Yaşar Örkeli - HAYATIM DEĞİŞTİ! - 4


Yaşar Örkeli

HAYATIM DEĞİŞTİ! - 4

 

Meral: “ O konuda haklısın! Bu kadar üzülmene bence gerek yok. Bundan sonra arkanda ben varım. İkimiz bir olacağız; dertler bize değil, biz dertleri yenmeye çalışacağız. 

Mehmet: ” Bu kadar yakınlık beni ürkütüyor, bu yaşıma kadar kimseden yakınlık görmediğim için korkuyorum, bir şeyler yapmaya çabaladım ve hep tek başıma idim, “ dedim. İkimizde sustuk. 

Aklımdan acaba kızın yaşı geçiyor diye” benimle evlenmek mi istiyor? ” Diye aklımdan geçiriyordum.  Bu yaştan sonra benimle kim evlenmek ister, Mehmet’I bulmuşken onunla evlenirim, nasılsa iyi biri, kimsesiz, koca aramaya gerek yok, ayaklarından özürlü olsun, nasılsa onu da beğenen olmamış, onunla evlenirim olur biter diye aklından geçirdi mi acaba benden evlenme teklifi mi bekliyor, yoksa benimle dalgamı geçiyor diye aklımdan geçmedi değil. Babası evlendirelim diye acaba kızına mı taş atıyordu? Aradan bir ay geçti. Bu zaman içerisinde bu konulardan hiç konuşmadık. Bir gün: “Meral,e neden sen evlenmedin, seninle evlenmek isteyen yüzlerce erkek var, neden bir tanesini seçmedin? “ Dedim ve karşılık bekledim. Meral:” Okurken benimde erkek arkadaşlarım oldu, fakat iri yarı gördükleri için beni pek beğenen olmadı. Birine yakınlık gösterdim o kişide beğenmedi. Bende evlenme işine son verdim.” Dedi. Bende: ”Ailen bu durumu biliyor mu?” Dedim.               

Meral de: “Annem biliyor, babama söyledimi bilmiyorum, bu konuyu kapatalım,”dedi.

İkimiz salonda otururken ara sıra göz ucuyla Meral’e bakardım. Bazı zamanlar o bana bakıyordu. Hatta bir keresinde: ” Ne kadar güzel yeşil gözlerin var? ” Demişti. Ben bir anlam verememiştim. Onun gözleri siyahtı. Kumral tenli, saçlarını sarıya boyuyordu. Uzun boylu, iri yarı biriydi. Yan yana geldiğimizde benden uzundu. Benim için bu durumun hiç önemi yoktu. Bende: ”Sende güzelsin seni beğenmeyen erkeğin ya gözleri bozuk, yada güzelliğin ne olduğunu bilmiyor,” deyince gözlerinin içi gülüyordu. Bende devamla beni bu durumda hangi kız beğenir?” Diye sordum? Meral:” Mehmet her gencin gönlünde bir arslan yatar, sen kendini bir şeye benzetmezsin fakat karşındaki kişi senin bir yanını beğeniyordur, sen bunun farkına varamamış olabilirsin,” dedi. 

Bu konuşmadan sonra, birbirimiz olan bakışlarımız daha sıcak ve samimiydi. Günler geçtikçe biri birimizden ayrı  yapamıyor duruma geldik. Ciddi bir arkadaştan ayrı, sevgili durumuna doğru gidiyorduk. Bu durumdan (sevgisinden) emin olmak için, bir plan yaptım.

Meral’in duygularını denemek istiyordum. Gerçekten beni sevip sevmediğini anlamak istiyordum. Ne yapabilirim diye düşündüm:” haber vermeden iş çıkışı sonrasında, o gece bir otelde kalacak, telefonumu kapatacaktım. Bakalım bensiz ne yapacağını merak ediyordum? Telefonla otelden yer ayırttım. Mesaiden çıktım, lokantada karnımı doyurduktan sonra, doğruca otele gittim, odama girdim. Saat altı sularında telefonum çalmaya başladı. Baktım Meral aramaya başladı, yanıt vermedim. Arama sesi kesildi telefonu meraktan kapatmadım, çok meraklanmıştım. Otelin resepsiyonundan gazete istedim getirdiler, sabaha kadar gazetenin bütün yazılarını okudum. Sabaha kadar gözüme uyku girmedi. Abartmadan söylemek isterim ki her beş dakikada bir telefonumun zili çaldı. Hiç birine yanıt vermedim. 

Sabah oldu doğru iş yerime gittim. Saat dokuza doğru yanıma geldi. Suratı asıktı:  “Telefonlarıma niçin yanıt vermedin?” Dedi sert ve kızgınlıkla bağırarak. “ Sen ne yapmak istiyorsun? ” Dedi arkadaşlarımın yanında. Bende: ” Arkadaşlarla felekten bir gece çaldık, her yapacağım hareketleri sana mı danışacağım, böyle oldu ne yapayım? ” Dedim. Konuşmadan hızla dışarı çıktı ve gitti. Mesai bitimine kadar ne diyeceğimi düşündüm. İş çıkışı evine korkarak gittim. Anahtarla kapıyı açtım. İçeri girdim. Tepkisinin ne olacağını bekledim. 

Meral: ”Hoş geldin, bu gece eğlence yok mu, bu gecede gelmez sanıyordum?” Bu sözleri söylerken kızgınlığın altında, eve geldiğimi, sevindiğini belli etmeden. Ben hemen: “ Özür dilerim,” dedim sakince. Meral: “Dün akşam seni beklerken çok korktum, sırf senin için üzüldüm. Acaba gelirken yine mi düştü diye korktum, hastaneye telefon  ettim.” Söylemekte haklıydı; çünkü çok büyük eşşeklik yapmıştım, tekrar özür diledikten sonra yemeğe oturduk.  Yüzü hiç gülmüyordu. Ben: “İzin almayı unuttum, bir daha olmaz!, “ dedim, küçük çocuklar gibi. Azarlar gibi: “Bir daha olmasın!” dedikten sonra normal yaşantımıza dönmeye çabaladık, ancak eski günlerimizdeki gibi değildik, onu gerçekten çok üzmüştüm. 

Meral: “Yarın nöbetteyim, yemek yapıyorum senin için, akşam gelirken ekmek al.” Dedi.

Ben: “Gerek yok, ben lokantada yerim, zahmet olmasın,” deyince:” 

Meral: “Sen birşey mi ima etmek istiyorsun? Eğer bu beraberliğin sonlanmasını istiyorsan, sen bilirsin? 

Bende: ”Sana zahmet olmasın diye söylemek istemiştim,” değince akşama kadar çalışmanın vermiş olduğu stres ile bağırmaya başladı. 

Meral: ”Tekrar ediyorum, sen ne ima etmeye çalışıyorsun? Dedi ve hızla yatak odasına doğru gitti. Oğlum Mehmet birşey denemeye kalkıştın eline yüzüne bulaştırdın, diye kendi kendime söylenmeye başladım.  Bende yatak odasının yanına gittim: “ Benim kötü niyetim yoktu. İstemiyerek oldu, benim eşekliğim, istersen senden defalarca özür dilerim. Yeter ki bana karşı yüzünü asma, ben böyle durumlara alışık değilim, beni af et,” dedim. Içeriden hiç ses gelmeyince bende yatak odama gitmeye koyuldum. 

Bir günün gecesi nöbetteyken pastaneden sevdiği tatlılardan aldım, hastanenin yolunu tuttum. Bereket yoğun değildi, beni görünce; sanki akşam bağıran kişi değilmiş gibi, Meral: ” Hoş geldiniz beyefendi, sonra birden akşamdan kalma bir durumunuz yoktur, ayılmışsınızdır, isterseniz sizi bir kontrolden geçirelim,” dedi biraz kızgınlıkla. Bende: ”Sana tatlı getirmiştim, istersen geri götürebilirim, ben buraya tatlı yiyelim tatlı konuşalım diye gelmiştim, istenmediğim yerde duramam, “ dedim ve getirdiklerimi orada bıraktım,  yatakhanedeki yatağıma geri döndüm. Yani aramızdaki ilişki koptu. Tam üç ay ne görüştük, nede telefonla birbirimize aramadık. Ben yaptığım davranışın iyi olmadığını bu üç ay içerisinde iyice öğrenmiş oldum. Çok üzüldüm. Yanına gidip tekrar tekrar özür dilesem diye düşündüm. Af edeceğini sanmıyordum; hastanedeki arkadaşlarının yanında o sözleri söylemesi, beni kırmıştı. Bir çuval inciri mahvetmiştim.  Kız haklıydı, ben çok büyük bir çınarı devirmiştim. Üç ay içerisinde birbirimize unuttuk sandım, yanına gideyim diyordum kendi kendime ancak erkekliğime yediremiyordum. Özürlüydüm fakat gurur meselesi yapmıştım kendimce. 

Ayrılığımızın dördüncü ayında onun nöbetçi olduğu bir gün hastaneye gece gittim. O günde çalışırken sağ ayağımda aniden boşalma oldu, yere düşmüştüm. Acil servise gittim. Kaydımı yaptırdım. Sıramı beklerken, Meral’i takip ediyordum. Muayene ettiği hasta yanından ayrılınca hemen yanına gittim. Meral: ”Buyurun neyiniz vardı?” deyince, bende: ”Bugün çalıştığım iş yerinde sağ ayak dizimin arkasında ani boşalma oldu; düştüm, neden olabilir acaba?” Dedim ve gözlerine bakmaya başladım. Meral’de yüzüme baktıktan sonra, sağ ayak dizimi incelemeye başladı. İnceledikten sonra: ”Daha önce ameliyat olmuşsunuz, ameliyat sırasında sinir ve kaslarınız hasar görmüş, bundan sonra yanınızda ağrı kesici taşıyın, düştüğünüzde ağrı kesici içiniz.” Dedi ve üç aydır rahat mısınız? Yaptığınız davranışı beğendiniz mi? Beni çok üzdünüz. Ben seni farklı biri sanmıştım,” dedi. Bende: ” Yaptığım davranışın farkındayım, sizden özür diledim, siz kabul etmediniz. Sizin canınız sağ olsun, sizler insanlık için gereklisiniz, çalışmalarınızda başarılar dilerim,” dedim, kalktım gitmeye başladım, içimden “ özrümü kabul etsede tekrar beraber yaşasak” diye geçiriyordum. Meral arkamdan seslendi: ”Bir dakika yarın akşam evime gelebilirsin,” değince sanki dünyalar benim oldu.

Ertesi gün işten çıktım doğru evine gittim. Yepyeni bir sayfa açıyorduk; bundan sonra birbirimize kırmadan, konuşurken sözcükleri seçerek konuşuyordum. Yemekten sonra tv seyrederken, sürekli ben ona bakıyordum. 

Ben: ”Nasılsın, günün nasıl geçti?” 

Meral: ” Bugün yoğunduk, ne çok hasta varmış bu şehirde, buna rağmen ben iyiyim.”  Ben: ”Meral, sırası değil ancak bir şeyi itiraf etmek istiyorum: senin bana karşı sevgini test etmek istedim, sen gerçekten beni karşılıksız seviyormuşsun, çok teşekkür ederim. Bende seni seviyorum, ben haddimi aştığımı biliyorum, bende seni karşılıksız seviyorum.” Dedim ve ne olduğunu bilmiyorum, Meral yanıma geldi, birbirimize öyle sıkıca sarıldık ki, sanki tek vücut olduk. 

Ben: ”Bir daha seni üzecek bir davranışım olursa, beni evinden kov olur mu? ” Dedim ve yatak odalarımıza gittik. O gece öyle huzur içerisinde uyudum ki! Sabah ne çabuk oldu?. Dedim kendi kendime.

Benim doğum günümü unutmamış. Sabahleyin kalktım, “günaydın” dedim. Meral’de bana “günaydın” dedi,” Doğum günün kutlu olsun,” dedikten sonra, benim yanaklarımdan öptü. Kıpkırmızı oldum sandım, “neden utandın, biz birbirimize sevmiyor muyuz,” dedi. Bende onun yanaklarından öptüm. Öyle mutluydum ki dünyalar benim oldu sandım. Çünkü beni gerçekten seven, beni kollayan, benim her şeyimle ilgilenen en yakın dostum vardı.  Günler böyle geçip giderken, hayatımız monotonlaşmaya başladı. Hemen her gün aynı şeylerden sıkılmaya başlamıştık. 

Bir akşam işten dönüşte; yemek yedikten sonra, televizyon seyrederken Meral yanıma geldi oturdu: ”Mehmet sana bir şey sorabilir miyim, ancak bütün kalbinle doğruyu söyleyeceksin? Kızmak darılmak yok. “Dedikten sonra: ” Ben sana söz verdim yalan asla söylemiyeceğime,” dedim. Meral: ”Senin gerçekten sevdiğin kız arkadaşın varsa söyle, seni evlendirmek istiyorum, beraberce üç kişi otururuz,” diye söyleyince. Ben:” Benim sevdiğim bir kız var,” deyince, hemen kim o kız? Diye sordu. Ben: ” Hayatıma renk katan, beni insan yerine koyan, gerçekten canım kadar sevdiğim sensin Meral.” Öyle sarıldı ki kemiklerim kırıldı sandım. Öpülmedik yerim kalmadı. İkimizde çok mutluyduk. Meral: ” Ben babama, anneme, ablama seninle evleneceğimi söyledim, hepsi karşı çıktılar.” “ Senden başka biriyle evlenmeyeceğimi, senin temiz kalpli biri olduğunu, senin özürlü olman benim için önemli olmadığını aileme anlattım.”Onlar ne söylerse söylesin asla benim fikrimi değiştiremiyeceğini, seninle mutlaka evleneceğimi, söyledikten sonra fikirlerini değiştirdiler, kabul etmek mecburiyetinde kaldılar.” Dedi. Mutluluk gözlerinden okunuyordu. Öyle sevindim ki, mutluluktan gözyaşım akmaya başladı. İşte güzel günler yaşamaya başladım.

Herkes şaşırmıştı; doktor bir bayanın özürlü biriyle evlenmesine! Nişanlı fazla kalmadık, arkadan düğünümüzü yaptık. Düğünümüz çok kalabalıktı. Benim ailem olmadığı için beraber çalıştığım iş arkadaşlarım, onun iş arkadaşları, ailesi ve akrabaları epey kalabalıktı. Evlendiğim andan şu ana dek hiç ne kavgamız nede küslüğümüz olmadı. Evliğimizin ikinci yılında Ersan Kaan, beşinci yılında Tayfun Osman, isminde iki oğlumuz oldu. Çocuklarımızı beraberce büyüttük. Eşimin ailesi çocuklarımızı öyle seviyorlar ki anlatması imkânsız, torunlarım diyor başka bir şey söylemiyorlar. Çocuklarımız büyüdü. Askeri okulda okudular onlarda anneleri gibi sağlık sektöründe çalışıyorlar. Dedeleri torunlarının çocuklarına bir başka seviyorlar. Bize bile hiç sordukları yok, varmı yokmu torunlarının çocukları. Çocuklarımızın bebekleride çok güzel. Ne mutlu ki bize; büyük oğlumun kızı; İpek, ikinci torunum oğlan; Altay Kaan. Küçük oğlumuzun çocukları: büyük, Toprak Ata, küçük Çınar Alp, benim ailem yoktu şimdi kocaman bir ailem var. Beni gerçekten seven, beni olduğum gibi kabul eden eşim, beni kabul etmek mecburiyetinde kalan eşimin ailesi, Yeliz ve Hatice isminde iki tane kızlarım  (gelinlerim)  ve onların güzel aileleri. 

Özürlü arkadaşlar hayata daima bir sıfır yenik başlıyorlar. Hayat çok acımasız. Hele benim gibi yetim yurdunda büyüdüyse. İnsanların  ayaklarından veya diğer uzuvlarından özürlü olması önemli değil, özürlü arkadaşlar beni bağışlasınlar. Kafadan(beğin) özürlü olmak daha kötü. Çünkü: tıp  gelişmesine rağmen, şu zamanda bile tedavisi yeterli olmadığından dolayı, onlara bakış açımız farklı oluyor.         

Ben kendi durumumu biliyorum; ben ayaklarından özürlü olmama rağmen işlerimi bazılarını yapabiliyorum, yurttada olsam okuyabildim, bir meslek sahibi oldum, diğer arkadaşlar ise başkalarına zorunlu olarak bağımlı yaşıyorlar, bazılarının hayatları ise ailelerine bağımlı yaşıyorlar. Özürlülük kader midir bilmiyorum? Sağlam kişiler bile özürlü kalabiliyor.

Yurtlarda yaşamlarını sürdüren kardeşler, ve diğer özürlü arkadaşlar ümidinizi hiçbir zaman yitirmeyin. Gün doğmadan neler doğar diyorlar, çok doğru bir söz, bunu kendinize inandırın. Mutlaka okuyun, bir meslek sahibi olun. Lisede okurken öğretmenim: “Mehmet mutlaka avukat ol, hayatta daima rahat edersin,” demişti. Arkadaşlar daima ileriye bakın, orada çok şeyler göreceksiniz.  SON…

 

Bu makale 202 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz