Yaşar Örkeli - BEN BUYUM-1


Konuk Yazar; Yaşar Örkeli

 

Bu hikâyede adı geçen isimler ve olaylar gerçek değildir. 
Burada anlatılmak istenen dünyaya ayakları sağlam olarak doğan sonradan ayaklarından özürlü kalarak hayatını devam ettirmeye çalışan bir genç kızın yaşama  tutunma  çabalarını  anlatıyor. Ailesi içinde ve çevresiyle olan yaşantısını, mücadelesini yaşama tutunmasını yaşamından kesitlerle göz önüne sermeye çabalıyor.

 

BEN BUYUM

1. bölüm

 

Kasım ayının ilk haftasında dünyaya gelmişim. Ailemde ilk doğumda  erkek olmuş, sonra ben dünyaya gelmişim; başta annem, babam, babaannem ve abim öyle sevinmişler ki; babaannem, benim kızım Halide gelecek diye sevinçten ne yapacağını bilememiş! Bu kızımın adı; benim adımdan Halide olacak demiş. Önceleri beş kişiydik; sonra kocaman bir aile olduk; Babaannem, Babam, Annem, Abim (Musa), Ben(Halide), Kardeşlerim;(Zeliha, Ali Osman, Melek, Mürvet, Naci, Fadime). Işte biz böyle kalabalık bir aileyiz.

Beni babaannem, sadece süt emzirmede anneme verirmiş. Beni el bebek, gül bebek büyütmüşler. Benden sonra arka arkaya kardeşlerim geldi. Babaannem benimle ve babamla çok uğraşmış, hemde yıllarca….

Babam gençliğinde; bir kıza aşık olmuş hemde deliler gibi. Kızın babasının yanında çalışırken, kızı görmüş, hayalimdeki kız işte bu diye sevdalanmış. Kız verem hastalığına yakalanınca, kısa zamanda vefat etmiş. Babam aşkından akıl hastahanesine yatmış. Doktorların yaptığı testlerden sonra; akıl hastası olmadığına karar vermişler. Bu durumdan sonra; babamda kendi kendine konuşma kalmış. Doktorlar,” babaanneme bu oğlunu acele evlendir,” demişler. Yaşantısı normale döner tavsiyesinde bulunmuşlar.

Babaannem; sözü geçen, kendini dinleten, eski osmanlı kadını gibidir. Babamı acele kendi köyünden bir kız  isteyerek evlendirmiş. Beni babaannem, kuran kursuna gönderdi:” Kızım, bu senin hayatında lâzım olur, ileride mevlid okur, para kazanırsın,” dedi. Allah razı olsun babaannemden! 

Yıllar böyle geçip giderken; annem ve babaannem nedenini bilmediğim kavga etmişler. Bende komşu kız arkadaşın yanından geldim oturdum. Annem: “ kalk kız, mutfaktan tabak getir,” dedi.

Ben: “anne daha yeni geldim,” dedim. Annemin elinde bıçak vardı, bana doğru attı, sağ ayağımın bilek kısmına geldi, beni acilen hastahaneye götürdüler. Bıçağı yerinden çıkardılar, daha sonra ameliyat yapılır, diyerek beni eve yolladılar.

Yıllar sonra annem babamı aldatmaya başladı. Hemde akrabalarımızdan evli bir adamla. Babaannem yaşlılığın verdiği güçle yatalak oldu. Kalkamıyordu. Annemin bu durumunu görüyordu; gücüne gidiyor, benden başka kimseye anlatımıyordu. Bu arada ben yürüyemiyordum. 

Annem beni İzmir devlet hastanesine götürdü; beni ameliyat eden doktor bir gün önceden sarhoş olduğundan, tam istenilen ameliyatı yapamadığından; sakat kaldım. Ameliyattan sonra beni kasıklarıma kadar alçıyla sardılar. Sadece tuvalet ihtiyacıma giderebiliyordum. Yaz mevsimi olduğundan; alçının sarılı olduğu yerlerim, terliyor ve kaşınıyordu. Doktor: “çocuğu arasıra hastahanenin  bahçesine çıkarın, temiz hava alsın” dedi. Annem bahçeye çıkarıyor, aşığıda yanına geliyor, benimle kimse ilgilenmiyordu.  Gittikçe manevi yönden yalnızlaşıyordum. Anneme, “ bacağım kaşınıyor, sardıkları alçıdan kaşıyamıyorum,” desemde; benimle ilgileneceğine aşığı ile sarmaş dolaştılar, oluyorlar, bende bu durma kızıyordum: “ Seni babaanneme yaptıklarını söyliyeceğim!”, dediğimde: “ Hele bir söyle diğer ayağını ben kırarım,” diyordu. Korkuyordum! Çünkü anneme muhtaçtım. Evimize geldik. Benim üzüntülü olduğumdan; ameliyatın başarılı olmadığını anladılar.    Aylarca yattım. Çok eziyet ettiler kardeşlerim, annem: “topal, eksik, başımızın belası, ayak bağımız”, daha neler neler…

Bir gün babaannem: “ Ayağa kalk, dik dur”, dedi. Zorlanarak ayağa kalktım. Devamla:” Sağ elini, eğilerek sağ ayağın dizinin üstüne sıkıca tut, sol ayağını ileriye adım at, sonra sağ ayağını ileri doğru adım at”, dediler. Söylediklerini yaptım; zorlansamda, bebekler gibi adım atabiliyordum. Günlerce bu durumun üstünde çalışma yaptım. En sonunda başardım, bir ayın sonunda yürüyebiliyordum. Pantolon giyiyor, önce komşulara daha sonra pazara gidiyor alış-veriş yapabiliyordum.

Ben yürüme işlerine devam ederken; babaannem, gün geçtikçe ağırlaşıyordu. Fakat annem bu durumuna seviniyordu:” Bir an önce ölde senden kurtulayım, nedir senden çektiğim, doğru dürüst bir iş yapamıyorum!”, diyordu. Babaannem gün geçtikçe daha kötüleşiyor derken; Bir gün öğle ezanı okunurken; yanıbaşında iken, başı kucağıma düştü; o an dünya karardı sandım, hıçkırıklarla ağlamaya başladım. Benim en büyük destekçimi kaybetmiştim. Babaannemi ikindi vaktine doğru, mezarlığa gömdük. Arkasından günlerce kur’an okudum, ne fayda, en yakınımı kaybetmiştim! Büyük bir boşluğa düşmüştüm! 

Genelde ev işlerini, yemek yapmayı, temizlik, küçük kardeşlerimin bakımını ben yapıyordum. Çok yoruluyordum. Annem tarlamıza gitmediği zaman, aşığı ile oynaşıyor bense yemek, ekmek işleriyle uğraşırken, zavallı babamın aldattığını düşündükçe kahroluyor, ağlıyordum. Tek başıma kaldığımı kime anlatabilirdim? Annem aşığı ile oynaşırken; ben odaya çekiliyor, kendimi pis heriften korunmak için; oda kapısını arkadan kilitliyordum. Yada komşu kız arkadaşlara gidiyordum.

Başta abim ve kardeşlerim annemin bu durumundan haberdar değillerdi. Kardeşlerime anlatsam; anlayacaklarına inanmıyordum çünkü anne korkusu ağır basıyordu. Abim, ben ve kız kardeşim Zeliha’dan sonraki kardeşlerim, arka arkaya olmaya başladı; kardeşlerimi doğurduktan sonra, süt emzirme dışında, onların bakımını bana yükledi. Zeliha’yı kuaföre gönderdi. Ben: “ anne, beni Meryem abla yorgan dikimi öğretmek istiyor, gidebilir miyim? “ diye sorduğumda: “ sakat bacağınlamı yorgan dikeceksin? “ diye azarladı! Çok gücüme gitti; annemin gözünde sakatlık, hiç bir işe yaramayan, sadece onun direktifleriyle hareket eden zavallı biriydim. Ara sıra da olsa beni tarlaya götürüyordu; benim orada bir işe yaramadığımı kanıtlamak, ayaklarımın sakatlığından dolayı bazı işleri yapamadığımı kanıtlamak istercesine, beni tarlaya götürüyor, benim sakatlıktan dolayı bir işe yaramadığımı göstermek istiyordu. Beni tarlaya götürdüğü zamanlar; onların yemeklerini hazırlıyor, istedikleri zaman karınlarını doyuruyorlardı. Annem tarlada çalışırken ara sıra kayboluyordu. Ben bunun farkına varıyordum, çünkü tarlamızın yan komşuları beni uyarıyorlardı! Tarla komşumuz Vedat abi bir gün beni karşısına aldı: “ Halide kızım, yanlış anlama, sen benim dünya ahret kızımsın, annenin durumunu hiç beğenmiyorum, sizin tarlanızın etrafında adamlar dolaşıyor ve annen o kişilerle sıkıfıkı bir vaziyette görüyorum. Kızım kendini annenden koru. Hem tarlaya sık gelme, ben senin durumuna acıyorum; annen seni yalandan getiriyor, sen burada bile yalnız kalmamaya dikkat et. Eğer zor durumda kalacak olursan telefonla beni ara ben gereken ne ise sana yardım yaparım,” dedi.       

Vedat abinin sözlerinden sonra tarlaya gitsem bile kardeşlerimin yanından ayrılmıyordum. Korkum; annem başka bir erkeği ayarlar, beni çirkin emellerine alet ederse diye çok korkuyordum. 

Anladığım kadarıyla annemin en büyük düşmanı bendim. Oysa ben annemi acıyordum! Çünkü çok temiz bir babam vardı. 

 

DEAM EDECEK>>>

 

 

 

 

 

Bu makale 369 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz