Yaşar Örkeli - HAYATIM DEĞİŞTİ! 1


Yaşar Örkeli - HAYATIM DEĞİŞTİ! 1

 

Ben, otuz yaşında, kumral, orta boyda sayılabilecek, yeşil gözlü, kendi halinde kimsenin işine aşına karışmayan, meslek okulundan (elektrik bölümünden) mezun olan, küçük yaşlarda anne-babası ölmüş, üstelik ayaklarından sakat (topal) değnekle yürüyebilen, ailemin kim olduğunu bilmediğim için tek çocuğuyum. Ne annemin nede babamın hiç bir yakını yok, çünkü beni ne aradılar nede soruşturan olmadı. Yani elimden tutan hiç kimsem yok. Çocuk yuvasında büyüdüm. Annem; bakıcımız Ayşe hanım, babamız; müdür Ersan bey ve bir sürü benim gibi arkadaşlarım, ablalarım ve abilerim oldu bakım yurdunda , onlarla hep birlikte büyüdüm. Çünkü bebeklikten bu günlere kadar, ne arayanım nede soranım yok, kadere bak!

Ziyaret günlerinde, hemen hemen herkesin bir yakını gelirken, benim hiç bir yakınım yok ki gelsin. Benim hep boynum bükük kaldı. Yetimler yurdunun bahçesine çıkar, gelen ziyaretçilere bakar, hüzünlenir, ağlardım. Gelenlerden bazıları kafamı okşarlar, gülümserlerdi. Hemen gözyaşlarımı siler, beni buradan alsınlar diye ellerinden öpmeye çalışırdım. Sanki benim yanıma ziyarete gelmiş akrabalarım derdim kendi kendime sevinirdim. Bazı arkadaşları, evlat edinirlerdi. Bir gün beni de buradan alacaklar diye, içimden hep bu anı beklerdim. Sevinirdim buradan kurtuluyorlar yeni bir hayatları olacak, güzel bir hayatı olacak diye. 

Günler günleri kovaladı, buradan kurtulmayı hep bekledim. Benim gibi bir sakat çocuğu kim ne yapsın diyerek günler geçti. Evlatlık aldıkları arkadaşların hepsi sağlamdı. Böyle diye diye kendimi avuturken okul günleri geldi çattı. Okumaya çok hevesliydim. Avukat olmayı çok istiyordum. Sabah erkenden kalkar kahvaltı saatini bekler, kahvaltıdan sonra yurda en yakın okula giderdim. Okuldan gelince derslerime çalışmaya başlardım. Bilemediklerimi abilerime ablalarıma sorardım. Beni gördüklerinde: “Sen mi geldin küçük Mehmet?” Derlerdi ve gülümserlerdi!  Yanlarına oturur, onların derslerim için verdikleri yanıtları dikkatle dinlerdim. Yalnız yetim ve öksüz olmak zor. Onları öz abim, ablalarım gibi koklar benimserdim. Onların yanında kendimi güvende hissederdim. Benim başımı okşarlar:” Mehmet hayat bizim içinde, senin içinde çok zor, “Allah” hepimizin yardımcısı olsun, “ derlerdi. O ufacık yaşımda bu sözlerin ne anlama geldiğini anlamazdım. Onlarla hep birlikte büyüdük: Kimimiz okudu mühendis oldu, kimimiz okuyamadı….. Küçük yaşımda, bir karış boyumla, bir karış koltuk değneklerimle ortalıkta gezerken farklı bakarlardı, şimdi anlıyorum ki benim durumumu acıyorlarmış. Bense bunu beni çok seviyorlar derdim o zaman ki aklımla. Ben endüstri mesleğe kadar okuyabildim. Okulda okurken müdür; bana kağıt imzalatmıştı. Sebeb ne diye sorduğumda; okurken sakatlığımdan dolayı başıma kötü bir şey gelirse mesuliyet kabul etmeyecekmiş. Çok şükür kötü bir durum geçmedi, sonunda elektrikçi oldum. Telefon baş müdürlüğünün açmış olduğu teknisyenlik sınavını kazandım. Devlet beni telefon tesisinin krampartör bölümünde çalışma görevi verdi. Mesleğimi çok sevdim. Şu yaşıma geldim hiç şikâyetçi olmadım. Görev yaptığım yerlerde yatakhanelerde kaldım. Ne okuldan mezun olduktan sonra ki yaşımımda, nede sonraki yaşamlarımda kız arkadaşım olmadı. Ayaklarımdan sakat olmam hep ön plandaydı. Bana bakan kızlar hep burun kıvırıyorlardı. Bir kızı beğenmiştim, ona gönül vermiştim. Aramızda epey mesafe almıştık. İlişkimizi ilerletmiştik. O ise benimle dalgasını geçmiş, bir gün ciddi ciddi konuşurken:” Senden bir şey olmaz, sen benim idealimdeki erkek değilsin,” dedi yüzüme karşı. Kızmadım, çünkü haklıydı. Sakatlık gerçekten utanılacak durumdu benim için.     

Yaşantım boyunca hep sakatlığım önümde engeldi. Otuz yaşıma kadar hiç kız arkadaşım olmadı. Zor günler geçirdim. “ Mehmet bu ömür böyle sürmez, bir gün elbet güzel günler göreceksin, kendimi böyle avutarak bu yaşa geldim. Günler günleri kovaladı. Ve geldim otuz yaşıma, yaşamaya gayret ediyorum, daha doğrusu mücadele etmeye çalışıyordum. Olmuyor! Hayatım böyle sıkıntılı geçip giderken, ne olduğunu anlamadığım ve halâ anlayamadığım bir rastlantı oldu. Birden hayatım değişti. Sanki uyudum, çok kısa zaman geçti uyandım. Sanki başka evrendeydim. Ve bulutların üzerinde uçuyorum, anlatayım:

Tayinim Muğla-Yatağan’a çıkmıştı. Yaklaşık sekiz aydır aynı iş yerinde çalışıyordum. İşte o gün iş yerinden çıkmış yatakhaneye gidiyordum. İki koltuk altı değneklerimle  yolda yürüyordum. Birileri aniden arkamdan dizlerimin arkasına sert bir şekilde tekmeyle vurdu. Kaçarak uzaklaştığını gördüm. Dengemi sağlayamadım. Önce arkaya düşecek gibi oldum, kendimi toplamaya çalışırken yüzükoyun yere düştüm. Ayaklarım, alnım, kollarım ve göğsüm sert bir şekilde betona çarptı. Ayaklarım felçten dolayı çok zayıf ve normal gelişim olamadı. Bundan dolayı canım çok acıdı. Dizlerimden, ellerimin üzerleri ve alnım çarpmanın etkisiyle derilerim sıyrıldığı için kanamaya başladı. Etrafımda insanlar birikti, beni yerden kaldırmaya çalıştılar. Sandalye getirmişler beni oraya oturtmaya çabaladılar, bir kişi kızgın haliyle birine bağırıyordu. Biri:” 

Canın acıyor mu?”Diye soruyordu. Olayın şokundan ve kimseye yanıt veremiyordum. Yanımda uzun boylu, irice bir bayan vardı, benim kanayan yerlerimi inceliyor, giysilerimdeki toprak tozlarını temizliyordu. Alnımın, ellerimin üstleri ve dizlerimden kan sızıyordu. O anda kendimi çok aciz hissettim. Kendi kendime,” ne iyi insanlar var, bana yardım ediyorlar,” diye sevindim. Uzun boylu, gücü kuvveti yerinde olan bayan beni kucakladığı gibi taksiye bindirdi, bir beyefendi yanıma koltuk değneklerimi koydu. Bayan beni hastaneye götürdü; tekrar kucakladı acil servise götürdü. Acil servistekiler:” Doktor hanım, kötü   bir durum yok inşallah,” dediler. Hemen yanıma doktor ve hemşire geldi. Oradaki doktora:  “Lütfen beyefendiye  yardım gerekiyor, zaten ayaklarından özürlü, lütfen yardım edin,” dedi, telaşlı bir hali vardı. Yanımdan hiç ayrılmadı. Benim röntgenimi çektiler, kanayan yerlerimde kırık var mı diye. Hastane polisi:” arkamdan tekme atını tarif edebilir misin?”Diye sordu. Polise düşerken arkadan gördüğüm için, eşkalini tarif edemiyeceğimi söyledim. Bana tekme atanın çevreden soruşturulacağını bu konuda bana bilgi verileceğini söyledi. Doktor ve hemşire batikonla temizlediler, “Furacin” yara merhemi sürdüler. Yara bandı ile bantladılar. Doktordan üç günlük rapor aldıktan sonra hastane ücretini ödedi, beni taksiyle evine götürdü. Tekrar kucakladı evinde divana yatırdı. Ben ne diyeceğimi bilemiyordum, yüzüm kızarmaya başladı; utandım. Utanılacak bir şey yoktu ancak ben böyle yardım ve yakınlık görmediğim için utanıyordum. 

 

Devam edecek >>>

 

Bu makale 227 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz