTLERİ İÇİN ARMAĞAN OLARAK VERİYORUM:

 

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

 

“Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

Gökten ecdat inerek öpse o pâk alnı değer.

 

“Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhd’ i…

“Bedr’in arslanları ancak bu kadar şanlı idi.”

 

Bu makale 673 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz