Yaşar Örkeli - YUMRUK


Yaşar Örkeli

 

YUMRUK 

 

 

            Turgay yolda dalgın dalgın giderken, tanımadığı birine çarptı; ne kadar özür dilese de, karşısındaki kişiye ikna edemedi. Adam:” Neden çarpmış gözü körmüymüş? Eğer bir daha karşısına çıkarsa gereken dersi verecekmiş,” diye söylenirken, ani hareketle Turgay’a bir yumruk savurdu. Yediği yumruğun etkisiyle yere yuvarlandı. Üstü başı toz toprak oldu. Yerden ağır ağır kalkmaya çabalarken:”Acele işim olmasaydı, gereken dersi verirdim!” dedi. Körkütük sarhoş adamdan anlayış beklemek, boşunaydı! Yere düşen Turgay’ın üstü-başı toza bulandı. Güçlükle yerden kalkan Turgay üstünü ve kafasında ki tozları temizlerken, sarhoşa söyleniyordu :” Bir daha karşıma çıkma, yumruk nasıl atılırmış o zaman görürsün,” dedi. Emniyet müdürlüğün yoluna doğru giderken: Yumruk olayı çok gücüne gitmişti. Bu durumu hazmedemiyordu. İki kişinin birbirlerine, bıçaklarla yaralama olayı vardı; Polise vereceği ifadede: Neleri söyleyeceğini düşünürken: Bu yumruk olayı başına gelmişti.                                                         

          Yolda evine giderken, iki kişinin dövüşerek, birbirini bıçakla yaralama olayına tanık olmuştu. Dövüşenleri ayırmaya hiç düşünmemişti, çünkü; ikisinin ellerinde bıçak vardı; araya girersem, beni yaralamaları hiçte zor değildi! Sadece seyretmişti. Bıçakları acımazsızca birbirine savuruyorlardı. Olayı görenler çoğalınca müdahale ettik, iki bölüme ayrılmıştık; bir bölümümüz birine, diğer bölüm öbürüne saldıracak, ellerindeki bıçağı alacaktık. Seyircilerele anlaştık saldırdık ve ellerindeki baçaklarını aldık Birbirlerinden ayırdık. Hâlâ birbirlerine küfür ediyorlardı. Seyircilerden biri 155’şi aradı. Sonra polis geldi: İkisinide karakola götürecekken, görgü şahidi olarak iki-üç kişiyi karakola davet ettiler, aralarında bende vardım. 

           Karakolda; gördüklerimi anlattım, tutanak yazıldı, oradan ayrıldıktan sonra günlük işlerime devam ettim. Sarhoşun tokat atmasını içerlemiştim, gücüme gidiyordu! Günlerce sarhoşu arayıp bulabilmek için zamanımı ona ayırdım. Gece meyhanelere dolaştım. Hemen her meyhaneye baktım. Günlerce aradım durdum! Sonunda meyhanenin birinde, demlenirken buldum. Tenha denilecek bir yerde çıkmasını bekledim. Çıktı ve onu evine kadar takip ettim. 

           Her gece o meyhaneye geliyordu; Körkütük sarhoş oluncaya kadar içiyor: sağa-sola sallanarak evine gidiyordu. Takip ettiğimin üçüncü  gecesi tenha bir yerde çıkmasını bekledim. Saat 23 sularında meyhaneden çıktı. Takip etmeye başladım. Kimsenin olmadığı bir yerde, yanına yaklaştım.

          Turgay :” Beyefendi, bir dakika konuşabilir miyiz? 

           Adam:” Ne hakkında, ben sizi tanımıyorum, ilk defa görüyorum!” 

           Turgay : “ Ben yolda dalgın giderken, siz bana çarptınız, üstüne bir de yumruk attınız!” 

           Adam: “ Hatırlamıyorum, yolumdan çekilseydiniz benide çarpmazdınız!”

          Turgay : “ Sarhoştunuz, ben değil, siz çarptınız, bu benim çok gücüme gitti, adam gibi içecekseniz için!” dedi. Bu sözleri söylerken: ” İçinden büyük bir kin duygusu içindeydi; gözlerinden sanki ateş alevleri çıkıyordu.” Sarhoşun yüzüne okkalı bir yumruk vurmak ve arkasına bakmadan çekip gitmek geliyordu. Sarhoş eliyle Turgay’ı eliyle iteledi, Turgay’ın boyu adamdan uzun olmasına rağmen geriye doğru sendeledi, kendini topladı, doğruldu yumruğunu kuvvetlice sıktı, gerildi, adama okkalı bir yumruk attı. Adam yere kapaklandı: “Acıyla bağırmaya başladı ve bir müddet sonra sesi kesildi.” Bir ara korktu, öldü sandı, adamı yerden kaldırdı, sırtına yüklendi evinin kapısına kadar götürürken, yolda adamı tanıyan biri : “ Yine körkütük içmiş, çocuklarını da acımıyor, pislik!” Diye söylendi.

          Turgay, sarhoş adamı tanıyan kişiye dönerek: “ Adamın evini biliyorsanız, yardım etseniz  götürsek!” Dedi. Yoldan geçen adam ile beraberce evine götürdüler. Adam, sarhoşun oturduğu dairenin zilini çaldı. Dairenin balkonuna çıkan kadın: “ Geliyorum!” Dedi. Acele aşağıya inen kadın:” Bir gün yollarda ölecek, bizi de düşünmüyor, çok teşekkür ederim,” dedi. Beraberce oturduğu daireye kadar götürdüler.

          Yardım eden adamla beraber girdikleri salonda şok oldular! Gördükleri manzara karşısında; insanlarda acıma hissi uyandırdı. Koca salonda kullanabilir eşya  yok denecek kadar az. Bir tane çekyat divan, ortada küçücük halı, eski bir televizyon, iki sandalye, masa. Pencerelerde yarısını örten perdeler, duvarlardaki boyaların yarısı renk değiştirmiş, sanki yarı yarıya boyanmış gibiydi.

          Turgay ile yolda yardım eden adam beraberce binadan ayrıldılar, birbirlerine iyi geceler dilemeden durdu Turgay’a döndü:“ Evdeki yoksulluğu ve rezilliği gördün mü ve buna rağmen düşüncesiz herif içmeye devam ediyor?” Turgay duraksadı:  “Neden içiyor acaba? Bir derdimi var?” Dedi ve adam bir şey demeden ayrıldılar. Adamı odaya bırakırken, eşini ve çocuklarını görünce içi bir tuhaf oldu. Kadını ve çocuklarını acıdı. Yoksulluk içinde yaşadıklarını, odada fazla eşyanın olmadığını, giyimlerinin iyi olmadığını görünce, yumruk attığına pişman oldu. Dışarıda iyi giyinimli görünen bir kişinin, aslında rezillikler içinde yaşamını sürdürdüğünü, görmeden, bilmeden konuşmamak gerekliymiş,” diye düşündü.

          Bu sarhoşla mutlaka konuşmam gerek, ne derdi var, niçin içmeye devam ediyor, ailesinin durumunu görmüyormu? Bu zamana kadar kimse uyarmadı mı? Ailesi için birşeyler yapmalıyım! Bu sarhoş kendini acıyorsa, çocuklarına da acımıyor. Diyerek düşüncelere daldı. 

          Evde eşya yok denecek kadar az görmüştü. Hele eşinin ve çocukların giyimleri hiç yok gibiydi. Çok acımıştı zavallı aileyi ve sarhoşa. Evine geldi Turgay, üzüntülüydü! Eşi karşıladı:”Hoş geldin!” Dedikten sonra:” Seni üzen bir durum mu var, çok üzgünsün? “ Dedikten sonra, eşini dinlemeye başladı.

          Turgay başından geçen olayı anlattı ve adamı evine bırakmaya gittiğini, ve evde gördüklerini ailenin acınacak durumda olduklarını anlattıktan sonra:” Eşine bu konuda ne yapabiliriz,” diye sordu? Beraberce ne yapabileceklerini konuşmaya devam ettiler.

          Ertesi gün meyhaneye gitti. Adamı buldu. Yanına yaklaştı:” Oturabilir miyim diye sordu?” Adam:” İçki ısmarlamam! Benimle hangi konuda konuşacaksın? Seni tanımıyorum? Dedi.

         Turgay, anlatmaya başladı; “Bir akşam yolda sana yumruk atmışlar yerde yatıyordun; bende yoldan geçerken seni öyle görünce; sırtıma aldım, evine giderken yolda seni tanıyan biri yaklaştı, seni tanıdı ve beraberce evine götürdük, salona yatırdık, çok sarhoştun hatırlamaya bilirsin! Ben seninle tanışmak, arkadaş olmak istiyorum. Ayık iken bir düşün, sonra karar ver. İstersen çok iyi iki dost olabiliriz.” Dedi. Adam:” Üç gün sonra gel, içmeye başlamadan evvel ne soracaksan sor, daha detaylı  görüşelim! Şimdi içme zamanı, bir tek at, mezeden de ye,” dedi. Turgay bir şey demedi, yemeden ve içmeden kalktı, hızla pis meyhane kokusundan, mekândan ayrıldı.

          Aradan üç gün geçti. Turgay, ondan önce meyhaneye geldi, onu beklemeye başladı. Tam saatinde meyhaneye damladı. Turgay’ın yanına oturdu.

         Turgay: “ Adım Turgay!” Dedi. Adam: “ Benim adımda, Suat,” dedi.

         Turgay:” Suat bey, niçin içiyorsunuz? Ailenizin durumunu görmek mi istemiyorsunuz? Sizi evinize götürdüğüm gece şok oldum! Çocuklarınıza hiç mi düşünmüyorsunuz?” Dedi.

           Suat:“ Biz zengindik, fabrikamız vardı, beş yüz kişiyi çalıştırıyorduk, evlerimiz, arabalarımız, hatta hizmetçilerimiz vardı. Bütün her şeyi babam bana devretti. Ben yönetemedim. Herşeyi batırdım. Evimde tertemiz hanımım varken, ben başka kadınlara gittim, onlara oluktan akan su gibi para harcadım. Kumar oynadım. Borçlandım, hep lüks içinde yaşayacağımı sandım. İpin ucunu kaçırınca her şeyi sattım. Şimdi bu haldeyim; kendimi içkiye vurdum, başta ben ve çocuklarım şimdi bu haldeyiz. Ben memnun muyum sanıyorsun? Elimizde avucumuzda yok. Çocuklarımı okutamıyorum. Karım ev temizliklerine gidiyor, aldığı parayı bana veriyor bende içkiye harcıyorum. Bu durumdan sana ne? Ben senden bir şey istemiyorum! Şimdi buradan kalkıyorsun, beni bir daha rahatsız etmiyorsun. Yolda bir daha görsen bile acıyıp eve getirme. Şimdi defol git buradan! Tekrar ediyorum, eğer bir daha rahatsız edersen, seni polise şikayet ederim haberin olsun.” Bu sözleri söylerken çok kızğın ve hiddetlendi, elleri titriyordu! 

         Turgay:” Ben sana yardım etmek istedim. Ailenin durumu meydanda, kendine acımıyorsan onlara acı be birader! “ Diye söylendi: sana acımıyorum, hanımına ve çocuklarına acıyorum! Şimdi yaz aylarının içinde yaşanıyorsun, kış aylarında bu aile fertleri yaşamını nasıl devam ettirebilir? Diye söyleddi kızgınlıkla kalktı; ” senin gibisine bir daha acırsam bana yazıklar olsun!” dedi ve hızla oradan uzaklaştı.

          Evine çok üzgün döndü, eve girişinde Meltem karşıladı:” Ne oldu canım? Çok üzgün görünüyorsun, kötü bir durum yoktur inşallah!” Dedi ve eşinin ne diyeceğini beklemeye başladı. 

         Turgay:” Ben iyilikle yaklaştım! Afedersin, salak herif beni yanlış anladı, beni kovdu, bir daha yanına gidecek olursam; beni polise şikayet edecekmiş.”  

         Meltem:” Bu zamanda iyilik yapmak nasıl yanlış anlaşılır anlamıyorum? Bu durumda ne yapabiliriz?

         Turgay:” Ben seni bir akşam evine götüreceğim, onlarla tanışacaksın, ben dışarıya çıkacağım, hanımı utanabilir, sen evden ayarladığın çocukların eski elbiselerinden; pantolon, gömlek, tişört, kazak, iç giyimlerinden, hanımına da kendi giysilerinden bulduklarını, münasip bir dille anlat, bir miktar bu parayıda hanımına ver, hem de tanışmış olursun,” dedikten sonra kendi durumuna sevindi!        

        Turgay, sarhoşun meyhaneye geleceği saatten önce evden çıktı, kahvehanede onun gelişini görebileceği bir yere oturdu. Gece olduğu için Turgay’I göremezdi.  Fazla bekmedi, on dakika içinde geldi. Onun içeriye girdiğini görünce hemen kalktı, evine doğru hızlı adımlarla gitti. Evde hazır halde bekleyen hanımıyla beraber sarhoşun evine doğru gittiler. Zili çalan Turgay, balkona çıkan hanıma:” Yenge hanım, eşim sizinle konuşmak istiyor, müsade eder misiniz?” Kapı açıldı. Eşiyle beraber oturdukları daireye çıktılar, Meltem hanım gördükleri karşısında üzüldü.

           Meltem:” Sen dışarıda bekle, bir saat sonra gel beni al! Benim hanım efendiyle konuşacaklarım var. Olur mu canım?” dedi. Turgay evden çıktı tekrar kahvehaneye geldi, onun çıkışını gözetlemeye başladı. Meltem hanım, önce kendini tanıttı. Sonra onlarla tanıştı. Yanlış anlaşılmasın diye,” özür “ diledi. “Beyim anlatınca bende üzüldüm, sizlerle tanışmak istedim. Birkaç parça bir şeyler getirdim. Lütfen kabul ederseniz beni çok sevindirirsiniz,” dedikten sonra bir miktar parayı Hatice hanımın eline verdi. Hatice hanım parayı alınca hıçkırıkla ağlamaya başladı, çocuklarda annesinin ağladığını görünce onlarda ağladılar. Hatice:” Artık dayanacak gücüm kalmadı! Suat ne yaptığını bilmiyor, böyle devam ederse ondan boşanacağım.” Söyledi. Gözyaşı yüzünün hemen hemen her yerine dağılıyordu. Meltem hanım çantasından çıkardığı mendille onun gözyaşını silerken, “ üzülme kardeş bundan sonra ben senin yanındayım, elimden ne gelirse yardım edeceğim.” Dedi ve oda gözyaşlarını tutamadı.

          Aradan bir saat geçince Turgay, binanın zilini çaldı. Hanımıyla beraber evlerine gittiler. Gördükleri karşısında çok üzüldükleri yüzlerinden belliydi. Fakat babaları yüzünden ailenin durumu perişandı. Dikkat çeken bir başka durumda ailenin kendi aralarında sevgi bağının olmaması. Başta Hatice hanım ve çocukları babalarının arkasından belâ okuyorlardı.

         Turgay:” Meltem arasıra kaçamak, Hatice hanımın evlerine git, elinden geldiğince arkadaşlarından  rica et, hep beraber onları aranıza alın, onlara iyi davranın.” Dedi.

         Meltem:” Sen üzülme, ben elimden geleni yapacağım, Hatice hanımı arkadaşlarla beraber aramıza alacağım, hiç olmazsa biraz gün yüzü görsünler, çocuklar okullarına gitsinler.” Diye karşılık verdi. Onlara yardım edecekleri konusunda anlaştıkları için sevinerek evin yolunu tuttular. Bir taraftan Meltem diğer taraftan Turgay arkadaşlarına; Bu feci ailenin durumunu anlatıyorlar onlardan destek olmalarını istiyorlar, çok büyük hayır işleyeceklerini anlatıyorlardı. Arkadaşları gücünün yettiğince gerek giyecek, gerekse yiyeceklerinden ellerinden yardım etmeye başladılar. Meltem hanım arkadaşlarından ve Turgay’ın  getirdiği yardımları birikliyor ve Suat beyin evde olmadığı bir zamanda Hatice hanımın yanına götürüyordu. Yardımları alan Hatice hanım: Bu durumdan utanarak alıyor, ağlamaklı olsada içinden seviniyordu. Gerek kendi gerekse çocuklarının karnı doyuyor, sokağa temiz elbiseleriyle oyun oynuyorlardı.

       Suat sabah uyandığında eşinin ve çocuklarının giyimleri dikkatini çekti, eşine,” bunları nereden buldunuz? Sen bunları alacak kadar para kazanamıyorsun, yoksa sen beni aldatıyormusun? “ Hiddetle eşine tokat atacak halinde üzerine yürüdü. Eşi korktu, “ Hayır, seni aldatmadım! “Bunları Hatice hanım getirdi,” derken kolunu kendini korumak üzere başının üzerinde koydu. Suat bağırarak:” Kim o kadın? Yarın gelsin bunları alsın götürsün. Bizim kimsenin yardımına ihtiyacımız yok.” Evde herkes korkmuştu, çocuklar ağlamaya başladı. Hatice hanım çocuklarına baktı o da ağlamaya başladı. Ağlayarak eşine o da bağırmaya başladı:” Yeter artık! Senin bu içkinden boğazımıza bir şey girmez oldu. Allah seni kahretsin, şu çocuklarada mı acımıyorsun? Sarhoş olduğun bir gece seni eve getiren beyefendinin hanımı getirdi. Sen acımıyorsun, onlar bizi acıdıkları için bunları getirdiler, onlarda vicdan duygusu var, sen maşallah kendini düşünüyorsun, bu böyle devam ederse ben senden boşanacağım,” dedikten sonra çocuklarını kollarının arasına aldı. Hepsi birlikte babalarına kin dolu bakışlarla bakmaya başladılar. Suat bu bakışların karşısında kapıya doğru yürüdü, kapıyı kırarcasına çarptı hızla merdivenlerden aşağıya inerken, sol ayağındaki ayakkabı hızdan dolayı, sağ ayağına çarpınca dengesini kaybetti ve merdivenlerden aşağıya düşmeye başladı. Düşerken acıdan inlemeye başladı. Öyle bağırıyordu ki dairelerden duymamak imkânsızdı. Eşi ve çocukları bu ses ve düşme gürültüsünden merdivenlerin başlangıcından aşağıya doğru bakmaya başladılar. Diğer dairelerden çıkanlarda birbirine ne olduğunu sormaya başladılar. Suat’I aşağıda kanlar içerisinde yatarken görünce durumu anladılar. Daire sahipleri hemen aşağıya indiler; yerde kanlar içerisinde yatan, ağzında ve kafasından kan akan, sol kolu dirsekten kırık, sağ ayağı bileğinden ters dönmüş, yüzü yaralanmış yatan Suat beyi görünce:” Şu mübareği gündüz vakti içme be birader!” Diye bağırırken komşulardan biri ambulansı aradı ve çok zaman geçmeden hastaneye kaldırıldı. O günden  sonra bir daha yerinden kalkamadı. Aylar sonra pencereden dışarıya bakabildi.  Bir daha içkiye tövbe etmişti. O günden sonra Turgay ve eşiyle can ciğer dost oldular. İstemeden çarpma sonucu doğan yeni bir dostluk doğdu.

 

Bu makale 292 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz