GÜNEY BATI ANADOLU'DA HELLEN UYGARLIĞI VE ANITSAL TAPINAKLAR - 4


GÜNEY BATI ANADOLU’DA HELLEN UYGARLIĞI VE ANITSAL TAPINAKLAR - 4

 

GREK SANATINI NEDEN TANITIYORUZ? TANITIMIN BAŞLICA AMACI NEDİR? 

BU KONU ÜZERİNDE ŞÖYLE BİR TANITIMLA GİRİŞ YAPABİLİRİZ.

 

AKDENİZ VE EGE DENİZİNDE DENİZCİ VE TARIMCI BİR UYGARLIK GREK SANATI VE UYGARLIĞI!

Dünyanın ilk büyük  tarım uygarlıklarının Akdeniz çevresinde oluşması bir rastlantı değildir. Bu bölgede ülkelerin birbirleri ile  ne yaptıklarını ticari, sosyal ve askeri, alanlarda kolay ilişkide bulunabilmeleri ve her alanda birbirlerinin ne yaptıklarını görebilmeleri, onları uygarlık yönünde bir çeşit yarışa sürüklemiştir. Bu kolay ilişki olanağının bulunmadığı yeryüzü parçalarında, örneğin Orta-Afrika’da, o sıralar orta ve Kuzey Avrupa’da herhangi bir uygarlık oluşumunun söz konusu olmadığı saptanmaktadır. Bu  nedenle, Akdeniz çevresindeki ilk büyük uygarlıkların oluşmasında, ülkelerin birbirlerine yakın olması ve doğa koşullarının uygun bulunması ve özellikle kolay ulaşım yolunun deniz yoluyla sağlanması, büyük ve önemli bir etken olmaktadır. Kuşkusuz denizin sağladığı bu kolay ulaşım, bir ülke için aynı zamanda bir düşman tehlikesini de beraberinde getirmektedir.Bu nedenledir ki, biz gene ilk büyük uygarlık merkezlerinin tam deniz kenarlarında kurulmadığını da görüyoruz. Ayrıca yerleşme yerlerinin,korunması kolay ve deniz kıyılarından içerlerde yapıldığını saptıyoruz.  Sayısız koyları ve körfezleri ile denizciliğe son derece elverişli olan Ege kıyıları ve doğal olarak Yunan Yarımadası ve Ege adaları, savaşçı halklarla doldurulmaya başlayınca, buralarda, buralara özgü yeni bir kültür ve sanatın biçimlenmeye başladığı görülür. Görülen bu sanat ve kültür, bugünkü dünya Kültür ve sanatının bugünkü merhalesine ulaşmada çok önemli bir etken olmuştur. Bugünkü insanlar gezerek bu uygarlık ve sanat kalıntılarını doğdukları ve büyüdükleri coğrafyalarda doğal ortamlarında görmek, incelemek için bu yerlere turist olarak gidiyorlar. İşte bu hareketten bereket doğuyor.

YUNAN YARIM ADASINDA İLK UYGARLIĞI YARATAN AKALARDIR!.

Yunan Yarımadasında ilk uygarlığı yaratan hiç kuşkusuz Akalardır. Akalar aynı zamanda Greklerin ataları ve MİKEN (MYKENAİ) SANATI yaratıcılarıdırlar. Akaların en önemli kalıntıları, Tiryns ve Mykenai kentlerinde bulunmuştur. Bizde Miken diye adlandırılan Mykenai uygarlığının, Girit’teki MİNOS UYGARLIĞININ çok etkilendiği saptanmaktadır. Ancak bu uygarlığın yaratıcısı olan Akalar, sonunda Girit’teki Minos uygarlığını tamamen ortadan kaldırmışlardır.

Miken sanatında önce Girit’in  Minos seramik ve fresklerinin etkisi olduğu görülmektedir. Ancak Miken’in kuyu mezarlarından çıkarılan altından yapılmış bir maske, mezarlar üzerine dikilen taşlar ve yalancı kubbeli mezar yapıları vardır. Bunların dışında, ortasında ocak bulunan MEGARON denilen evlerinden geliştirilmiş saraylar da ,yapılmıştır. Ayrıca Mykenai ile Tiryans’ın  kale yapılarında, Akalar kendilerine özgü bir mimarlık ortaya koymuşlardır.

Miken halkının denizci tüccar oluşu, bunların Anadolu, Suriye, Filistin, Mısır ve Mezopotamya ile ilişki kurmalarını kolaylaştırmış ve onların sanatlarından, işleme tekniklerinden yararlanmalarını sağlamıştır. Mike’in Minos Sarayından etkilendiğini gösteren en önemli örnek, TİRYNS SARAYI’ NIN DUVARLARINDAKİ RESİMLERDE GÖRÜLMEKTEDİR. Bir resimde, avcının okunu başına yemesine rağmen, canhavli ile kaçan bir yaban domuzunu kovalayan köpekler görülmekte; hatta bunlardan biri, yaban domuzunun sırtına dişlerini geçirmiş bir şekilde biçimlendirilmiştir. Tamamen kırda yani açık havada cereyan eden konu, tekniği ve havası ile tamamen Knosos’un resimleri paralelindedir. Bu örnekten bile, Miken sarayının duvar dekorasyonunda nelerden esinlenildiği anlaşılabilmektedir. Ancak bu resimler, optik görüntüye dayanarak yapılmıştır. Fakat bunlar yanında optik görüntüye değil, akli inşai resimler de  yapılmıştır ve hatta üsluplaştırılmıştır.

Mykenai kentinde M.Ö. XIV. Yüzyılda yapılmış olan kalenin kapısının üstünde, birbirlerine karşılıklı bakışır biçimde oturan iki aslan kabartması bulunmaktadır.Kapı girişlerinin üstünde ve önlerinde yer alan bu yırtıcı hayvan heykellerinin,Mezopotamya, Mısır ve Hitit ülkelerinde de yapıları koruyan  bekçi anlamında olduğu bilinmektedir. Bu düşüncenin kesinlikle doğu kaynaklı olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca bu kalenin inşaatından, Akaların kaba, savaşçı, sert yaratılışta oldukları, elinde kılıç tutan ve çıplak bir adam üzerine yürüyen savaşçı resimlerinden anlaşılmaktadır.

Minos uygarlığından yararlanmada birlikte onu yıkan Akalar, Yani Mikenler, Mykenai ve Tiryns kentlerinde uygarlıklarını tam geliştirirlerken bu kez kendilerinden daha savaşçı bir halkın saldırısına uğradılar. Ve yaşamlarına ancak güneyde Pelepones’de sürdürme olanağı bulabildiler. Gelenler, esas Grek sanatının oluşmasında rolleri olan DOR’lar idi. M.Ö. 1200 Kuzeyden gelen Dorlar, Mikenleri ortadan kaldırdıktan sonra, Ege’de Girit’i, Rodos’u, Melos’u,Thera’yı da aldılar Giderek Kilikya ile bugünkü Bodrum’a yani Halikarnas’a kadar uzandılar. Bir diğer kavim olan İON lar ise, SİSAM (SAMOS), SAKIZ (chios), Delos ve Paros gibi adalar yanında İzmir, Milet ve Efes gibi, o zamanki kentlere yerleştiler Böylece Güney Batı Anadolu Bölgesi böylece yoğun bir yerleşme haline gelmeye başladı. Ancak buralara gelenler,birbirlerinden ayrı “kent devletleri” kurdular seçimle gelen kral ve meclislerle yönetildiler.

İşte bu Dor ve İonların yerleştiği önemli bölümü bugün Türkiye sınırları içinde kalan Güney Batı Anadolu ve çevresindeki gerek ana kara ve gerekse adalarda bulunan topraklar üstünde yeni bir sanat doğdu. İşte bu sanatı yaratanlar Dorlar ile İonlular Yunanlı olduklarından buralarda doğup ve gelişen kalıntıları günümüze kadar ulaşan Sanat ve Kültür Varlıklarına Sanat Tarihi Uzmanları ve bütün dünya ulusları “GREK SANATI VE UYGARLIĞI” diyorlar. Hellenistik dönemden önce doğan bu kültür ve sanatı, bugünkü Modern Batı sanatı ve uygarlığının başlangıcı ve çok önemli Mimari ve güzel sanatlar dalında eserler üreterek günümüze kadar kalıntıları günümüzde Turizm kültürünün olmazlarından en önemlisi olduğundan önce bizler tanıyarak, daha sonrada halkımıza tanıtmak zorundayız. Çünkü Ülkemiz gerek devlet olarak ve gerekse bu bölgeye çok önemli turistik yatırımlar yapmışlardır. Yıl boyunca ortalama bulunduğu bu toprakları yani İzmir’den Antalya’ya uzanan bu kıyı şeridindeki turizm potansiyelini yeni kültür varlık ve kaynaklarımızla besleyerek bütün dünyaya tanıtmak mecburiyetindeyiz. Bu yalnız devlet eliyle olmaz. Belediyeler ve turizm de yer alan bütün kurum ve kuruluşların bu haklı davaya katılmasıyla ellerini taşın altına koyması ile gerçekleşebilir. Bizim amacımız ve çabalarımızın özünü de bu dava oluşturmaktadır. Çünkü Ülkemizin her yerinden tarih pınarları fışkırırken ne yazık ki bizler bu pınarların soğuk ve lezzetli sularından kana kana içemiyoruz.

Devam edecek >>>

 

Bu makale 88 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz