Yaşar Örkeli - BEN BUYUM 3. bölüm


Konuk Yazar; Yaşar Örkeli

 

BEN BUYUM 3. bölüm

 

Bülent: ”Halide, ben senden hiç bir şey istemiyorum, sen sadece kimliğini al, kaçarken ayaklarında ister terlik, ister yalın ayak olsun, benim için hiç önemi yok, devamla, sen akşama kadar evde kimliğini ara, bulduğun zaman vücünunun bir yerinde sakla. Ben akşam üzeri sizin eve geldiğimde; hoş geldin diye ,elini uzatacaksın kimliğini bulduysan avucumun içine orta parmağınla dokun, eğer bulamadıysan düz tut, ben o zaman anlarım.” Diye söyledi. 

Sabahleyin, Bülent’e kahvaltısını yaptırdıktan sonra işine uğurladım. Sanki yarım tarafım gidiyordu ve gözyaşlarım hafiften akmaya başladı. Ben, Melek abladan izin istedim, yol uzun olduğundan nefes nefese kaldım ve evimize geldim. Annemin kaşları çatık:” Nerde kaldın? Diye sordu. Bende:” Uzun zamandır göremediğimden, onun için biraz dertleştik, abla selâm söyledi sizlere,” Dedim. 

Yarım saat kadar beraber oturduk; ben kalktım, sevinç içerisinde yattığım odaya gittim, kimliğimi aramaya başladım, o kadar aramama rağmen bulamadım. Diğer odalarda baktım, yine bulamadım. Benim düşünceme göre, annem benim hareketlerimden bir şeyler anladığını tahmin ettim. Sarım ki; annem kimliğimi saklamış. İstediğin kadar sakla, Bülent’in sözleri aklıma geldi; “ kimliğini bulsanda olur bulmasanda.” Hiç üzülmedim!. Annemin yüzüne bakarak içimden; “ Sen istediğin kadar sakla, bu akşam kurtulacağım senden, köle muamelesi yapamayacaksın,“ dedim. Ve Bülent’in gelmesini beklemeye başladım. Zaman geçmek bilmedi bir türlü, Öğle yemeğini hep beraber yedik. Zaman yavaş yavaş geçerken, saat beşe doğru geldi. Pencereden geçtiğini görünce; hızla kalktım onu kapıda karşıladım: “ Hoş geldin,” dedim, elimi uzattım toka yaptık. Bulamadığımı anladı. Bülent:” Önemi yok!” dedi. Odaya buyur ettim. Hâl hatır sorduk karşılıklı. Odada kimler yoktu ki; Bülent’in ablası, annem, dört kız kardeşlerim. Mürvet, Bülent’in yanına oturdu. Sürekli onun hareketlerini izliyor. Güya onu çok sevmiş. Bende karşısına oturdum. Bülent, sağ elinin beş parmağını ve sol elinin dört parmaklarını dizlerinin üzerine koydu, parmaklarını oynatmaya başladı, saat dokuzda hazır ol, kaçacağız.

Bülent’in ablası:“ Kalk bunların bir bardak çayı yok, bize gidelim, ben börek yaptım, çayla beraber yeriz,” dedi. İçimden:” Kalkın gidin, daha bohça hazırlayacağım, zaman çok kısaldı,” dedim. Bülent ve ablası kalkıp gittiler. Mürvet yanıma geldi: “ Abla eniştemde biraz delilik var mı? Elleriyle işaretmi veriyor anlamadım.” Demesi üzerine:” Enişten elektrikçi bir şeyi hesaplıyordur, senin aklın ermez onun mesleğine, “ dedim. Mesajını almıştım; “ Bu gece saat dokuzda kaçacaktık.” Ne heyecanlanmıştım. Akşam yemeğini yedikten sonra; “ Benim karnım ağrıyor,” diyerek yattığım odama gittim. Yatağa yere serdim, yastığı içine yatırdım, üzerine yorganı örttüm, sanki uyuyormuşum gibi. Bohçamı elime aldım, odanın penceresine açtım, bohçayı pencereden dışarıya attım. 

Kendimide yavaşça dışarıya sarkıttım, ayaklarım yere değince hızla oradan uzaklaştım, yolda hızlı hızlı giderken, dayımın oğlunu gördüm, “ abla bir yere mi gidiyorsun?” Diye sorduğunda:” düğün yaklaştı arkadaşlara gidiyorum, el işlerinde yardım edecekler,” dedim ve hızla uzaklaştım. Kaçacağımız yerde taksi bekliyordu, yaklaştım, Bülent ve taksici oturuyordu, Bülent beni görünce hemen kapıyı açtı ve Kuşadası’na doğru hızla gitmeye başladık. Bülent’le birlikte yepyeni bir hayata gidiyorduk; özgürdüm, birlikte kuracağımız, kimsenin karışamayacak, kendi kendimizin karar verebileceği, yeni bir hayat.

Hiç üzülmedim kaçtığıma! Sevdiğim oğlana kaçtım. Tek üzüldüğüm babamdı. Ben evdeyken onun sevdiği yemekleri yapardım. Babamda;” Kızım sen bu evden gidersen, ben aç kalırım,” derdi, bir tek ona üzüldüm. Bende:” Babacığım evlendiğim oğlanın evine gelirsin, orada senin sevdiğin yemekleri yaparım, evlendiğim oğlan sana yaptığım yemek için bir şey söylemez,” derdim. Babamın gönlünü alırdım.

Babama, ben hariç; ailemizdeki diğer fertler ve çevredeki insanlar dahil herkes; deli derlerdi. Babam deli değildi. Deli olsa; evlenip, sekiz çocuk yapar, onlara bakabilir miydi? Babamın hiç boş oturduğunu bilmem. Hep ailemizin nafakası için didinir dururdu. Ailede herkes çalışır eve para getirirdi. Fakat yinede geçim sıkıntısı çekerdik, nedeni annemin aymazlığı yüzünden, çünkü annem evimizin geçimini sağlayamıyordu. Bir ara ben devreye girdim, annemin para istemesinden bıktım; benden her gün para istiyordu, ben nereye harcayacağını sorduğumda:” sana hesap vermek mecburiyetinde değilim!” der ve konu kapanırdı. 

Dayımın oğlu eve gelmiş: “ Halide ablam, çeğizleri için arkadaşlarına gidiyordu,” söyleyince, bizimkiler, hemen yatak odasına gitmişler bakmışlar ki, yorganı kaldırmışlar, yatağın içinde yastık var. Annem:” Gündüzden belliydi onun kaçacağı, çünkü çok telaşlıydı, yemeği bile çok az yedi, hem de oğlanın ablası buradaydı,”demiş ve Bülent’in ablasının evine baskına gitmişler. Ablası:” Allah inandırsın, bana bile söylemedi, kesin evindedir,” demiş oda kardeşine kızmış! Ablasının evinden hızla Bülent’in evine gitmişler; kapı kilitli olduğundan; kızgınlıkla geri gelmişler. Annem:” Onlar özür dilemek için gelirse, diğer bacaklarını ben kıracağım,” demiş. 

Musa abim askerden gelmiş, olayları anlatmışlar. Abim:” Zamanı gelmiş gitmiş. Nişanlısına kaçmış, Allah geçim versin, bir yastıkta kocasınlar,” diye söylemiş devamla:” Haber yollayın yarın akşam bize oturmaya gelsinler, sakın kötü bir söz söylemeyin, elin oğlu bu sefer Halide’ye baskı yapar, o zamanda ben size baskı yaparım, “ diye söylemiş. 

Ertesi gün hazırlandık; Bülent işten gelirken tatlı almış, akşam yemeğimizi yedik, birlikte annemlere gittik. Annem güya ikimize vurmak için sopayı kapının arkasına koymuş. İçeri girdik; Bülent hemen annemin elini öptü:”Özür dilerim anneciğim, hata yaptım, bizi affet, büyüklük sende kalsın,” deyince, annemin yelkenlerini suya indirdi. Abime:” Askerlikten hoş geldin, geçmiş olsun,” dedi. Kardeşlerimin hepsi oturmuşlar eniştelerine bakıyorlardı, Bülent’te kibar kibar konuşuyor, bütün sorulara yanıt veriyordu. Çaylar içildi, konuşmalar yapıldı, tatlılar yenildi içildi. Bülent:” Anneciğim biz kalkalım yarın çalışmaya gideceğim, bu günden sonra daha sık geliriz,”dedi. Kalktık evimize geldik.

Ben evden ayrıldıktan sonra evin düzeni tamamen bozulmuş. Kimse kimseye takmamaya başlamış. Zavallı babam hepten aç kalmış, çünkü evde düzgün yemek yenilmiyormuş.

Babamın durumundan anlıyordum. Babam:” Kızım sen gittin gideli; evde yemek sorun oldu, Hemen hemen hiç vaktinde yemek yenmiyor, herkes ne bulabiliyorsa onu yiyebiliyor,” demişti.

Ben o cehennemden kurtulmuştum. Beni işe yaramaz, basit, sıradan gözüyle bakıyorlardı. Bir gün annem:” Kızım arasıra eve gelde bir tas yemek görelim,” dedi. Bende:” Hani anne hiç bir işe yaramıyordum, ben sakat kendime bile bakamaz biriydim,” deyince, annemin rengi değişti, benden “özür” diledi. Bende:” Anne ben evlendim, kocam ne derse onu yaparım, eloğlu izin verirse gelir yemeğinizi yaparım, benim yaptığım yemekleri beğenmezdin” dedim ve ağzını kapattım. Annem utandı, ne diğeceğini bilemedi. Abim evde önüne kim gelirse; sarhoş kafayla dövüyormuş, büyük küçük demeden. Hatta bir gün babam onun oturduğu kahveye gitmiş diye babamı evde dövmüş. Zaliha, babam tarladan gelmiş, etrafı kirletti diye babama dövmüş. Ağlayarak benim evime geldi.Dayak yediğini söyledi. Çok üzülmüştüm; çünkü onun durumundan sadece ben anlıyordum, o benim atamdı, büyüğe hiç el kalkar mı? İkisininde elleri kırılsın inşallah!.

Ben evlendikten sonra on yıl içerisinde, abim hariç bütün kardeşlerim arka arkaya evlendiler. Ben hariç  hiç bir kardeşlerim istedikleri biriyle evlenemediler. Bülent benimle evlenmeden önce Didim’den arsa almış. Onun taksidini ödüyorduk. Geçinmede zorlanıyorduk. Sonunda taksitlerin hepsini ödedik, borçtan kurtulmuştuk. Baba ve anneme ilk torunu kucaklarına ben verdim. İki oğlum oldu. Kardeşlerimin kiminin çocukları oldu, kiminin olmadı. Eski mahalledeki arkadaşlarım ve kardeşlerim beni nerede görürlerse görsünler:” En iyi evliliği sen yaptın, iki çocuğun, evin, seni seven kocan var. Kardeşlerinin ne evleri, kiminin çocukları var, en önemlisi;” Ne bizler nede kardeşlerinin hiç biri mutlu ve mesut değiller,” diye dertlerini anlatıyorlardı. 

Babamı trafik kazasında kaybettik haberini başka bir yerde aldım. Yıkıldım; en büyük destekçimi kaybettim, canım babamı toprağa verdikten, annem ve kardeşlerimle arama mesafe koydum. Çünkü kardeşlerim evlenirken hiç biri sakat olduğumuzdan dolayı yanlarına yakıştırmadılar, bize ne nişanlarına nede düğünlerine çağırmadılar. 

Şimdi günümüzde ise; Kardeşlerimin kimi hasta(kanser), kimi felçli, annem iki kez felç geçirmiş; ne konuşabiliyor, nede yemek yiyebiliyor, doktorlar:” Bunu alın götürün, bunun iyileşme umudu yok,” demişler. Ben yine sakatım. Onların hepsi sapa sağlamdı. Şimdi hepsi birbirine muhtaç. Bense kocama muhtaç, kocamda bana muhtaç. Allah kocama ve bana uzun ömür versin. Kardeşlerimin durumunu göreğim.

Benim, yakışıklı iki oğlum, melekler gibi dört torunum var. Öyle mutluyum ki, Allah bu mutluluğumu ömür verdikçe yaşayacağım…

SON…

 

Bu makale 287 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz