Yaşar Örkeli - BENİM HAYALİM, BENİM DÜNYAM


Yaşar Örkeli - BENİM HAYALİM, BENİM DÜNYAM

 

(1. bölüm)

Bu öyküde ismi geçen isimler ve olaylar gerçek değildir. Hiç kimse, kendini onun yerine koymasın. Alınmasın! Kadın; Kendi cinsini ve erkeği  dünyaya getiren, Allah’ın kuludur.  Onun değerini bilmeyen; zavallılar, onlara eziyet eden, gücünden yararlanarak, küfür ederek, dayak atarak, aşağılayan zavallılar. Düşüncesizler; Kendini meydana getirene karşı; basitleştiğini, çirkinleştiğini, anlayışsız biri olduğunu anlamıyor. Seni meydana getiren annene hakaret etmişsin, yada eşine karşı şiddet uygulamışsın. İnsanlar bu kadar basitleşmemelidir.

Aşağıdaki öyküde, böyle bir konu anlatılmaktadır.

Hülya hanım, komşusu Ayşe hanımın yanına oturmaya gitti. Ayşe hanım, olgun, deneyimli, sözü dinlenen, kimsenin kötülüğünü istemeyen, iyilik yapmayı seven biridir. Hoşbeşten sonra; gerçekler konuşulmaya başlandı.

Ayşe hanım:- Hülya kızım, ben bu durumuna  çok üzülüyorum. Bir çocuğunla ortada kaldın. Daha gençsin, güzelsin, bu hayat böyle gitmez. Seni yakından bildiğimiz, bir çocuklu biriyle evlendirelim. Hem kendi çocuğunu, hemde onun çocuğunu ayırım yapmadan bakarsın, geçinip gidersiniz. Dedi.

Hülya hanım:- Teyzecim, ben eski kocamla, ne ümitlerle evlenmiştim. Önceleri çok iyi biriydi. Sonra ne oldu anlamadım: adam birden değişti; hergün içmeler, en küçük bir şeye bahane ederek, dayak atmalar, hem de hamileyken dayak yemeği, gururuma yediremiyordum; saatlerce ağlıyordum. Hamile olmasam, ona gereken hareketi yapardım! Birazda insanlığımdan utanıyordum.

Ayşe hanım, çok iyi dinledi. Üzüldü! İlk anda ne diyeceğini bilemedi. Gözlerinden yaş akmaya başladı. Sinirlendi! Başladı konuşmaya:- Kızım bunları bilmiyordum, özür dilerim. Her erkek aynı değil, sen insafsızına denk gelmişsin. Çocuğunda küçük, daha iyi birine denk gelirsin, inşallah! Dedi.

Hülya hanım, hıçkırarak ağlamaya başladı. Neden geldim ki bu dünyaya diye söylenmeye başladı. Elini dizlerine  vura vura, ne ettim de evlendim, bu hayat yaşamaya değmezmiş diye ağlamaya devam etti. Bu durum karşısında Ayşe hanım, kahroldu; söylediğine pişman oldu. Özür diledi. İçten gelen istekle sarıldı. Söylediğine pişman olduğundan ağlamaya başladı. İkiside konuşamadı bir zaman. Hülya hanım kalktı evine gitmek için kapıya yöneldi. 

Eve geldi; çocuğu bebeğiyle oynuyordu. Annesini görünce kalktı hızla annesinin bacağına sarıldı. Yüzüne bakınca gözyaşlarını gördü: küçücük yüreğiyle bir kötülük olduğunu sanarak, ağlamaya başladı. Kadın çocuğu kucağına aldı. Minik vücuduna anne şefkatiyle sarıldı:-Kızım kötü bir şey yok, sen ağlama bebeğim, haydi sen bebeğinle oyna. Güzel kızım, bebeğim, dünyada tek varlığım, seni bu dünyada hiç bir zaman ağlatmayacağım. Dedi.  

Akşam yemeğini hazırlamaya başladı, beraberce yemek yedikten sonra, televizyonda dizi seyrettiler, sonra anne-kız yattılar. Anne sabahleyin, evin yakınlarında bulunan bir apartmanın merdivenlerini yakayacaktı.

Hülya hanım gençliğin verdiği güçle işini erken bitirdi. Apartman yöneticisine işinin bittiğini söyledikten sonra evde küçük çocuğu olduğundan:-Hemen gitmem gerek, ücretimi alabilir miyim, dedi ve hızlı adımlarla eve gitti.

Evde biricik dayanağı, aşkı, onu ayakta tutan minik kızı kendi kendine oyun oynuyordu. Annesini görünce minicik ayaklarıyla annesine koşarak, kucağına atladı. Annesi kızını sevgiyle sarıldı:- Minik kızım, hayatımdaki tek varlığım, yaşam kaynağım, bu dünyada yaşıyorsam, yaşam sebebim sensin. Sana bir şey olursa, ben ölürüm, dedi ve çocuğuna sıkı sıkı sarıldı.

Günler böyle sürüp giderken, Ayşe hanım bir gün çıkageldi Hülya hanımın  yanına: mahçup, üzgün, sanki özür dilemeye gelmiş gibi. Ev sahibi kabul etti misafirine. El öpmeler, sarılmalar, hal hatır sorulduktan sonra, esas konuya gelindi. Ayşe hanım konuya nereden gireceğini düşündükten sonra, biraz ciddileşti, ev sahibi ile konuşmaya başladı:- Kızım, o günkü durumdan dolayı özür dilerim. Seninle tekrar konuşmaya geldim. Benim bilmediğim konular vardır. Anlatmak istersen, ben seni dinlemek isterim. Tekrar söylemek isterimki, senin durumunu günlerce düşündüm. İnan çok üzüldüm. Kocam Ahmet’le konuştum, senin bu durumuna çok üzüldü.

Hülya hanım anlatmaya başladı:- Ayşe hanım teyze, babam beni kocaya vermeden önce; ne hayaller kurardım. Babam beni ilkokuldan sonra okutmadı. Kuaföre gideğim dedim göndermedi. Baba evinde temizlik yap, evin yemeğini yap, gelen gidenle ilgilen, alış-veriş yaparak günlerim hep bunlarla geçti. Okuyamanın acısıyla geçti ve bu durum evleninceğe değin sürdü. Babam beni ilk istemeye gelene verdi. Kimdir nedir sorup soruşturduğunu bilmiyorum? İyi birine benziyor diye verdi. Evimize gelip gitmeler, iyi davranmalar, herşey çok güzel, tam istediğim gibi gidiyordu. Gelinliğim istediğim gibiydi; içinde kraliçeleri andırıyordum, sanki mutluluktan uçacak kuştum. Üstümde beyaz gelinlik. İçinde zeytin karası gözlerim, sarı saçlarım, kumral tenim, ve sevinç gözyaşlarım. Koca evine koşa koşa geldim. Çok mutluydum. Arkadaşlarım, evime kutlamaya gelirlerdi. Komşularım biri gelir biri giderdi. Öyle mutluydum ki; Benim için yeni bir dünya ve ben o dünyanın gezegeniydim. Yaptığım her şeyden mutluluk duyuyordum. Bunları anlatırken hafif gülümsüyordu. Sonra birden ağlamaya başladı. Gözyaşları akarken.:-

Mutlu günlerim tam üç ay sürdü. İkinci ayda hamile kalmıştım. Önceleri Ahmet üstüme titrerdi. Gülüm kendini yorma, akşam yemek yapmasanda olur, derdi. Ta ki Hasan’ın, Ahmet’i evden kahveye çağırmasıyla başladı her şey! Ahmet, beni evde yalnız bırakırdı her gece. Korkmazdım, kocamı beklerken uyur kalırdım. Ahmet beni dürterek uyandırır, kalk yatağa yatalım derken, leş gibi kokardı. Sesimi çıkaramazdım. Bu durum hemen her gece tekrar ederdi. Karnımdaki çocuk gelişmesine devam ederken; bir gece, Ahmet geldi, karnıma attığı tekmenin  acısıyla uyandım. Çocuğumun düşeceğinden korktum. Hemen tuvalete gittim; kan geliyormu diye kontrol ettim. Korktuğum olmadı. Hıçkırıkları devam ederken, bir yandan gözyaşlarını silerken, yutkunmaya başladı. Sesi kısalmaya başladı. 

Ayşe hanım geldiğine pişman olduğunu belli etmek isterken:- Kızım, anlatma yoksa bayılacağım, dedi. Yerinden kalktı, Hülya hanıma sevgiyle sarıldı:- Şimdi gitmem gerek, Ahmet amcan gelecek, yarın konuşuruz, dedi ve evine giderken yolda gözyaşlarını siliyordu. 

Dursun işten geldikten sonra; acele akşam yemeğini az yiyerek, Hasan’ı beklerdi. Birlikte doğruca meyhaneye giderler, sarhoş oluncaya dek içirler, sonunda; Hasan, Dursun’u evin önünde bırakır giderdi. Kapıyı  anahtarla açmak için dakikalarca uğraşırdı. İçeri girdiğinde, uyguladığı şiddet gün geçtikçe artmaya başladı; yüksek sesle bağırmasına komşularda duymaya başladı. Yan komşusu:- Salak herif yine bağırmaya başladı.Bir gün polise telefon edeceğim, diye söylendi. 

Ayşe hanım meraklanmaya başladı; neden ayrıldığını, hamileliğin nasıl geçtiğini, dinlemek için tekrar geldi. Ayşe hanım:- Kızım, ben yine geldim. Derdini bana anlata bilirsin! Dedi. Hoşbeşten sonra.

Hülya hanım anlatmaya başladı:- Kocam arkadaşıyla eve gelmeye başladı. Benim karnım iyice şişti. Kocam arkadaşının yanında tekmelemeye, tokat atmaya, küfür etmelere başladı. Arkadaşı, bana dikkatlice bakmalar, gözleriyle takip etmeler, kur yapmalar, el kol harekatleri, sana daha nasıl anlatsam! Bir gece kocam, suyu geç getirdim diye, tokat attı; yanağım kıpkırmızı oldu. 

 

 

(2. bölüm)

Arkadaşı eğildi, içki kokan ağzıyla:- Kocanla mutlu değilsen, ben seni alırım, bu salak senin değerini bilmiyor, dedi.

Eğilince haliyle göğüslerim gözüktü, arkadaşı elini göğüslerime doğru uzattı:- Sen ne yapıyorsun sersem? Dedim. Sabahleyin kahvaltıda:- Akşam arkadaşın benim göğüslerimi ellemeye kalktı, dedim. Kocam:- Benim arkadaşım öyle bir şey yapmaz, sen frikik vermişsindir, dedi. Bende:- Allah senin belanı versin, dedim.

Bu durum hemen hemen her gece böyle devam etti. Ne olduysa o gece oldu. Dövmeler artık dayanılacak gibi değildi. Tekmelerden sonra, oklavayla vurmaya başladı. Vücudumun her tarafı kapkaraydı. Öldüresiye vuruyordu. Dayanacak gücüm  kalmadı, benim tek korkum karnımdaki bebeğimi düşürmemem. 

O gece dayanamadım:- Ben gidiyorum, bir daha asla geri gelmem, sakın beni arama, gelirsen seni öldürürüm! Dedim ve evden çıktım, doğru babamın evine gittim. Gece geç vakit olduğu için uyuyorlardı. Kapıyı yumruğumla vurduğum için ses fazla çıktığından, babam aceleyle kapıyı açtı. Hemen içeri girdim. Babam ve annem beni öyle görünce korktular. 

Babam:- Ne oldu kızım, bu ne hal? Dedi. Annem ağlamaya başladı. Üstüm başım perişandı. Göğüslerimin yarısı görünüyordu. Dayaktan her tarafım titriyordu, anneme sarılım, ağlamaya başladım. 

Babam:- Sakinleş kızım, ne oldu anlat bakalım? Seni bu durama kim getirdi? Dinleyelim de, anlayalım bakalım. Bende sana söylediklerimi aynen anlattım. En sonunda:- Baba, benim ne hayallerim vardı, güzel bir dünyam vardı, bunları sen yıktın, öldürdün! Dedim. Babam öyle sinirlendi, öfkelendi ki; her tarafı titriyordu, yatak odasından silahını aldı, evden hırsla çıktı ve bir daha geri gelmedi. Sabahleyin, polisten öğrendik ki; babam, kocamı öldürmüş! Babam hapiste öldü, annem fazla yaşamadı arkasında öldü.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                    

Ben tek başıma kalakaldım. İki abim vardı, babam benim yüzümden öldü diye; bir daha ne aradılar, nede benimle ilgilendiler. Babamın emekli aylığından faydalandım. Çocuğumu dünyaya getirdim. O evi sattım, buradan ev aldım. Çok şükür sizlerin sayesinde yaşayıp gidiyorum. Yaşım otuz, gencim, tek kız çocuğumla mutluyum.

Bu hayat böyle gitmez biliyorum. Acılarım tazeyken nasıl evlenebilirim, korkuyorum! Biraz zaman geçsin!

Ayşe hanım:- Kızım, bende seni hemen evlendirelim demiyorum. Ahmet amcanın yakından tanıdığı arkadaşının oğlu varmış, onunda seninki gibi küçük bir kız çocuğu varmış. Onun hanımı kazada ölmüş. Kız çocuğunu oğlanın anası bakıyormuş. Çocuk küçük olduğundan bakımı zormuş! Oğlanında hanımı öleli fazla olmamış, bir an önce evlenirseniz; hem kendi çocuğunu, hemde onun çocuğunu daha iyi bakarsın, dedi.

Hülya hanım:- Eski kocamda önceleri iyiydi, sonra birden ne oldu anlamadım; canavara dönüştü. Ondan korkuyorum! Cesaret edemiyorum. Ayşe teyze, sana güvenebilirmiyim? Bu yaştan sonra bu acılara dayanamam! Ayşe hanım:- Kızım, ne zamana kadar beklersin? Başında bir erkeğin olması senin için iyidir! Bundan sonra inşallah mutlu, iyi bir hayat yaşarsın, dedi.

Ayşe hanım:- Haftaya gelsinler; seni bizden istesinler. Ben senin annen, Ahmet amcan baban sayılırız. Seni evlendirmek bizim için önemli, çünkü, seni biz kızımız olarak sahiplendik, dedi.

Hülya hanım, biraz utandı. Başıyla tamam diye salladı. Sonra mutfağa çay yapmaya gitti. Oturdular birer bardak keyif çayı yudumladılar. Çaylar içildikten sonra, ikisininde mutluluktan gözlerinin içi gülüyordu.

Bir hafta sonunda, Cuma gecesi, Ayşe hanım ve Ahmet bey, erkenden Hülya hanımın evine geldiler. Erkenden yemekler yenildi. Misafirler beklenmeye başladı. Ev sahibi heyecanlıydı. Sanki misafirliğe gidecekmiş gibi yeni elbiselerini giydi. Bebeğini erkenden uyuttu. Misafirlerde geç kalmadan geldiler. Mustafa bey, anne ve babasını, içeri davet ettiler. Salona geçtiler hep beraber oturdular. Hal hatır sorulduktan sonra; bir birlerine baktılar. Hülya hanım, Mustafa beye baştan aşağıya baktı; uzun boylu, kumral tenli, siyah saçlıydı, beğendi oğlanı. Oğlanda Hülya hanımın minyon tipli, orta boylu, sarışın bir hanım olduğundan beğenmişti. 

Ahmet bey söze başladı:- Kızımız bizim için çok önemli. Biz onun bu dünyada tek ailesiyiz. Onun saçının kılına bir şey gelirse, zarar verecek olanı dünyayı dar ederim. Bir tane kız torunum var; benim kraliçem! Dedi.

İsmet bey:- Oğlumun hanımı benim kızımdır. O bize emanettir. Eğer oğlum onu üzecek olursa karşısında beni bulur. İnanın ki; oğlumu öyle döverimki, Allah!ta beğenir, kulda, dedi. 

Ahmet bey:- Hülya kızım, senin fikrin nedir? Sen de bir şeyler söyler misin? Bu durum senin geleceğin! Diye sordu!

Hülya hanım:- Bu günden sonra üzülmek istemiyorum. Bundan sonra kimseyi üzmem, kimsede beni üzmesin! Dedi ve başını öne eğdi.

Oda içerisinde bulunan herkes mutluydu; Kızı isteyende-vereninde gözlerinden belliydi. Misafirler dağıldıktan sonra; ev sahibesi sevinçliydi; kendisi için yeni bir hayatın başlangıcı idi. Eskiyi unutmak şu üç günlük  dünyada mutlu olmak onunda hakkıydı. Çok şükür onunda elinden tutan iyi insanlarda vardı. Sevinçten uykusu gelmiyordu; uyuyan bebeğini durmadan öpüyor, bu yalnızlıktan kurtuluyoruz diye oynamak geliyordu içinden.

Nikâh işlemlerin ardından, kendi aralarında küçük bir eğlenceden sonra, Mustafa-Hülya çifti yeni evlerine gittiler. Hülya hanım, kendi çocuğunu ve Mustafa’nın kızı İpek’I gerçekten hiç ayırım yapmadan özenle bakmaya başladı. O çocuklarda yıllardır beraber büyümüşler gibi hem oynuyorlar, yemeklerini yiyor, ikiside aynı yatakta uyuyorlardı. Günler geçip gidiyordu; Hülya eski acılardan kurtulmuştu, Mustafa’yla mutluydu; çocuğu bakılıyor, sıcacık yuvası olmuştu.

Hayat böyle giderken, bir gün karı-koca oturmuş, eskilerden konuşurken, Hülya çektiği acıları, dayaktan her tarafının kömür gibi karardığını anlatmıştı. Ahmet öyle sinirlendi ki; elleri titriyordu. Konuşmaya başladı:- Ben kadını niçin ve neden vurmalarına anlamıyorum. Bence insan anasını dövebilir mi? Kadın çiçektir. Kadına kalkan eller kırılsın. Öyle düşüncede olan erkek bence; vahşi hayvadan farkı yoktur. Dedi. Ve devamla:- Hülya hanım ileriki aylarda sende istersen bir çocuğumuz olur, bakarsın daha mutlu oluruz, dedi ve sustu. Bundan sonra ki hayatlarıda; mutlu bir şekilde yaşamaya çalıştılar, yaşıyorlar,  yaşıyorlar, ve hâlâ yaşıyorlar.

 

Bu makale 612 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz