Yaşar Örkeli - ARZU


Yaşar Örkeli 

 

ARZU

 

İçimde gün geçtikçe artan bir sıkıntı var, nedenini bilemiyorum? Sıkıntılı günler geçiren kocamı gördükçe üzülmemek elde değil, karmaşık duygular içindeyim. Kocamı üzgün gördükçe, içimden bir şeylerin koptuğunu hissediyorum. Fakat nedenini bilmiyorum. Sanki kötü bir durum olacakmış da bana mı öyle geliyor, yorum getiremiyorum! Babamın yanına geldiğimiz günden beri eşim çalışabilecek iş bulamamıştı. O gün eşim çok gergindi, oflayıp pufluyordu. Çalıştığı iş yerinden istifa etmişti. Sırf benim için anne ve babamın yanında olabilmek istememden dolayı. Eşimin derdini anlıyordum; Bütün şuç; annem ve babamdaydı. Beni yanlarına getirebilmek için kandırdılar. Bende eşime buraya niçin geldiğimizin durumunu anlattım. Bende eşimi kandırmış oldum. Anlayışla karşıladı. Bana:” Ben ölünceye değin seninle yaşamak istiyorum, sen neredesin ben oradayım. Çünkü ben zarar görürsem sende zarar görürsün,” dedi. Çok sevinmiştim, birbirimizi seviyorduk, aşıktık. Bu sevgimiz altı yıldır sürüyordu. Ve altı yılın sonunda kaçarak evlenmiştik. Annem ve babam, eşim ayaklarından özürlü olduğundan istemediler. Gerçi bende ayaklarından özürlüydüm. Eşime olan sevgimden dolayı, annemi ve babamı bıraktım sevdiğim gence kaçmıştım, buna rağmen anlayışla karşılamadılar. 

Onlar çok mutluydu; çünkü yanlarındaydım. Eşimin üzüntüsü benimde üzüntümdü. Annemin yanına geleli bir ay bile olmamıştı. Eşim aşırı düşünceliydi. Geceleri uyuyamıyordu. Bir sağa bir sola dönüyordu, bazı zamanlar sıkıntıdan terliyordu. Bende anneme ve babama karşı çıkamıyordum. Nisan ayının sonuna doğru, bir sabah evden çıktı. Şehrimizin caddelerini ve sokaklarını dolaşmış, çok düşünmüş. Kararını vermiş.

Akşam üzeri eve geldi, kapıda karşıladım:” Hoş geldin Sarp, seni çok üzgün gördüm, “ dedim. Sarp’ıma öyle görünce doğal olarak bende üzülüyordum. Yıkılan binanın altında kalan biri gibiydi; başı eğik, omuzları çökmüştü, sendeleyerek adım atabiliyordu.

Sarp:” Arzu ben gidiyorum, hakkını helal et,” dedi. Boynuna sımsıkı sarıldım, ağlamaya başladım: “Ben sensiz buralarda ne yaparım? 

Arzu:” Beni de götür, ben sensiz buralarda ne yaparım? Sen buradan gidersen, ben yaşayan bir ceset olurum, yaşayan ölü yapma beni.“  

Sarp:” Annene, babana söyle, yemekten sonra bir yere gitmesinler, onlarla son kez konuşacağım,” dedim. 

Bende son kez sarıldım Sarp’a. Annemin ve babamın istedikleri olmuştu fakat benim yuvam yıkılıyordu. Annemi mutfakta yemek yaparken gördüm ve söyledim.

Arzu:” Anne, Sarp sizlerle, yemekten sonra bir şeyler konuşacakmış, babama ve kardeşlerime söyle, “ dedim. Odamızda, Sarp giyeceklerini topluyordu ve ağlıyordu. Gözyaşları ile sımsıkı bana sarıldı: ”Elveda Arzu, bir daha görüşebileceğimizi sanmıyorum,” dedi. Bende ağlamaya başladım.

Akşam oldu. Yemeklerimizi yedikden sonra çaylarımızı içtik. Ben Sarp’ın yanında oturdum. Herkes yerinde oturuyordu, önce sessizlik oldu, Sarp’ın söyleyeceklerini merak ediyorlardı. Sarp babama dönerek konuşmaya başladı.

Sarp: ”Baba, altı yıldır süren bir aşk sonunda kızınızla kaçtık, biz kendi evimizde mutluyduk. Benim üç tane ablam var. Hiçbiri, hangi konuda olursa olsun kızınıza karışmadı; çünkü Arzu sülâlenin biricik geliniydi. Aç bırakmadım, başkasına muhtaç etmedim. Aldığım aylığı kızınızın eline veriyordum. Komşularımın hepsi elinden gelen yardımı ediyorlardı. Buna rağmen sizler beni yuvamdan, çalıştığım iş yerimden ettiniz. Telgraf çektiniz, iş bulduk diye beni buraya getirdiniz. İş yerimden istifa ettirdiniz. Buraya acilen getirdiniz, ne iş var nede çalışacağım iş yeri? Beni kandırdınız, “diye söyledi, hırsından yumrğunu sıktı, ağlamaya başladı, bir süre ağlama devam etti. Gözyaşını sildikten sonra devamla:” Benim sizden bir ricam var; memleketime otobüs bileti alıverin, ben alacaktım fakat param bitti, “dedi. 

Bu söz üzerine babam kardeşim Bülent’e parayı verdi, bilet almaya gitti. Babam Sarp’ın yanına geldi:” Sen kaç lira aylık alıyordun?” Diye sordu? Sarp:” Beş bin lira,” dedi. Babam Sarp’a parayı verdi, utanarak parayı aldı. O sırada Bülent bileti alıp geldi, Sarp’a uzattı. Bileti aldı cebine koydu. 

Sarp: ”İş bulduk diye beni iş yerimden ettiniz. Şimdi ben gidiyorum. Kızınızda sizin olsun işinizde, sakın arkamdan kızınızı yollamayın, yemin ediyorum kızınızı kötü yolda kullanırım, “ diye kararlı bir şekilde söyledi. Korkudan ben söze katıldım:” Baba beni yollama, Sarp dediğini yapıyor,” dedim. Babam korkmuştu.

Sarp ağlamaklı oldu, içi giyim dolu bavulunu aldı ve ayağa kalktı, merdivenlerden ağır ağır inerek, arkasına bakmadan evi terk etti ve gitti. Aradan altı ay kadar geçti. Bana eziyet olmasın diye yine beni kıramadı, benim bulunduğum şehirde boşanmak için mahkemeye verdi. Altı ay sonra boşandık. Mahkeme salonunda sıramıza beklerken, başı eğik ve ağlamaklı idi. Hakim karşısına çıktık. Hakim:” Boşanmak mı istiyorsunuz?” Diye sordu. Bize söz hakkı bırakmadan:” Aşırı geçimsizlikten, eşlerin anlaşamamalarından dolayı, sizleri boşuyorum, “ dedi. Ve bizi boşadı. Beni Sarp’ıma göstermeden babam ve annem beni oradan kaçırdılar.

Aradan üç ay geçmişti ki, Sarp’ı bizim evin önünden geçerken bir kızla sarmaş dolaş giderken, o sırada balkondaydım gördüm. Hıçkırıklarla ağlamaya başladım. Haklıydı; Beni annem ve babam sevdiğim erkekten ayırmıştı. Çünkü o tek başınaydı, mutlaka kız arkadaşı olmalıydı. Sarp’ım benim sen ne yapsan haklısın; ailem benim altı yıllık aşkımı bitirdi:” Bundan sonra ki hayattında mutluluklar dilerim, Allah her şeyi gönlüne göre versin, canım benim,” diye söylendim kendimce. Kız arkadaşı gerçekten güzeldi.

Boşandıktan sonra büyük bir boşluğa düştüm. Mağlup olmuş bir boksör gibiydim. Vücüdumun her tarafı ağrıyordu. Bir ay sonra; çok korkunç bir hata yaptığımı anlamaya başladım. Psikolojim bozuldu. Sigara içmeye başladım. Anneme ve babama yavaş yavaş kızmaya başladım. Kiminle dertleşebilirim diye düşündükçe; çevremde kimsenin olmadığını anlamaya başladım. İstanbul’dan büyük teyzem geldi. Anneannemin, teyzelerimin yanına alıp götürdü. Beni ne kadar teselli etmeye kalksalarda başaramadılar. Ben Sarp’sız bir hiç oldum. O benim hayat kaynağımdı. Kalbim onsuz atmıyor sandım. Sarp’la evlenmeden önce, ve evlendikten sonrada adını ve onu düşünmeden yapamıyordum. Bir ara intahar etmeyi düşündüm. Teyzelerimin yanında düşünürken dalıp dalıp gidiyordum. Allahın verdiği canı sen alamazsın, dedim kendi kendime. Ben hiç bir şeyden tat alamıyordum, boşlukta yaşayan ceset gibiydim. Böyle aylarca yarı ölü gibi yaşadım. Gün geçtikçe erimeye başladım. 

Abim Mustafa askerden geldi. Benim abime,” hoş geldin,” diye geldiğimi sandı. Bir-iki gün bir şey anlamadı. Üçüncü gün Sarp’ı sordu?   Bende:” İşsiz kaldığı için, beni terk etti ve evine gitti,” dedim. Sonra her şeyi anladı. Beni, annemi ve babamı karşısına aldı: “Üçünüze de yazıklar olsun! Onun gibi bir gencin değerini bilemediniz, size gönderdiğim mektupta ne yazmıştım; Anne, baba, kardeşime verdiğiniz değerden daha fazlasını Sarp’a verin o çok iyi biri,” diye yazmadım mı? Okumadınız mı? Sen Arzu, bundan sonra benden hiç bir yardım bekleme, insan değerinin ne olduğunu bilmiyorsun. Ne haliniz varsa görün, bundan sonra benim size faydam dokunmaz,” dedi ve sinirlenerek kalktı gitti. O günden sonra ki günlerde abimin  hiç bir şekilde yardımı dokunmadı. 

Tam bekarlığa alıştım derken babam beni yine bir ayağı aksayan Edirneli biriyle evlendirdi. Nikâh yoktu. Babam beni resmen satmıştı. Daha evliğimizin ilk ayında başka biriyle kandırmaya başladı. Yeni kocam benim üzerime kadın sevmeye başladı. İstemesemde bir oğlum oldu. Çocuğum için evliliğimi koruyayım derken, kocam beni babamın evine getirdi:” Bundan kadın olmaz,” dedi. Bıraktı! “Ben kızınızla geçinemiyorum,” dedi ve beni terk etti. Çocumu bana göstermedi. Birde Sarp’ın üzerine çocuk hasreti eklendi. 

Sarp gittikten sonra bizim ailenin üzerine karabasanlar çöktü. Bende üzüntüden kendimi yemek yemeğe verdim. Normal kilomun üç katı oldum. Şişmanlıktan şeker hastalığına yakalandım. Üzüntüden yüksek tansiyona yakalandım. Şimdi yerimden kalkamıyorum. Nefesimi aletlerle alabiliyorum. Annem de yaşlandı; eskisi gibi yardım edemiyor. Abim evlendi, beni istemediği için abimin düğününe gidemedim. Üç tane kız çocuğu oldu, annemin yanına gezmeye geldiklerinde görebiliyordum. Zamanla onlardan da bir fayda göremedim. Kız kardeşlerim de evlendi. Bir tek küçük oğlan kardeşim ilgileniyordu, sonunda oda evlendi, ondan da fayda göremedim. Babam apartmanın zemin katını bana vermişti. Şimdi orada oturuyorum. Babam beni her gün öyle şişman görmekten çok üzülüyordu. Sonunda babam vefat etti. Şimdi babamdan dul olduğum için emekli maaşını alıyorum. Ben bunların hepsine hak ediyorum; annemin ve babamın ağzına baktım hayatımı mahvettim. O gece Sarp’ın boynunu bükerek giderken;ağlamaklı idi, kalbimin yarısını alıp götürüyordu. Hızlıca balkona çıktım. Hıçkırarak ağlıyordu. Bir kere bile arkasına dönüp bakmadan çekip gitti. Kesin beddua etmiştir. Aylar sonra Sarp’ın ne yaptığını çok merak ediyordum. Hep ilk tanıştığımız günleri hatırlamaya başladım.

Sonra ki günler, Sarp’la tanışmamızı, heykelde buluşup saatlerce konuşmalarımızı hep hatırlıyordum ve o günleri hep beraberce yaşamıştık. Ne güzel günlerimizdi, dakikalarca gözlerimizin içine bakardık. Içimden Sarp’a sımsıkı sarılmak, öpücüklere boğmak isterdim. Ne zaman ayrılma zamanı gelince içim bir tuhaf olurdu. Ellerini tutardım; dakikalarca onun ellerinin sıcaklığını içime çekerdim, öyle mutluluk duyardım ki o duygu bir daha ki buluşmamıza kadar yeterdi. Gözlerine bakarken içimin eridiğini histederdim. Acaba gitme desem gitmemezlik yapar mı derdim kendi kendime? Hele annemin Sarp’ımdan başka biriyle evlendireceklerini söylediği zaman, korkumdan Sarp’a mektupta gel beni kaçır demiştim. Sonunda sevdiğime kavuşmuştum. Günlerim hep eski günlerimi anarak geçiriken, aklıma abime bu fikrimi açmak geldi, abimin yanına kötü sözler söyleyeceğini bile bile gittim.

Abime altı sene sonra Sarp’ın memleketine gitmesi için yalvardım:” Tamam gideceğim,” dedi. Duyunca sevinçten ağladım. Neler anlatacağını merak ediyordum. Abim geri geldiğinde Sarp’la ilgili bilgi verirken, nedenini bilmiyorum o anda ölmek geldi içimden. Çünkü neler kaybettiğimi anlamaya başladım. Oturduğu eve yakın bir dükkan sahibine sormuş, onun hakkında bilgi edinmiş. Dükkân sahibi:” Kimsiniz onun hakkında bilgi edinmek istiyorsunuz? Diye sormuş? Dükkan sahibi:” Onu kayınpederi evden kovmuş. Burada günlerce ağladı zavallı. Beni canımdan ettiler. Canımdan çok sevdiğim, aşkımdan ettiler. Teselli etmek istedik kabul etmedi. Benim yarım parçam gurbette, ben yarım insan oldum derken çok ağladı. Onunla birlikte bizde ağladık,” dedi. Abim:” Sınıf arkadaşım,” diye söylemiş. Abim:” Boşanmasaydın dünyanın en mutlu insanlarından biri sen olacaktın,”dedi. Yıllar sonra Sarp evlenmiş. Iki oğlu olmuş. Yine kaçtığınız evde oturuyorlarmış, kendini toplamış kilo almış. Abime bakarak:” Ben kalksam  gitsem beni kabul etmez ki. Yeni hanımı kabul etmez. Kabul etse, kapısında köpek olmaya razıyım. Benim ki hayalden öteye gidemez,” dedim. Benim ki züğürt tesellisi. Yıllar geçti.

Yirmi yıl sonra küçük kardeşim İsmal’e :” Ne olur, abimden adresini öğren, Sarp’ın şu an ne yaptığını öğrenir misin? Diye yalvardım! Sağ olsun beni kırmadı.

İsmail: ”Önümüzdeki hafta gideceğim abla,” diye söyleyince o kadar sevindim ki bilemezsiniz. Hayalimde bende onunla gittim, Sarp’ıma yakından gördüm sanki. Söz verdiği gibi o hafta sonu gitti. Kardeşime de merak içinde bekledim.

Gelmesini dört gözle beklerken iki gün sonra geldi. Evine uğramadan yanıma geldi.

İsmail: ”Abla, sordum soruşturdum Sarp’ı buldum. Kömür ocağında çalışıyormuş yanına gittim. Kendisiyle konuştum. Evlenmiş, iki oğlu olmuş. Kömür işletmesinden emekli olmuş. Çocuklarını büyütmüş. Askeri okulda okutmuşlar. Subay olmuşlar. Ersan Kaan Ankara’da, Tayfun Osman Trabzon’da görev yapıyorlarmış. İkiside sağlıkçı olmuşlar. Resimlerini gösterdi çok yakışıklı delikanlılar. Sarp hâlâ dinç gençliğinden bir şey kaybetmemiş. Senden boşandıktan sonra Didim-Aydın’dan arsa almış. Orada ev yapmışlar. İki dairesi varmış, orada yazın oturuyormuş,” dedi, ben ağlamaya başladım:” Sarp çok akıllıdır. Pratiği çoktur. Hemen bir çözüm bulur.” Dedim.  

Kardeşim, Sarp’la ilgili bilgi verirken kendimden geçmişim:” Abla ne oldu sana, kendinde misin?” Dedi ve beni kolumdan tuttu ve sarstı. Bense hayal dünyasında geziniyordum. Gözlerim bir noktaya baktığı için, kalp krizi geçiriyorum sanmış. Tansiyonum tavan yaptı, hemen dil altı hapımı aldım. Bundan sonraki günlerde kendimi yemek yemeğe verdim. Artık yürüyemiyorum. Beş yılın sonunda öyle ihtiyarladım ki, kendimi tanıyamıyorum.

Şimdi olabildiğince obez oldum. Beni kimse beğenmiyor, senin sonun bir gün ya kalpten yada nefes alamamaktan öleceksin diyorlar. Zaten yaşamamın bir anlamı yok: Sarp’ım yok, çocuğum yok! Allah sesimi duysada canımı tez zamanda alsada kurtulsam şu hayattan. Allah’ıma her gün dua ediyorum.

Ey dostlar, canınız kadar sevdiğiniz biri varsa ve iyi biriyse hiç kimsenin sözlerine kanmayın, gidin yuvanızı kurun. Benim gibi bir salaklık yaparsanız ömür boyu acı çekersiniz. Ha bu arada kimsenin ahını almayın, çok vicdan ağrısı çekersiniz.

 

Bu makale 132 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz