MUZAFFER İŞLEKEL - ATEŞ - YAĞMUR - AHLAK (!)


MUZAFFER İŞLEKEL

 

ATEŞ - YAĞMUR - AHLAK (!)

ARARSAN NEREDE BULUNUR?

 

 

 

Bu gün sizlere 50 hatta 70 yıl evvel başımdan geçmiş bazı olayları anlatmak istiyorum. Sabrınız için şimdiden teşekkür ediyorum…

***

Bir arkadaşım var, fevkalade bir insan… Arkadaş olma ölçülerinin çok üstünde. Hangi sohbette adı geçse, tanıyan insanların ifadeleri beni çok mutlu ediyor.

Bu arkadaşımın babası, fani dünyadan ebedi dünyaya göçünce, duygularını bir şiirle şöyle ifade etmeye çalışıyor;

“BABA”

Genç yaşta bizi öksüz bıraktın.

Kor gibi bağrımı parçalayıp, yaktın.

Mal, mülk istemedik, sen direğimizdin.

Alın teriyle bizlere, ahlakı bıraktın…

****

Yine genç bir arkadaşıma babası, şöyle öğüt veriyor; “Oğlum büyümeye ve işadamı olmaya başladın. Kaba kelimesiyle senin için; “Balığı çatalla yiyemiyor, hep aynı elbiseyi giyiyor, biraz eli sıkı diyebilirler. Ama sözünün eri, bayat lafı sevmez, ilgili olmadığı konularda ve insanların arkasından konuşmaz…” desinler bu olgu kazandığın paradan daha iyidir…” derken kazandıkların kaybettiklerinden daha büyük olduğunu söylüyor.

****

ATEŞ - YAĞMUR - AHLAK bir mekanda buluşmuşlar. Daha doğrusu yeni tanışmışlar; hoş beş sohbettin sonra, birbirimizi nasıl bulacağız demişler.

ATEŞ; Nerede bir duman görürseniz ben de oradayım.

YAĞMUR; Nerede bir bulut görürseniz ben oradayım.

AHLAK; Ben hep yanınızdayım, beni bir kere kaybederseniz, bir daha bulamazsınız!..

Neden…? “AHLAK” kavramını hayat terazimizin hangi kefesine koyacağımız bizlerin kaderini ve karakterini belirliyor… 

****

İzmir Kemeraltı’nda bir gün geziyorum. Şık giyimli, kibar, güler yüzlü Milli Piyango satan bir arkadaş bağırıyor; “Son bilet, akşam çekiliyor…”

Bizde “Son” kelimesi hep etkili olmuştur… 

Neyse ben de “Son” kelimesinin sihrine kanıp bileti aldım. Kemeraltı’nı gezmeye devam ediyorum. Akşam üstüne doğru başka bir sokakta tanıdık bir ses; “Son bilet, son bilet, akşam çekiliyor…” Yine aynı biletçi…

Oldu mu şimdi?

****

Tezgaha elindeki malların temizi, sağlamı ve arızalı ve çürük olmayanı konulur.

Domates, şeftali ve buna benzer yiyecekler tezgaha güzelce sıralanmış, insanın adeta canı çekiyor. Siparişini veriyorsun o güler yüzlü arkadaşa güveniyorsun, o da yarısı ezik, yarısı çürük ne varsa arkada dolduruyor torbaya… Eve geliyorsun…. 

Eee oldu mu şimdi?

Herkesi aynı kefeye koymak hem ayıp hem yakışıksızlıktır.

Başka bir tezgaha gidiyorsun poşeti atıyor; “Kendin doldur ağabey…” diyor. 

Tezgahı güzel süslemişsin, diyorsun; “Olsun bozulursa yeniden düzeltiriz…” diyor.

Satıcı mutlu, alıcı da mutlu… Şimdi insan olarak bu tezgahtan ayrılır mısın?

***

İnşaatlara yerli tuğla alıyoruz…

O zamanlar at arabasıyla taşınıyor. Ve ödeme biner tuğla üzerinden yapılıyor. Arabacı geldi; “8 bin tuğla çektik…” dedi.

Arabacıya beş dakika bekle deyip bir çay söylettim. İnşaat çok yakın, tuğlaları istif yapmamış yığın halinde dökmüş. Şaşırtmaca olsa da 5 - 6 bin tuğla görünüyor… Mağazaya geri döndüm, arabacıya “orada 8 bin tuğla yok, al sana 5 bin tuğla taşıma parası, ben tuğlayı saydıracağım…” dedim.

Arabacı; “Ayıp ettin yalan mı söylüyorum, Baban hiç saymazdı…” deyip çekip gitti…

Bir saat sonra arabacının bacanağı geldi. Ağabey, kusura bakma, yanlışlık olmuş, özür dileriz. Çekilen tuğla 6 bin tane…

Eee oldu mu şimdi?

****

Sözü dinlenir, toplumda yeri olan, ağır toplardan bir işadamı…. Mağazadan inşaatına malzeme aldı. 1 - 2 - 3 ….. 6 - 7 ödeme yok… Banka kefilsiz borç verir mi ? Bilemiyorum…

Mekanına gittim.

Hesabı keselim, diye geldiğimi söyledim. Zamanım biraz şıkışık Ağabey, dedi. O zaman bir aylık bir senet ver, dedim. 

(Müşterimin karşısında Sadrazam Ferit Paşanın karşısında durur gibi el pençe duruyorum…)

Düşündü, düşündü benim senet verme adetim yok, ama sana vereyim, dedi. 1 aylık senet verdi… Ödedi de…

Ben alacağımı terbiye kuralları içinde istiyorum. Adam nakit değil, senet vermeye bile düşünüyor, düşünüyor…

Eee oldu mu şimdi?

****

Yıl 1950… Yine çok kibar, akıllı, sevecen, saygılı bir büyüğümüz, kısa bir süre için acil 100 liraya ihtiyacı varmış, büyüklerimiz veriyor. 

Tam iki sene geçiyor, tabii arada sırada para talep ediliyor sözle ama nafile… Senet sepet yok. Olsa da ne olacak. Büyüğümüz Nabi’nin Kahvesinde arkadaşlarıyla otururken kibar, akıllı, sevecen, saygılı büyüğümüz geliyor. 100 lirayı masanın üzerine çarparak “lanet olsaydı bu parayı almasaydım.” diyor…

Eee oldu mu şimdi?

****

Yine bir zaman İzmir Konak’ta taksiye bindim. “Beni Karabağlar’daki büyük benzin istasyonuna götür”, dedim.

Taksici beni Varyant’tan götüreceğine Tepecik’ten çevre yolunun girişinden benzinliğe getirdi… “Borcumuz ne kadar”diye sordum. “50 TL” dedi. 

“Bak kardeşim ben bayat lafı sevmem, beni Varyant’tan çıkarsaydın hem bu kadar trafiğe takılmaz ve bu kadar benzin yakmazdın…” deyince.

“Ağabey, sen nerelisin” deyince, “ben İzmirli’yim benzinliğin üzerindeki ev benim…”

“Çok özür dilerim 15 lira ver, Allah bereket versin”, dedi.

Eee oldu mu şimdi?

****

Ahlak, dürüstlük, sözüm senettir, güvenilir, inanılır, titiz duruşların ölçüsü, kilosu nedir, vicdanın sesi, mihenk taşı ifadelerinin sınırı nedir…? 

ATEŞ’i bulduk…

YAĞMUR’u bulduk… 

AHLAK’ı bulmaya nerelere gidelim?

Cevabını ancak eve gidince sakin bir odada şapkamızı önümüze koyup ben demeden; vicdan mahkemesinde yargılayıp kararlarımızı öyle vermeliyiz… 

Neyse karamsarlığa kapılmayalım…. 

Bu yapıdaki insanların da bir gün ıslah olacağını biliyorum.

Öte yandan yukarda anlatmış olduğum olayların 50 - 70 yıl evvel geçtiğini unutmayalım…

Saygılarımla…

 

Bu makale 186 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz