HASAN KALLİMCİ - SÖKE'NİN İKİ ROMANI


Konuk Yazar: HASAN KALLİMCİ

 

 

SÖKE’NİN İKİ ROMANI

 

ALİ SARAYKÖYLÜ, Nazilli Öğretmen Okulu’ndan arkadaşım. İkimiz de Sarayköylüyüz. Ben ilçe merkezindenim, o Duacılı köyünden. Büyükleri göç ederek Söke’ye yerleşmiş, o da bu ilçede doğmuştur. Artık Sökeli olmuşsa da ata memleketini soyadında yaşatıyor. Okulda, ağabey-kardeş yakınlığı yaşamıştık. Mezuniyet sonrasında yaşadığımız yarım asrı aşan süre içinde de irtibatı koparmadık.

 

Eli kalem tutan bir öğretmendi. İlk kitabı GÖNLÜM ANADOLU’YA DÜŞTÜ’yü 2009 yılında yayımladı. Anı hikâyeler türündeki bu eseri Söke ile ilgili bir kitaptı ve ilk eseriydi. Bir aydın olarak ilçesinin kalkınmasıyla ilgili sorumluluk duyuyordu. Söke’de sanayinin gelişmesi için iş adamlarının Denizli Ticaret Odası ile bağlantı kurmasını sağlamaya çalıştı. Bugünlerde de Söke Ekspres gazetesindeki köşe yazılarında ve Söke radyosundaki programlarda ilçesinin meselelerini yazıp konuşuyor.

Sağlık sorunları yaşaması ve yazı hayatındaki yoğun temposu içinde yazdığı iki kitabını ulaştırdı. 1900-1960 yılları arasındaki Söke’yi, bu zaman diliminde ilçede öne çıkan olayları, ilçe hayatında etkili kişileri anlatmayı planlamış; “Söke Üçlemesi” diye tabir edeceğimiz eserlerin ikisini yayımlamıştı: BU ŞEHRİN İNSANLARI ve ŞEHRİN İKİ YÜZÜ. İlki 2015, ikincisi 2016 yılında basılmıştı. Kitaplar birbirinin devamı durumundaydı. Eserleri roman tarzında yazmıştı. Olay çoktu, kahramanlar ise geniş bir kadroyu teşkil ediyordu. Kitabı okurken, çok oyunculu bir tiyatro eserini seyrediyor gibiydim. Bu kalabalık içinde kitapların başkahramanı Söke ilçesiydi. İstiklâl Savaşı öncesi, Yunan işgalinin yaşandığı yıllar, efeler, ağalar, köy enstitüsü mezunu öğretmenler, varlıklılar, yoksullar, İstiklâl Savaşı sonrası, siyaset ve siyasetçiler…

 

Ali Sarayköylü, “Bu Şehrin İnsanları” kitabının önsözünde; “Bir devri ve en azından kırk yıllık bir zaman dilimini roman kıvamında anlatmak kolay değil. Bunu yapabilen büyük kalem ustaları var elbette. Benim bu konudaki cüretim bu şehre ve bu şehrin insanlarına olan sevdam nedeniyledir.” diye yazmış. Arkadaşım zoru başarmış. “Su gibi okunan”, kişinin elinden bırakamayacağı akıcılıkta iki eser daha vermiş. Bunları boşuna yazmadım. Elime ulaştığında, “Şöyle bir bakayım.” diye ilk sayfasını açtım ve bırakamadım. “Siz şöyle bir süre durun bakayım.” diyerek okuduğum kitapları, yazmaya çalıştığım konuları bir kenara bırakmak zorunda kaldım.

Yazarın Söke’ye sevdalanmış olmasının başka sebepleri de vardır mutlaka. Ben bu sevdayı Nazilli Öğretmen Okulu’nda aldığı eğitim ve öğretime dayandırıyorum. Orada; “Eğitim ve öğretim yakın çevreyi tanıtmaktan başlar.” demişlerdi bize. Görev yapacağımız yerleri kalkındırma sorumluluğunu delikanlı omuzlarımıza yüklemişlerdi. Hemşerim bu kitapları yazarken eli kalem tutan bir eğitimci olarak sorumluluk duygusuyla hareket etmişti. Doğup büyüdüğü ve halen havasını solumakta olduğunuz Söke’ye karşı borcunu ödemeye çalışmıştı.

Ali Sarayköylü’nün “Şehrin İki Yüzü”nün son sayfasına düştüğü notta, yazmakta olduğu, Söke Üçlemesinin üçüncü kitabının adını da veriyor: KENDİNİ ARAYAN ŞEHİR. Hemşerimin bu kitabını da merakla bekliyorum. İnşallah okuyup görelim; hangi zaman dilimindeki hangi olayları anlatacak, kimlerle tanışacağız?

İlginçtir, Söke adını taşıyan, 1989 yılında yayımlanmış bir araştırma kitabı daha vardır, o kitabın yazarı Yaşar ÇAĞBAYIR da Denizli’lidir ve Söke’de yaşamaktadır.

Şehirler ve ilçeler için o yerlerde, yazarların, sanatçıların bulunması, o yerler için zenginliktir. Onlar, unutulup gitmeye mahkûm nice yaşanmışlıkları, bilgileri, anlayışımızı, kültürü, dilimizi ve nice değerleri kayıt altına alırlar. Ali SARAYKÖYLÜ, Söke’nin altmış yılını kayıt altına almaya çalışmıştır. Yazarken zamanını, yıllarını harcamış; göz nuru dökmüş, emek vermiştir. Üstüne üstlük, ortaya koyduğu bu eserleri, aile bütçesinden ayrılan parayla kitaplaştırmıştır. 

Ben, “Bu tür eserler lise ve ortaokul kütüphanelerinde de yer almalı, özellikle gençler bu tür kitaplarla buluşturulmalı diye düşünüyor; “Çünkü…” diyerek yazımı şu satırlarla sonlandırıyorum:

Kişi yaşadığı köyü, ilçeyi, şehri, ülkesini tanımazsa sevmez ve benimsemez; sevmez ve benimsemezse korumak, güzelleştirmek ve geliştirmek için çaba göstermez.

 

Bu makale 959 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz