Yaşar Örkeli - HAYATIM DEĞİŞTİ! - 3


Yaşar Örkeli - HAYATIM DEĞİŞTİ! - 3

 

Meral hastenede nöbette iken ben yalnız kalırdım. Bende yemek siparişi verirdim onun olmadığı zaman. Meral’in yemeklerini büyük bir iştahla yerdim. “ Senin çok yemek yemen gerekli, çok zayıfsın,” derdi, utanırdım. Bende:” Ben halimden memnunum, şaka olsun diye, rüzgârlı havalarda yürürken zorlanıyorum,” derdim. Halbuki oturduğumuz ev postahaneye yakındı. İstersem iş yerine taksiyle bırakabileceğini söylüyordu, hemen itiraz ediyordum, o kadar yürümezsem gerçekten ayaklarımın tutulacağını söylüyordum. 

Bazı günler Meral  nöbeteyken sevdiği yiyeceklerden alıp  yanına gidiyordum; geldiğime seviniyordu. Bazı günler ben nöbette kalıyordum. Ben nöbetteyken o gelemiyordu, telefon santralı bölümüne yabancı kimse giremiyordu. Günlerimiz mutlu, sevgi dolu geçiyordu. Tatil günlerinin birinde beraber taksisine binerek, beni ailesinin yanına götürdü; onlarla tanıştırdı. Hepsi beni sevdiler, durumumu daha önceden anlatmış, yakınları gibi davrandılar. Benim bu sakatlığımdan kurtulma umudumu sordular, anlatınca çok üzüldüler. Meral’e hocalarına bu konuda araştırma yapmasını rica ettiler. Benim yürümekte zorlandığımı gördüler, çok üzüldüler. 

Babası Ahmet bey:” Mehmet sigara, içki kullanıyor musun? Diye sorduğunda, Ben:” Hayır efendim, bu yaşıma kadar ne sigara, nede içki hiç içmedim.” Deyince sevindiler. Ahmet bey:” Bu yaşına gelmişsin hiç kız arkadaşın olmadı mı?  Otuz yaşından sonra insan kız ve erkek beğenmekte biraz titiz davranır, her kıza ve her erkeğe beğenmez, kırkına gelince, o saatten sonra çocuğa sahip olmak riskli. Sana buradan bir kız bulalım evlendirelim.” dedi.

Mehmet:” Efendim, daha önceleri üç kız arkadaşla konuşuyorduk; üçüde sakatlığımı yüzüme karşı söylediler; seninle evlenemeyiz, sen yanımıza yakışmıyorsun, ” dediler, bende bu söylediklerinden sonra, bir daha girişimde bulunmadım,” dedim. Bu sözlerimin üzerine:

Ahmet bey:” Onlar öyle söyledilerse herkesin görüşü aynı değil evladım. İstersen sana buradan bir kız arayalım mı? ” Sözlerinde ısrar etmeye devam edince,  bende kızmaya başladım. Suratımı astım, kızgınlığımı iyice belli ederek:

 Mehmet:” Teşekkür ederim efendim. Bundan sonra benim evlenmem çok zor. Böyle yaşamak benim hoşuma gidiyor. Bu durumuma alıştım. İhtiyarladığım zaman, huzur evinde kalacağım.” Dedim.

Ahmet bey:” Sen bilirsin evlat, zorla güzellik olmaz.” Dedi ve sustu.

Dedikten sonra kısa bir sessizlik oldu. Beni acıdıkları yüzlerinden belli oluyordu. Ben acınmak istemiyordum. Kendi yağımla kavrulmak, yaşamaya çalışmak istiyordum. Kimseye muhtaç olmadan, bu durumum hoşuma gidiyordu. Biraz kızar gibi oldum, belli etmemeye çabaladımsa  da yinede belli oldu.

Meral sert bakışlarla:” Baba herkesin kendine göre bir hayatı var. Kimse kimseye etkisi altına alamaz.” Söyledikten sonra bana döndü:” Babamın kötü niyeti yok!” Dedi ve yanıma geldi: “Lütfen bundan etkilenme, babamın namına senden özür dilerim,” dedi.

Ben, bu sözlerden dolayı çok sıkıldım, sanki boksörlerin ki gibi gardım düşmüştü oradan uzaklaşmak istedim. Meral’e yaklaşmasını işaret ettim, bana doğru kulağına yaklaştırdı: ” Ben geri gitsem yanlış anlamazsın değil mi, çok özür dilerim bu hareketimden dolayı,” dedim.

Meral:” Neden bu kadar alınganlık yapıyorsun? Böyle şeyleri kafana takma, mademki gitmek istiyorsun, anne, baba biz gidiyoruz. Hoşça kalın! Kendinize iyi bakın, dedi ve ellerini öptükten sonra taksisiyle Yatağan’a geri döndük. Eve girdikten sonra, ben Meral’e:” Benim yüzümden ailenle aranız bozulmasın, inan çok üzülürüm. Eğer istersen ailenin yanına geri gidebilirsin, bunu gerçekten istiyorum, benim gerçek ailem olmadığı için, senin duygularını anlayamaya bilirim. Bundan dolayı senden çok özür dilerim. Lütfen anne-babanın yanına git. Ben yatakhaneye giderim, Daha sonra görüşürüz.” Dedim. Sonra ağlamaya başladım.

Meral:” Sen eğer böyle küçük şeylerden etkileniyorsan sende bir sorun var demek, böyle küçük şeyleri kafana takıp moralini bozma lütfren, ” dedi

Mehmet: ” Yaşam tarzlarımız, yetişmelerimizin farklılığından bu durum ortaya çıkıyor. Bu durum seni üzdüğünü biliyorum. Ben yatakhaneye geri döneğim, asla seni üzmek istemem. İstersen bir müddet görüşmeyelim,” dedim ve kalktım, “sen babanın yanına, ben yatakhaneye,  hayırlı yolculuk,” dedim ve dışarıya çıktım. Arkamdan hiç seslenmedi. Haklıydı! Yetiştirme yurdunda büyürsen, üstelik özürlüysen, bu durumlar normaldir benim için. 

Günlerce ne ben onu, nede o beni hiç aramadık. İçim içimi kemiriyordu; biliyordum onu çok üzdüğümü. Fakat bir türlü gururuma yediremiyordum. Daha çok ona kızıyordum. Ben, babasının sözlerine neden maruz kaldım diye üzülüyordum. Meral’e alışmıştım, onun olmadığı bir ortamda kendimi yalnız ve çaresiz hissediyordum. Aradan bir hafta geçti, on gün geçti derken birde baktım; iş bitiminde yatağımda uzanırken karşımda duruyor. Üzgün görünüyordu, belli etmemeye çabalasada yinede üzüntüsünü yüzünden anlayabiliyordum. Önce hık-mık etti, kendini topladıktan sonra direk söze girerek;

Meral: ”Haydi kalk bakalım gidiyoruz. Bir daha böyle alınganlıklar yok. Sana ne kadar alışmışım zaman geçmek bilmedi, ev sanki bomboş gibi geldi. Yemek yedin mi? Yemediysen pide alalım evde yiyelim,” dedi. 

Hazırlandım, evin yolunu tuttuk, daha önce pide siparişi vermiş, onu aldık, evde pidelerimizi karşılıklı yedik. 

Meral:” Mehmet, babamla kavga ettim. Mehmet’in evlenmesinden sana ne? Onların kalbini kırdım. Bir daha böyle alınganlık yaparsan, seni hayatta asla affetmem,”dedi. Gözlerinden yaşlar akmaya başladı. “Sana karşı olan sevgimi asla yanlış anlama. Bu sevginin aşkla alakası yok, sana acımıyorum, bu duygu bambaşka bir sevgi. Eğer bu sevgimi saçma sapan yerlerde kullanırsan; sana karşı kin ve nefret beslerim.” Dedi sustu. Yerimden kalktım yanına gittim oturdum. Ellerimi başına doğru uzattım, usulca omuzuma doğru yatırdım. 

Konuşmaya başladım: ”Eğer seni bir daha üzersem, kendimi elektriğe çarptırıp intahar ederim. Böylece benden ebediyyen kurtulmuş olursun.” Başını omuzumdan hızla kaldırdı: ”Saçmalama, kendine yapmış olursun,” dedi ve bana öyle nefret dolu bakış baktı ki çok korktum. 

Meral: ”Yarın seninle önemli bir konuda detaylı konuşmak istiyorum, şimdilik uykum var, iyi geceler,” dedi ve yatmaya gitti. Bana aldımı bir merak, gelde uyuyabilirsen uyu. Sabaha kadar uyuyamadım. 

İkimizde iş yerlerindeki görevlerimizi bitirdikten sonra akşam eve geldik, yemeklerimizi yedik. Televizyon seyrederken, yanına yaklaştım: ” Benimle hangi konuda konuşacaksın?” Dedim. Hastasının şikayetini dinleyip, tedavi yapar gibi anlatmaya başladı:

Meral: ”Mehmet, en küçük şeylerden alınganlık yapıyorsun, hem kendini hem beni üzüyorsun. Sen olayları sanki dar çerçeveden bakıyorsun. Görüş açını genişlet; olayları hemen kendine mal ediyorsun. Geniş düşün. Kendine ait özel bir derdin varsa söyle; beraberce çözüm yolu bulabiliriz. Ben elimden geldiği kadar yardıma hazırım. Bu durumunu düzeltelim; ne sen üzül nede ben üzüleyim, lütfen kendi içine kapanma. Bundan sonra en büyük yardımcın benim.” 

Mehmet: ” İkimizde bu yaşımıza gelinceye değin farklı yerlerde büyüdük. Sen ailenle bense yuvalarda büyüdüm. Ne sen benim yaşadıklarımı nede ben senin yaşantını bilemem. Sen babandan aldığın harçlıkla istediğini aldın, ben camekânlardan gördüğüm yiyeceği dilimle camı yaladım. Sen  okumuşsun, ne kadar güzel mesleğinde var, istediğini alabilirsin, ben sadece yutkunabilirim.” Dedim ve bir daha konuşmadım. Çok üzüldüğümü anladı.

 

Bu makale 188 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz