Cem Günay - KARA TAŞ VE FOÇA


Konuk Yazar: Cem Günay

e-mail: cemgunay@gmx.de

 

KARA TAŞ VE FOÇA

 

Deniz, kumsal, güneş kelimeleriyle sıkça duyduğumuz kimi turistik kentler aslında tarihsel geçmişleriylede önemlidir. Bunu kanıtlayan akla gelen ilk gelen örnekler Antalya, Alanya, Side ve Bodrumdur. Kısa bir zaman önce keşfetmeye çalıştığımız aynı kaderi paylaşan Foça`da bugünkü yazımızın konusudur. 

Foça ismi eski Yunancadaki Phokai`dan gelmektedir. Bu ad Foça kentinin kurulduğu yerin karşısındaki küçük adaların Fok balıklarına benzetilmesinden ileri gelmektedir.

Kent antik dönemde denizcilikte ün yapmış, hızlı gemilerle birçok koloni kentler kurmuşlardır. Foçalıların kurdukları önemli koloniler; Samsun (Amysos), Lapseki (Lampsakos), Marsilya (Massalia), Velia (Elea-Güney İtalya) ve Ampuriayı (İspanya) sayabiliriz.

Foçalılar denizcilikteki bu marifetleri sayesinde ticaret alanında oldukça başarılı olmuş bu vesileyle dışarıya kendi kültürlerinin yanısıra zeytin, şarap, seramik gibi ürünleride ihraç etmişlerdir. Aynı şekildede dışarıdan özellikle gümüş gibi değerli madeni Foçaya getirmişlerdir. Bu ticaret ilişkileri sayesinde Foçalılar altın gümüş karışımı olan elektron sikkeyi tarihte ilk basan kentlerden biri olmuştur.

Şehri gezerken çoğu arkeolojik yapıları İstanbul ve Roma kentlerinde olduğu gibi modern şehrin altında kaldığı için belirgin bir şekilde görmek mümkün değildir. 1989 yılından beri Ege Üniversitesi tarafından düzenli sürdürülmeye çalışılan kazılar neticesinde arkeolojik değeri olan yapılar yavaş yavaş ortaya çıkartılmaktadır:

a) Athena Tapınağı: Foça’daki bu kutsal alan M.Ö. 590-580 yıllarına tarihlenir ve dünyadaki en eski İon tapınaklarındandır.

b) Arkaik Duvar: Yine aynı zamana tarihlenen bu duvar tarihçi Herodot`un sıkça bu sur duvarından söz etmesinden dolayı Herodot Duvarı olarakta anılmaktadır.

c) Tiyatro: M.Ö. 340-330 yıllarına verilen bu tiyatro Anadoludaki en eski tiyatrolardandır.

Ayrıca Kybele Açık Hava Tapınağı, Pers mezar anıtı görülmesi gereken yerlendendir. Ortaçağ döneminden kalan ve kentin merkezi yerinde bulunan Sur Duvarları kapsamında yer alan Beş Kapılarda Foça`nın simgelerindendir.

Beş Kapılar demişken Foçaya gönülden bağlı olan şairimiz Ataol Behramoğlu`nun buradaki Beş Kapıları konu alan dörtlüğünüde buraya yazmak boynumuzun borcudur:

 

Beş Kapılar

Foça’nın bekçisi Beş Kapılar

Önünden zümrüt bir derya akıyor

Gözünü dört açmak yetmemiş ona

Denize beş gözle bakıyor

 

Foça’da ayrıca Osmanlı etkili yapılarıda görmek mümkündür. Fatih Cami, Kayalar Cami, Hafız Süleyman Mescidi ve Osmanlı Mezarlığı bunlardan birkaçıdır.

Antik Tiyatro harabesinin bulunduğu tepenin üzerinde kentin simgesi haline gelen ve 1700 ve 1880 lu yıllarında yapılan üç adet Yel Değirmenlerini görmek olasıdır.

Kentin diğer bir simgesi ise iyi bir şekilde restore edilmiş Taş Evlerdir. Taş Evlere ait sokaklarda gezdikçe kentin o tarihi dokusunu yakalayıp eskiye hayranlıkla bakabiliyorsunuz.

Foçaya geldiğinizde kulağınıza bu kentle ilgili Karataş Efsanesi bir şekilde çalınır. Efsaneyi özetlemek gerekirse: Foça’da görünmez olan bir Karataş varmış. Eğer kim o taşa basacak olursa hayatı boyunca Foça’dan ayrılmak istemezmiş.

Birde Foça’nın kuzeyinde yer alan Yeni Foça olarak adlandırılan başka bir yerleşim yeride mevcuttur. Eski/Yeni Foça karışıklığını gidermek için Yeni Foça’nın kuruluş hikayesindendende bahsetmek gerekmektedir: 1307 yılında Cenevizli korsan/tüccar Zaccaria kardeşler Foça’nın (Eski Foça’nın) 20 km kadar uzağındaki yerde şap madeninin üretimi ve işletmesine başlarlar. Bu Şap madeninin bulunduğu dağın eteğine 50 tane çalışanını yerleştirir. Böylece Yeni Foça (Nea Phokaia) kurulmuş olur. Şap doğal, kokusuz bir tuz çeşididir. İnsanoğlunun tarihte kullandığı en eski doğal malzemelerden bir tanesidir. Öyle ki; hijyene çok önem veren antik mısırlılar binlerce yıl önce şapı kötü vücut kokularını önlemek amacıyla kullanıyorlardı. Bunun dışında antik dünyada yiyeceklerin kısa sürede bozulmasını önlemekte (konserve), deri tabaklama ve fırınlamada kullanımıda yapılmaktaydı.

Kökü Osmanlıya kadar giden Dibek Kahvesinide Foça’da çok duyarsınız. Bu kahvenin farkı öğütme şeklinden ileri gelmektedir. Ayrıca Nazmi Usta olarak bilinen bir dondurmacı dükkanın önünde insanlar dondurma alabilmek için gece-gündüz kuyruklar oluşturduğunuda belirtelim. Özelikle sakızlı dondurmanın meşhur olduğu Foça’da Nazmi Usta’nın dondurmasından özelliklede o kuyruğu gördükten sonra tatmamak olmazdı. Bizde illaki dondurma yemekten değil ama sırf meraktan o eziyetli kuyruğa girip dondurmayı tattık. Fakat kendimize göre sabırla kuyrukta dakikalarca beklemeye değecek bir lezzeti yakalayamadık.

Foça yapılan düzenlemelerle kentin hemen hemen her yerinden denize girebilme olanağıyla belediyecilik anlamında övgüyü hak ediyor. Bizim Ağustos sonu Eylül başı gibi orada bulunmamıza rağmen hafif serin denizi ve rüzgarlı akşamları sıcaktan bunalmak istemeyenlere deva niteliğindedir. 

Foça`nın yerel insanlarının bizlere olan cana yakınlığı ve yardımseverliği kentin doğal güzellikleriyle beraber kendinizi burada daha iyi hissetmenizi sağlar. Foçalılar özellikle akşam üstleri kendilerine ait sandalyeleri alıp deniz manzarasını gözlerinin önüne getirerek bira vaya çaylarını sohbet eşliğinde yudumlamarıyla ömürlerini belkide bu sayede uzatmaktadırlar.

Buranın yerli halkının ayrıca sokak hayvanlarına iyi davrandığını, kaplarına gün aşırı su koyduklarını, yiyecek tedarik ettiklerini gördükçe dahada takdiri hak eden bir yer olduğunu belirtmemiz gerekmektedir.

Foça`da gezdikçe balıkçı tekneleri herhalükarda gözünüze çarpmaktadır. Böyleliklede burada neredeyse her köşebaşında balıkçı lokantalarını görmek sürpriz değildir.

Belli ihtiyaçları bedavaya getirip reklam ve gereksiz övgü yazısı değildir bu. Yeni gidilen biryerde fırsat buldukça değişik tadları tanıma adına damağımızıda tatmin etmek gerekmektedir. Foça`dan bahsederken En gözde Lokantasınıda yazmamak gerçektende haksızlık olurdu. Mezeleri, etli, etsiz yemekleri ve fiyatlarının oldukça uygun oluşuyla mutlaka uğranılması gereken bir mekandır En gözde Lokantası.

Yukarıda bahsettiğimiz Foça’da bulunan ve  görünmez olan bir Karataşa ayağıyla basanlar hayatı boyunca buradan ayrılmak istemediğini anlatanılan efsanedeki sonuç galiba bizimde başımıza geldi. Şimdilik kalbimizi burada bırakarak Karataşa basmanın bize vermiş olduğu güvenle en yakın zamanda karataşlı bu kente tekrar geleceğimizi ve mümkünse daha uzun süreyle Foça’nın tadını çıkartmaya devam edeceğimizi belirterek bu yazımızı sonlandıralım.

 

Bu makale 216 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz