Yaşar Örkeli - MARAL'IM - 4


Yaşar Örkeli - MARAL’IM - 4

 

 

Sabah anneleri erkenden kalktılar kahvaltı hazırladılar, Maral ve Osman mutfağa girdiklerinde şaşırdılar, çünkü kendi evlerindeki gibiydi herşey hazırdı. 

Böyle mutlu bir hafta geçti. Aileleri geri dönme hazırlıklarına başladılar. Ara yazılıları bitmişti. O gün anne ve babalarını sarılıp koklaştıktan sonra güzelce uğurladılar. Beraberce el ele tutuşarak okula gittiler. 

Kantinde oturup mutlu geçen günleri yad ederken, aradan üç saat geçmişti ki, Osman’ın telefonu çaldı: “Beyefendi bir beyaz taksi uçurumdan aşağıya yuvarlanma sonucu iki kadın iki erkek maalesef öldüler, bulduğum cep telefonundan size aradım, siz nesi oluyorsunuz?” diye sordu. Osman şok oldu, bir şey diyemeden elinden telefonu düştü, sandalyeden yere yığılıp kaldı. Yerden telefonu eline alan Maral:” Alo kimsiniz? Ne oldu?. Dedi. Polis:” Kaza oldu, taksi uçurumdan yuvarlandı, dört ölü var, siz Erzurum devlet hastanesi morguna gelin,” deyince hıçkırıklarla, avazı çıktığı kadar bağıran, Maral:” Olamaz, ölmüş olamazlar, onlar benim annem ve babam, “ dedi ve o da yere yığıldı. Osman ve Maral bayılmışlardı.  Arkadaşları onları yerden kaldırdılar, kolonyayı yüzlerine sürdüler ve bileklerine ovmaya başladılar. Kendilerine geldiklerinde ağlamaktan bitkin, taksiye bindiler beraberce hastane morguna gittiler. Dayanacak güçleri kalmadığı için gördükleri manzara karşısında tekrar bayıldılar. Oradaki görevliler ikisinide sırt üstü yatırdılar, başlarını sola çevirdiler, başının altına küçük birer yastık koydular, ayaklarını yirmi-otuz santim yukarı kaldırdılar ve  ayılmalarını beklediler. Ayıldıklarında annelerini ve babalarını teşhis ettiler. Cenazeleri ile beraber köylerine geldiler. Köylülerle beraber dördünüde yan yana gömdükten sonra taziyeleri kabul ettiler. Aradan iki ay geçtikten sonra okul ile ilişkilerini kestiler. 

Bir yılın sonunda tarladan topladıkları ürünü sattılar, oradan elde ettikleri parayla evlendiler.  Aylar geçmesine rağmen çocukları olmuyordu. O doktor, şu doktor diye hep gittiler sonuç hep üzücüydü; çocukları bir türlü olmuyordu. Ümitlerini kestiler, belki ileride olabilir diye kendilerini teselli ediyorlardı.  Gittikleri doktorlardan ortak duydukları; kanal tıkalı, yeteri kadar hücre oluşmuyor. Maral’ın her ay hücre yenilenmesi olmuyordu. İki-üç ayda bir gelen kan bir damla gelse bile oda ağrılar içerisinde geliyordu. Çok acı çekiyordu. Osman bir keresinde:” Maral’ım canını sıkma bunlar gelip geçici şeyler, bana sen lazımsın, çocuğumuz ister olsun ister olmasın, ben senin için ölürüm, sensiz bir hayat ölüm demek,” demişti. Maral, böyle söylensede yine de gözyaşlarını tutamıyordu. Ağladıkça Osman’da ağlıyor biricik eşine eşlik ediyordu. Günleri bu çocuk özlemiyle geçmeye başladı.  

Süleyman, Maral’ın ve Osman’ın önce anne ve babalarının kazada öldüğünü duyunca sevinmişti. Hele okulu bırakıp geldiklerini duyunca sevinçten uçmuştu. Ancak evlendiklerinde; o gece sabaha kadar içmişti, arkadaşlarıyla beraber efkarlanmışlar, işte şöyle yapacağım böyle yapacağım diye saçma sapan yüksek sesle konuşuyordu. Arkadaşları içmekten zombi olmuşlardı. Süleyman’ın dediklerini anlamıyorlardı. Günler geçtikçe daha çok kinleniyor, yapacaklarının planlarını yapmaya başladı. Sürekli Maral’ı takip etmeye, ne zaman nerede ne yapıyor, Osman ne zaman nereye gidiyor hep bunları not ediyordu. Maral’ın tek başına ne zaman, nereye gittiğini, gittiği yerde ne işlerle uğraştığını hep not tutuyor, görünmeden nasıl takip edebilirim diye bunlarla uğraşıyordu. Hep bu anı bekliyor kendi işlerini aksatıyordu. Bu takip ve bekleme bir yıl sürmüştü.

Osman tarla sulamaktan çok yorulmuştu. Pamuk su ve çapalanmak istiyordu. Sürekli suyla uğraştığı, su kanalından çıkamadı, su pompasının başında yanında, güneşin altında beklemek zor gelmeye başlamıştı. 

O günün akşamı eve geldiğinde yemek yemeden yatmış, sabah kalkamadı üşütmeden dolayı hastalanmıştı.  

 

Bu makale 155 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz