Yaşar Örkeli - NİŞAN YÜZÜĞÜ


Yaşar Örkeli 

 

NİŞAN YÜZÜĞÜ

 

       On gündür bir telâş içindeyiz. Benim çocukluktan beri mahalle komşumuzun oğlu Vedat  ailesiyle beni istemeye geldiler. Benim annem ve babam; benim kararımı sordu sonra;” evet” değince; beni ona verdiler. Nişan gününü fazla uzatmayalım diye ortak karar alınınca, benim ve Vedat’ın ailesinde bir telâştır aldı yürüdü. Tabii bunlar tatlı koşuşturmalar; aman bir eksiğimiz kalmasın, yeterli eşyalaramızı tamamlıyalım  diye, konu komşuya rezil olmayalım, onlara aldıklarımızı beğendirelim diyerek nişanlık eşyalarını alalım koşuşturmaları. Gerçi biz beğendikten sonra kime ne?

       Ben Selda, 25 yaşında, kumral tenli, 1,70 boyunda, sarı saçlı bir kızım. Vedat’ı çocukluktan tanıyordum ve beğeniyordum. Hatta aynı okula beraberce gidip geliyorduk. Vedat’da bana karşı boş değilmiş ve çok beğeniyormuş; arkadaşlık teklifi edecekmiş ancak aynı sokakta oturduğumuz için arkadaşlığını kabul etmem diye çekiniyormuş. Bunları beni istemeye geldikten sonra ki günlerde söyledi. Bende:” seni beğeniyordum, belki kız arkadaşın vardır diye söylemekten çekiyordum,” dedim. Onu görünce içimde birşeylerin kıpırdadığını hissediyordum, yani ona karşı boş değildim.

       Vedat, tam da benim beğendim tip; 1,75 boylarında, sarışın, mavi gözlü, siyah saçlı biriydi. Onu ne zaman görsem; elim ayağım dolanırdı, sonra ellerimin titremesi geçerdi. Tam benim idealimdeki beyaz atlı prens idi. İlkokul, ortaokul, lise derken okulları bitirdik, bizde beraberce büyüdük. Ben erkeklerin başını döndürebilecek genç bir kız oldum. Uzun boylu, uzun saçlarım, mavi gözlerimle baktığım çoğu erkekğin başını döndürüyordum.

      Vedat’ta benim gibi kızların aklını başından alabilecek yakışıklı bir prens idi benim gözümde. Önceleri çocuktuk bunların farkında değildik, hep beraber büyüdük, birbirimizin büyüdüğünü anladık. Bizler büyüdükçe, birbirimize bakışlarımız değişmeye başladı. Gözlerimizin içine bakmaya başladık. Davranışlarımız, birbirimize hareketlerimiz değişmeye başladı.

     Vedat bir gün yolda tek başıma yürürken çekinerek yanıma yaklaştı:” Selda, seninle konuşabilirmiz, şehir parkına gitsek, sana önemli bir konu hakkında söylemek istediklerim var.” dedi. Önce meraklandım, sonrada arkadaşlık teklif edeceğini tahmin etmiştim, heyecanlandım.  “Peki!” dedim kabul ettim. Beraberce parka gittik. Bir masada karşılıklı oturduk. Yolda yan yana yürürken meraktan içim içimi kemiriyordu. Oturduktan sonra derin bir nefes aldıktan sonra onu dinlemeye başladım. Vedat’ ın yüzü şuç işlemiş gibi kızarmaya başladı. Önce başını öne eğdi, gücünü topladı, derin bir nefes aldı, gözlerimin içine bakarak;

      Vedat:” Selda, uzun zamandır seni çok beğeniyorum, içimde sana karşı beğeninin dışında büyük bir aşkla sevmeye başladım. Fakat aynı sokakta oturmamızdan dolayı söylemekten çekindiğim için söyleyemedim. Ne senin adını lekelemek, nede komşulara karşı rezil olmak istemediğimden dolayı, aslında ben seni çok seviyorum, bu sevgimi evlilikle sonuçlandırmak istiyorum. Kabul edersen ailemi seni ailenden istemeleri için yollayacağım, sen bu konuda ne dersin?” dedi. Sözlerini bitirdikten sonra oh be diyerek nefesini dışarı verdi. Bende heyecanlandım, düşünüyormuş gibi yaparak, biraz durdum sonrada o anda dünyalar benim oldu. İçime bir sevinç geldi. Bu teklife hayır demek mümkün değil. Önce utanmış gibi başımı yere doğru eğdim, sonra gözlerinin içine bakarak;

       Selda:” Vedat bende seni çok beğeniyordum, haberin olmadan sana karşı boş değildim, bende seni seviyorum, aileni istemeye getirebilirsin.” Dedim. Terledim, titreyen ellerimi ona doğru uzattım, parmaklarımızı birbirine geçirdik, birbirimizin sıcaklığını ta kalbimizde hissettik. Çok güzeldi. Masada kaç saat oturduk bilmiyorum, zaman akıp gitmişti kendimize geldiğimizde akşam üstü olduğunu fark ettik. Meğer farkında olmadan birbirimize seviyormuşuk. El ele tutuşarak evlerimize kadar geldik. Yolda uçtuk mu sevinçten ne çabuk evimize geldik bilmiyorum. Bizim el ele tutuştuğumuzu görenler komşularımız şaşkınlık içindeydi. Yıllarca ayrı ayrı git, yıllar sonra bir gün el ele eve gel. Vedat beni eve kadar getirdi:” İyi akşamlar,” dedi ve arkasına baka baka ayrıldı.  Sevinçten yerimde duramıyordum. Bende:” İyi akşamlar,” dedim ve el salladım, sevdiğimden ayrılıyorum diye mahsunlaştım. Sevinçle evin içine girdim:” Anne ben geldim,” dedim.

       Annem:” Bu vakite kadar neredeydin kızım? Baban birazdan gelecek, sofrayı hazırlamak gerek, sen kendini gezdiriyorsun.” Diye kızdı! Annem haklı hiç bu vakte kadar dışarıda kalmamıştım.

       Selda:” Anne seninle yatmadan önce konuşabilirmiyiz? Çok önemli bir konuda konuşmak istiyorum.” 

       Annem Nebahat:” Şimdi zamanı değil, baban biraz sonra eve gelecek yemek hazır değil,” dedi hafiften kızarak. Sen şimdi sofrayı kurmama yardım et,” dedi. Annem haklıydı;çok geç kalmıştım, babam bu zamana kadar dışarıda ne işin var diye sorardı. Gerçi babama sarılıp yanağına kocaman öpücük kondurduğum zaman, ne suç işlersem işleyeyim hemen afederdi. Babamın şu yaşıma geldim geleli, kızarak bağırdığını görmedim ve hiç şahit olmadım. Babam çalışmaktan geldi, hep birlikte yemeğimizi yedikten sonra babam çalışmanın verdiği yorgunlukla divanda sızıp kaldı. Annemle başbaşa kaldık.  

       Selda:” Anne bu gün ne oldu dersin?

       Nebahat:” Hayrola kötü bir durum yoktur inşallah!

       Selda:” Anne, bu gün Kâmil amcanın oğlu yanıma yanaştı beni sevdiğini, müsait bir gün gelip beni sizden istetecekmiş.”

       Anne Nebahat hanım biraz düşündükten sonra:” eyvah desene yapayalnız kalacağım!” Dedi. Sonra kızının yüzüne bakarak:” hayırlısı neyse olsun, evlenme zamanın gelmişti güzel kızım,” deyince. Selda sevinçten çığlık attı. Baba Mustafa uykusundan uyandı:” Ne oldu da bu kadar yüksek sesle çığlık attınız?” dedi. 

       Anne Nebahat:” Kızını istemeye geliyorlar. ” Dedi. Selda utandı, başını öne eğdi:” Özür dilerim baba, seni uyandırdım,” dedi. 

       Baba Mustafa:” Hayırlısı olsun kızım, (şakadan) git de annenle biraz başbaşa kalalım,” dedi. 

      Selda:” Aşk olsun baba, demek beni başınızda kovmakmı istiyorsun? Bense biricik babamı yalnız bırakacağım diye üzülüyordum.”

       Mustafa:” A, gözümün nuru, sen gidersen benim bir yanımda gitmiş olacak, üzüntümü belli etmek istemedim ondan, şaka olsun diye ondan söyledim.” Dedi. Ve çok yorulmuştu tekrar uykuya daldı. 

       Biraz ailemden bahsedeyim;” Benim babamın elektrik dükkânı var. Babama elektrikçi Mustafa derler. Babam endüstri meslek lisesinden mezun. Annem ev hanımı. 

       Babam, anneme:” Bu çocuk ikimizin senden ne temizlik, ne yemek yapmanı istemiyorum. Bu çocuğu elinden geldiğince bakmanı, büyütmeni istiyorum,” diye anneme söylemiş. Beni çocuk bakıcısına vermemişler. Anneciğim beni büyük bir sevgiyle büyüttü. Babam beni bir kız çocuğu gibi yetiştirdi annemle beraber. Hani derler ya;” Kız çocukları için; beni oğlan çocuğu gibi büyüttüler! Hayır benim ailem beni kız çocuğu gibi büyüttü. Ailemle gurur duyuyorum!” 

        Nişanlımın babasının marketi var. Annesi emekli hemşire;devlet hastanesinde görev yapmış. Nişanlımı çocuk bakıcısı büyütmüş. Aynı sokakta büyüdük. Aynı okula beraber gittik. Okuldan eve gelince önce dersimize yapar, sonra beraberce komşumuzun çocuklarıyla oyun oynardık. Yıllarca böyle kardeşçe büyüdük. Serpildik, geliştik, güzelleştik; birer güzel kız ve yakışıklı erkek olduk. Kimimiz okudu mühendis oldu. Sanayide sanatkâr oldu. Okuyamayanlar da iş sahibi olamadı. Çünkü herkesin yaşam şartları aynı değildi. Bende nişanlımın annesi gibi hemşire oldum. Nişanlımda liseden sonra okumadı. Babası ile marketi çalıştırmaya devam ediyorlar.

       Hastanedeki görevim bitince, Vedat’la buluşuyor, geziyorduk. Gezerken isteme merasimini, isteme gününü, ne zaman isteteceğini konuşuyorduk. Önümüzde ki Perşembe günü istemeye gelmeleri için anlaştık. O gece ailecek istemeye geldiler. Elinde bir buket çiçek, diğer elinde çikolata paketiyle geldiler. Çaylar kahveler içildi. Hoş sohbet ederken, Kâmil bey:” Mustafa bey, buraya geliş sebebimiz belli, gençler beraber büyüdüler, birbirlerini içten içe sevmişler, bu güzel gençleri birbirlerinden ayırmayalım, Allah’ın emri, peygamberin kavliyle, kızınız Selda’yı, oğlum Vedat’ta istiyorum.” Dedi.

       Babam Mustafa:” Kâmil bey, madem ki gençler birbirini sevmişler, onları ayırmıyalım. Kızım sen ne diyorsun?” Dedi.

       Bende:” Evet istiyorum baba!” dedim.

       Babam:” Verdim gitti!”dedi. Vedat ve ben kalktık büyüklerimizin ellerini öptük. Nişanı dört içinde yapmayı planladık. Arkadan arayı fazla açmadan düğün yapmayı anlaştık.     

Nişan gününe dört gün kalmadan, Vedat, anne ve babası nişan yüzüklerini alıp;benim yüzüğümün içine Vedat, onun yüzüğüne Selda yazdırmışlar ve akşam bize geldiler. Selamlaşmalardan sonra çaylar, kahveler içildi. 

       Nişanlımın babası Kâmil bey:” Mustafa bey, kısa zamanda nişan, arkadan on gün sonra düğüne kalkışırsak, bu arada oturacakları ev ve eşyası derken, bu masrafı kaldırabilecekmiyiz?” Diye söze başladı.  Doğru söylüyordu; iki aile içinde masraflar yıkıcı olabilirdi.  

       Babam:” Kâmil bey, doğru söylüyorsun, sen bu konuda ne düşünüyorsun?” Dedi.

       Kâmil bey:” Bu gece yüzükleri takalım. Hiç olmazsa nişanlı desinler, beraber gezerlerken nişan yüzükleri parmaklarında olduğunu görsünler. Nişanla düğünü birleştirelim. Tek eğlence yapalım, düğün zamanını bir ay erteleyelim. Bu arada kiralık ev tutalım, eşyalarını alalım, düzenliyelim. Düğünden sonra hazır evlerine giderler.” Dedi ve yeteri kadar birikimleri olmadığı için boynunu büktü, sesini kesti.

       Babam:” Haklısın Kâmil bey, bu çocuklarda yıllarca borç ödemesinler, bende senin gibi düşünmüştüm,” diye karşılık verince, Kâmil beyin yüzüne bir rahatlama geldi. Yüzü gülmeye başladı. Ailecek hepimiz rahatladık. 

       Selda hastanedeki mesaisi  bittikten sonra, o gün akşama kadar Vedat’la el ele dolaşıyor, pastanede bir şeyler yiyor, parkta saatlerce oturuyor, kuracakları yuvanın ve gelecekten bahsediyorlardı. İkisininde içleri kıpır kıpırdı. Gençlik bir başka, olacaktı o kadar.

       Düğünden on gün önce davetiler basıldı ve beraberce dağıttık. Düğün salonuna davetiye verdiklerimizin hepsi geldiler. Her şey hazırdı. Davetliler salonu hınca hınç doldurmuştu. Geçeceğimiz yola minik havai fişekler yerleştirilmişti. Ben beyaz gelinlikler içerisinde, Vedat ile elele düğün salonuna beraberce içeri girince, havai fişekler ışıldamaya başladı, konuklar öyle alkışladılar ki, kulaklarımızın patladığını sandım ilk anda. Bu alkışlar masaya oturuyuncaya değin devam etti. Nikâh memuru geldi, masada karşımızda oturdu. Babam benim sağıma, Kâmil bey Vedat’ın soluna oturdu. Nikâh memuru sordu; ikimizde ayrı ayrı “Evet” dedik, salon yine alkıştan inledi.  Nikâh memuru imzaları attıktan sonra nikâh defterini bana verdi. Orkestra nikâh süresince müzik çalmayı durdurdu. Nikâh memuru gittikten sonra, orkestra sağ olsun hepimize öyle çoşturdu ki; davetlilerimiz ile beraber öyle çoştuk ki, vur patlasın, çal oynasın, herkes içinden geldiği gibi oynadı. Oynamaktan yorulanlar bir sandalye bulup oturuyor, dinlendikten sonra oynamaya devam ediyordu. Dans müziği çalınınca herkes eşiyle beraber dans ediyordu, aramızda birbirini seven genç arkadaşlar ne güzel dans ediyorlardı. Dostlarımızla beraber eğlence sonrası takı merasiminde seven dostlarımız gücüne göre bir şeyler taktı, kimi beş tl takanda, bilezikte takanlar oldu, Allah razı olsun hepsinden onların gücü o kadar, kimsenin buna duruma olumsuz düşünmesini istemem. Epey eğlendikten sonra herkes dağılmaya başladı; “Dostlarımız beni ve eşimi tebrik ediyor, Allah bir yastıkta ömrünüz geçsin,” diyerek dağılmaya başladılar. Herkes dağıldıktan sonra bizde yeni evimize gittik. 

       Selda, evlilik izni bittikten sonra  hastanedeki görevine  başladı.  Evliliklerin ilk günlerinden itibaren birbirlerine:” Canım, Bir tanem, Sevdiceğim,” gibi içten duygularla hitap ediyorlardı. Aradan altı ay geçtiği halde bir türlü çocukları olmuyordu. Önceleri bunlara aldırış etmiyorlardı. Aradan geçen zaman içerisinde; bu içtenlik yavaş yavaş farkında olmadan azalmaya başlamıştı, iki sevgili bunun farkında değillerdi. Nedeni çocuk sahibi olamadıklarından, bu durum başlarda pek anlaşılmadı sonra, acil olarak bir doktora müracaat etmeye karar verdiler. Çalıştığı hastanedeki jinekoloji doktorları iyice muayane yaptıkları halde, sonuç olumsuzdu.  Doktorlar:” Bu başvuru nedeniyle tüplerin açıklığını ve görevlerini yerine getirme yeteneğine sahip olup olmadığına baktılar. İnfertilite’nin nedenlerini araştırdılar, tüplere ait bozukluklar buldular. İlaçlı rahim filmi (HSG) tüplerdeki tıkanıklığı ve oluşmuş hasarı gördüler. HSG filminde bir bozukluk vardı tanı amaçlı laparoskopi önerdiler. Tüpler kapalı, hasar görmüş ve yapışık bulundu cerrahi olarak düzeltemediler. Ancak ameliyat ile sonuç alınamayacağı düşündüler.Tüp bebek yöntemi tedavisinin en uygun bulduklarını ,” diye söyleyince; Selda ve Vedat’ın moralleri bozuldu:” yani bizim çocuğumuz olmayacak mı? “ deselerde, moralman yıkıldılar. Vedat’a göre; Selda’nın üretim yerlerinde olumsuzluklar oluşmuş, bu durumda Vedat’ın büyük şanssızlığı gelip  buna mı bulmuştu. Vedat adeta yıkıldı! Zaten ailenin tek çocuğu, çocuğu olmazsa ailenin ilerlemesi bitecekti. Böyle düşünmüştü. 

       Vedat:” Şimdi eve gidelim Selda. Evde bu konuda biraz daha konuşalım. Tüp bebek kararımızı ona göre veririz,” dedi ve elele tutuşarak evlerine doğru yol aldılar. Yolda hiç konuşmadılar. Selda sanki çok büyük bir suç işlemiş gibi başı öne eğik hep öyle yürüyordu, kendini zavallı, çaresiz hissediyordu. Oysa ne umutlarla evlenmişti, sonu böyle hüsran mı olacaktı; göz yaşlarını tutamadı yol boyunca ağlamaktan gözleri hiç bir şey göremiyordu, düşmemek için Vedat’ın koluna sıkı sıkı tutuyordu. Vedat onu öyle görünce, hem kendine, hemde Selda’ya acıyordu. Ne büyük şansızlık, gelip bunlara mı bulmuştu. Evlerine geldiklerinde ikisi birden çaresizliklerine ağlamaya başladılar? Anne babalarına ne diyeceklerdi:” Bizim çocuğumuz olamayacak,” nasıl söylerdi bu durumu? Anne ve babaları onlardan torun istiyorlardı. Sibel hanım, merak içinde onların gelmelerini bekliyordu, yolda geldiklerini görünce, acele kızının yanına geldi. 

       Sibel hanım:” Doktor ne dedi kızım?” diye sorunca.

       Selda ağlayarak:” Anne benim çocuğum olmayacakmış!” Dedi ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Annesi kızına sıkıca sarıldı. Anneside ağlamaya başladı:” Ne yapalım kızım, Allah’tan ümidini kesme kızım, ileride olur, biraz zaman geçsin bakalım, hem siz daha gençsiniz, karamsarlığa kapılmayın,” diye teselli etmeye çalıştı. 

       Sibel hanım, Vedat’a dönerek:” Kızıma baskı yapma, sakın üzme, sonra seninle bozuşuruz, benden sana tavsiye; kendinize iyi bakın, fazla üzülmeyin.” Dedi ve kalktı evine gitmek için harekete geçti. 

       Kocası akşam eve gelince, yemek yedikten kahvelerini içtikten sonra televizyonu açmadan önce kocasının yanına oturdu:” Mustafa, kızımızın çocuğu olmayacakmış doktor söylemiş, kızımız çok üzgün, kendisine bir şey yapmasından korkuyorum,” dedi ve ağlamaya başladı. 

       Vedat, moral bozukluğu içerisinde başka markete gitti, oradan kendine içki aldı ve evine gelince: “Selda bana peynir getir, içki içeceğim,” dedi. Peyniri getirdi masaya koydu, büyük bir bardağın yarısını rakı yarısını su koydu, sanki kırk yıllık içki içen biri gibi bardaktaki içkiyi bir dıkışta bitirdi. O şişedeki içkiyi içmeye devam etti. Başladı isyan etmeye:” Ey Allah’ım ben ne suç işledim de bu durumu bana layık gördün? Ben senin kulun değil miyim? Eğer ki çocuğum olmayacaksa canımı al.” Dedikçe içki içmeye devam etti. Zil zurna sarhoş oldu. Selda korkmaya başladı;Ya bana veya kendine bir şey yapmasın diye karşısındaki divana oturdu, tedirginlikle beklemeye başladı sevdiği adamın karşısında.

       Mustafa:” Yarın bize gelsinler, doktorun neler dediğini anlayalım, olmazsa tüp bebek yaparlar, daha da olmazsa çocuk yuvasından evlatlık alırlar, bunda bu kadar üzülmeye değer mi?” dedi, fakat için için göz yaşlarını akıtmadan ağlıyordu.

       Mustafa bey, Kâmil beyi ve eşini, evine davet etti. Kızını ve damadını da evine çağırdı hepsi birden toplandılar. Yemekler yenildi, çaylar kahveler içildikten sonra.

       Mustafa bey:” Kâmil bey, kızımızın çocuğu olamayacağını söyledi Sibel. Bu durum dünyanın sonu değil, mutlaka bir çaresi vardır. Ben hiçbir zaman ümidimi yitirmem, sizler bu konuda neler düşünüyorsunuz?” Dedi ve sustu.

       Kâmil:” Bende seninle aynı şeyi düşünüyorum, gün doğmadan neler doğar, öyle değilmi?” Dedi ve oğlunun yüzüne baktı, onun fikrini merak etti:” Sen ne diyorsun diye,” oğluna seslendi. 

       Vedat:” Baba, ben Selda’yı çok seviyorum,” dedi. Odada bulunan herkes derin bir nefes aldılar. Mustafa bey Vedat’la, Kâmil bey Selda ile dörtlü okey oyunu oynadılar. Epey zaman geçti, herkes evine dağıldı. 

      Vedat , Selda’yı hastaneye taksisiyle götürüp: “İyi günler, kolay gelsin,” dedikten sonra dudağından öperek uğurluyordu. Evlendiği günden bu güne değin hep yapardı bu hareketi. Bu hareket günden güne değişime uğramaya başladı. Vedat taksisiyle götürüyor:” İyi günler kolay gelsin,” dedikten sonra yanağından öpmeye başladı. Selda bu durumu önceleri bir anlam veremiyordu. Sonradan anlamaya başladı ki; Çocuğunun olmayacağını anladığı için, davranışlarda terslikler başladı. Bu durum gün geçtikçe artıyor, aralarındaki aşk ve sevgi sanki azalıyordu. 

       Selda’nın beraber çalıştığı arkadaşı hemşire Gülümser:” Benim bey İzzet’i, bir hanım kızla yolda el ele konuşarak giderken görmüş,” değince, Selda kısa baygınlık geçirdi, yere düşerken arkadaşı yakaladı, sandalyeye oturttu. Mesai arkadaşı:” Bilseydim böyle olacağını, söylemezdim,” dedi üzülerek. O gün Selda, nasıl çalıştığını bilemedi. Hata yapmamaya çalıştı; “ Demek aramızdaki sevgi azaldı, canın sağ olsun, beni bir kızla aldatmana gerek yok, adam gibi karşına al:” Ben seni sevmiyorum artık, benim çocuğum olsun istiyorum sen bana çocuk veremiyorsun,” diye söyle, boşanalım! Benim arkamdan böyle işler çevirmeye gerek yok, diye düşündü. 

       Günler geçtikçe hastaneye götürmeler, azalmaya başladı. Nedenini anlıyor Vedat’a belli etmemeye çaba harcıyordu:” benim acil çıkmam gerekli, seni baban götürsün,” diyerek başından savuyordu. Bu durumları Selda ailesine belli etmiyordu. İzinli olduğu bir gün, Vedat:” Bir arkadaşımla buluşacağım,” dedi acilen arabasına bindi ve gitti.

       Selda’da hemen hazırlandı, babasının taksisini binerek takip etmeye başladı. İlk anda nereye gitmiş olabilir diye düşündü, daha önce parka baktı yoktu. Çünkü park evlerine uzaktı. Arabayı parka uzak bir yere bıraktı. Yürüyerek parkta bir bankın üzrinde oturarak baklamaya başladı. Bir saat kadar bekledi ne gelen var ne giden. Ümidini yitirmeye başlamıştı ki;bir baktı ki Vedat, tanımadığı bir kızla el ele parka geliyorlar. Selda oturduğu yerde kalktı, kendini göremeyeceği bir yer buldu orada saklanarak, onları izlemeye başladı. Fakat sesleri duyamıyordu. Kendine nasıl davranıysa kızada onun gibi davranıyor, bin bir şekle giriyor, kıza aldatmaya çabalıyordu.

       Dakikalar ilerledikçe Selda’nın sinirleri kalkıyor, bu duruma dayanamıyordu. Fakat kendi kendine söz verdi:” Ne olursa olsun sonuna kadar takip edecek, bu durumu cep telefonu ile çektiği fotoğrafları ona gösterecek, sonunda ne olursa olsun bunun  intikamını alacaktı. Saatler geçti, sonunda Vedat ile kız beraberce parkı terk etti,  arabaya binerek gittiler. Arkasından Selda arabasına koşar adımlarla gitti. Arabayı çalıştırdı fakat, Vedat ile kızın bindiği arabaya takipedecekti yetişemedi. Sinirden her tarafı titriyordu arabadan indi, eve girdi Vedat’ı beklemeye başladı. Çok sinirliydi, elleri ve ayakları titriyordu. Bu durumu kabullenemiyordu. Divana oturdu:” gel bakalım eşek herif, beni kandırmak üzerime kız sevmek ne demek göstereceğim sana,” dedi sesli kendi kendine.

       Vedat yarım saat sonra geldi. 

        Vedat:” Bu gün ne çok iş vardı, depoya mal taşımaktan çok yoruldum,”dedi Selda’nın duyacağı ses tonuyla. 

       Selda:” Hoş geldin, çok yorulduğunu duydum,” dedi sanki ortada bir şey yokmuş gibi. Yemek masasına oturdular, yemeklerini yerken:” Bu gün eskileri anmak için, parka oturmaya gittim,” ve Vedat’ın gözlerinin içine baktı, bakalım ne yalan söyleyecek diye. Vedat’ın yüzü kızarmaya başladı hafiften.

       Vedat:” İyi etmişsin, evde sürekli oturmak olmaz zaten, arasıra çık dışarılarda dolaş,” dedi fakat içinden; ya beni gördüyse diye korku sardı vücuduna, o zaman ne yaparım ben, babama söylerse benim kemiklerimi kırar diye korku vücüdunu iyice sardı.

       Selda:” Ne malı taşıdınız bu gün?” Madem ki çok yorgunsun duş al, yat!” 

       Vedat:” İyi olur!” Dedi ve masadan kalktı banyoya gitti.

      Selda, banyoya girdiğini görünce, Vedat’ın cep telefonunu aldı ve bu  gün kimlerle konuştuğunu görmek için karıştırmaya başladı, bulamadı, çünkü silinmişti. Kendinden gizli yapılan bu davranışları hazmedemiyordu. Takip etmeyi sürdürme kararı aldı. İzinli olduğu günlerde; Vedat hazırlanırken, Selda’da hazırlık yapıyordu. Yanına zaman geçirirken roman kitabı aldı, çantasına koydu. Kahvaltıdan sonra beraber çıktılar.

      Selda:” Arkadaşımın gününe gidiyorum!”

      Vedat:” Akşama buluşuruz!” dedikten sonra ayrılıyorlardı. 

      Selda doğru parka gittdi, liseli aşıklar gibi, parkın bir köşesine oturdu; Vedat ve sevgilisini beklemeye başladı. O sabah Selda’nın içinde bir sıkıntı almış yürümüştü. Bu içindeki sıkıntıyı kendi bile nedenini açıklayamıyordu. Her halde bu gün onları yakalacağım hissi vardı içinde. Beklemeye başlayalı iki saat olmuştu. Bu arada kitabı okumaya çalıştı fakat okuduğunu anlayamadı, kafası onlara endeksliydi, onlara düşünmekten tekrar tekrar okudu yinede hiçbir şey anlamadı. Kitabı çantasına attı ki, ne görsün karşısında bekledikleri elele tutuşmuşlar önünden geçiyorlar. Bir bankta yan yana oturdular. Hararetli konuşuyorlar, Vedat kıza öpmek için yaklaşıyor, kızda yaklaşıyor dudaklarının birleşmesi an meselesiydi. Selda onların ne yaptıklarını görüyordu. Cep telefonunu çantadan çıkardı. Cep telefonu ile bütün yakınlaşmalarının fotoğraflarını çekti. Bu görüntüye daha fazla dayanamadı, Vedat’ın numarasını aradı telefon çalmaya başladı. Telefonu eline alan Vedat heyecandan:” Eyvah karım!” sesli söyleyince. Selda:” Vedat benim işim bitti ben eve gidiyorum,” dediğini duyunca. Kız arkadaşı:” Hani sen evli değildin?” Dedi. Kız çantasını Vedat’ın suratına sinirli ve kandırılmış birinin hırsı gibi çarptı. Oturduğu yerden kalktı hızla oradan uzaklaştı. Morali bozulan Vedat’ın suratı asıldı:” Bir dakika gitme, durum senin bildiğin gibi değil,” desede, arkasından koşsada yetişemedi kız uzaklaşmıştı. Selda, kendi kendi gülmeye başladı. Gözünün önünde olan olayları:” Vedat bey beni kandırmak neymiş anladın mı? Dedi sesli sesli konuşuyordu kendi kendine. 

       Selda, bu arada doktorun vermiş olduğu ilaçları kullanıyordu. Doktoru:” Allahtan ümidini yitirme, gün doğmadan neler doğar,” demişti. Doktorun vermiş olduğu ilaçları günü gününe kullanıyor, ilaçların vüdudunda yaptığı etkiyi görmek için, arada kontrol ediyordu. Aradan epey zaman geçti. Vedat’ı takip etmeye devam ediyor, bunları bir dosyada tuttuğu notları ve fotoğrafları bastırıp belge diye saklıyordu. Verdiği ilaçları kullandıkça, ümidini hiç yitirmedi. Sekiz ay sonunda doktor muayeneye gelmesi için telefon açtı. 

       Doktor:” Selda hanım, seni muayene edelim, tekrar filmini çekelim, sonucunu bakalım, doğru yolu bulmuş muyuz?” dedi. Selda doktorun yanına uçarcasına geldi. Çünkü merak etmekten gına gelmişti kendine. Doktorun odasına girdi.

       Doktor, önce fiziki olarak baktı. Senin filmini çekelim, sonucu inceliyelim,” dedi. Selda doktor bey ile röntgen odasına gittiler. Selda sırt üstü yattı, filmi doktor çekti. 

       Doktor:“ Selma hanım, sen şimdi görev yerine git, çok fazla meraklanma, Allah korusun kötü şeyler olmasın,” dedi. 

      Selda o gün görevini merak ve sevinçle yaptı, evine gitti. Vedat’a bir şey söylemedi. Fakat için içini yiyordu. Söylese ya sonuç olumsuzsa, daha fazla dayanamazdı olumsuzluklara. O gece yatakta sağa sola döndü durdu. 

       Vedat bir ara rahatsız oldu:” Ne uyumuyorsun, dönüp duruyorsun?” dedi. 

       Selda:” Yok bir şey, sen uyumana bak,” dedi. 

       O gece sabah olmak bilmedi. Sabah ezanına doğru içi geçti, sızmış öylece kalakaldı. Alışkanlıktan dolayı sabah yine yedide kalktı, kahvaltıyı hazırladı, beraber kahvaltıdan sonra görevine gitmek için sokak kapısından çıktı ve gitti. 

     Hastaneye görev yerine geldi. Hastalarla ilgilenmeye başladı bütün görevliler. Doktorun onu çağırmasını bakliyor, bir yandanda görevini yerine getirmeye çabalıyordu. 

Öğle yemeğinden sonra doktor yanına gelmesini istedi. Koşar adımlarla gitti doktorun yanına. 

     Doktor:” Selda, uzun uzun inceledim. Önce sandalyeye otur. Verdiğim ilaçların hepsi yaramış, tüpler açılmaya başlamış, sen yakın zamanda ilişkiye girdin mi eşinle?”

     Selda:” Evet!”

     Doktor:” Şu anda kesin bir şry söylemek daha erken, bu ilaç içmeyi iki ay daha devam edelim, kesin sonucu o zaman söylerim sakın ümitsizliğe kapılma,“ dedi. 

     Doktor:” Sakin ol ben, yeni bir yol deniyorum, o tadavi olumlu sonuç verirse; senden fazla ben sevineceğim. Böyle hastalara bu yöntemi deneme fırsatım olacak, ancak ağır bir şey kaldırmak yok, ” dedi.

      Selda:” Demek iki ay daha dayanacağım, inşallah sonucu iyi olur,” dedi, fakat üzülsün mü sevinsin mi bilemedi. İlaçlarını günü gününe almaya devam etti. İki ay nedir ki, bunlarda gelip geçer, diye kendi kendine teselli etmeye başladı.

       Kendini çalışmaya verdi; böyle yapınca çocuk yapmayı düşünmüyor, gelen hastalarla oyalanıyordu. Geçen zamanın farkında olmadan, hastalara iğnelerini yaparken; doktorun yanına gitmesi için çağrı anonsu yapıldığını duydu. Kendi hastalarının iğnesini bitirdi. Doktorun yanına hızlı adımlarla gitti.  Doktor odasına davet etti. İçeri girdi; “ Selda hanım tekrar filmini çekelim,” dedi. Beraberce film çekme odasına girdiler. Selda sırt üstü yattı. Dikkatlice film çekildi. 

       Doktor:” Şimdi sen arkadaşlarının yanına git,” dedi. Odadan çıkan Selma merak içerisinde arkadaşlarının yanına geldi. Arkadaşları:” Merak içerisinde ne oldu diye sordular.”  Selda:” film çekti, sonucu yarın bildirecek,” dedi. Doktor filmi aldı, inceleme odasında, incelemeye başladı, çünkü doktorda merak ediyordu. Gerçekten tüpler açılmış, döllenmeye başlamış, hatta yumurtanın bir tanesi döllenmişti; Selda iki aylık hamileydi. Doktor:” ilaçla yöntemim tutmuş,” diye sevinçten sesini yükseltmişti. Hemen telefonu eline aldı anons odasına aradı:” Selma hanım acele odama gelsin,” dedi. Anons bütün odalardan duyuluyordu:”Selma hemşire acele doktor Mustafa Kemal beyin yanına gidiniz,” diye duyunca; Selma hemşire çığlık çığlığa doktorun odasına nasıl geldiğini kendi bile inanamadı. Kapıyı tıklattı ve içeri girdi:” Doktor bey ne olursunuz olumlu bir şey söyleyin dayanacak gücüm kalmadı,” gözyaşını akıtarak, merak içerisinde.

       Doktor:” Selma hemşire müjdemi isterim, tedavi olumlu sonuç verdi. Önce sandalyeye otur. İki aylık hamilesin, tebrik ederim,” dedi. Selma heyecandan oturduğu sandalye üzerinde kısa bir baygınlık geçirdi. Doktor hemen müdahale geçirdi. Doktor ciddiyetini takınarak:” Ağır bir şey kaldırmak yok, beslenmeni aynen devam ediyorsun, uykunu her gün zamanında alıyorsun, istersen sana hamileliğin için izin yazabilirim. 

       Selda:” doktor bey, sen, bana yeni bir hayat bağışladın. Bu çocuğuma kucağıma alırsam adını Mustafa Kemal koyacağım. Olmayan bir canlıyı sen tekrar kazandırdın, ömür boyu sana minnettar kalacağım, şu anda beni nasıl sevince boğduysanız Allah her şeyi gönlüne göre versin,” dedi gözyaşını akıtarak, hıçkırıklarla ağlayarak odadan çıktı.

       Hemşirelerin kaldığı odaya geldi, arkadaşları gözyaşlarını gördüler kötü bir durum sanarak, üzüldüler. Selda:” Kızlar iki aylık hamilemişim,” diye söyleyince; odadan sevinç çığlıkları yükseldi.Odada herkes Selda’ya sarılıyor, sevinçten yanaklarından öpüyorlardı. Ailesinden hiç kimseye haber vermedi. O günün akşamı; kendi ailesine ve kayın validesine telefonla aradı:” yarın akşam bizim eve gelir misiniz, sizlere önemli açıklamalarda bulunacağım,” dedi ve telefonu kapadı.

       Hastanede çalışırken kendi kendine bir konuşma hazırladı. İş çıkışı doğru evine gitti. Yemek hazırladı. Vedat’ın kızla çekilmiş fotoğrafları zarfın içinde masanın üzerine koydu.Annelerinin yemek hazırlayacağını bildiği için fazla yemek yapmadı. Akşam oldu. Herkes geldi. Yemekler yendi. Kahveler, çaylar içildi. Herkes Selda’nın söyleyeceklerini bekliyordu. 

       Selda:” Annelerim, babalarım, sevgili eşim. Sizlere bir iyi, bir kötü haber vereceğim. İyi haber; Bir yıldır doktorun uyguladığı çocuk tedavisi olumlu sonuç verdi:iki aylık hamileyim.” Deyince odada bulunan anneleri ve babaları kızlarına sevgiyle sarıldılar yanaklarına öpücükler kondurdular. Sevinçle çığlıkatanlar, birbirlerine sarılmaları, görülmeye değerdi. Vedat oturduğu yerden kalktı tebrik etti, öpmeye kalkınca Selda geri çekildi, bu durumu anneler ve babalar gördüler. Karı koca arasında bir şeylerin geçtiğini, oğlanın kızın kalbini kırdığını, çünkü aralarında buz gibi rüzgârın estiğini, birbirlerinin arasında konuşma olmadığını anladılar.

       Selda kötü haber ise:” Vedat, beni bir kızla bir yıldır aldatıyor, belgeleri bu zarfın içinde,” dedi zarfın içinden çıkardığı fotoğrafları dağıttı. Herkes fotoğrafları incelediler. Odadakilerin bakışları değişti. Bütün suratlar asıldı. Bakışlar nefrete dönüştü. Kâmil bey, fotoğraf elinde hışımla oturduğu yerden kalktı, sağ elinin işaret parmağını sallayarak:” Senden utanıyorum, senin benim kızıma(gelinim demiyorlardı) üzmeye hakkın yok,” dedi ve bütün gücüyle oğluna tokat attı. Vedat tokatın etkisiyle yere düştü, ve sol yanağı kıpkırmızı oldu, eliyle kapatmaya çalıştı. Mustafa bey, yerinden hızla kalktı Vedat’ı yerden kaldırdı. 

       Mustafa:” Oğlum senin yaptığın çok ayıp, kızımı istemiyorsan, boşanırsınız olur biter,” dedi sinirlerine hakim olamadan. Devamla:” sende bulunmaz Bursa kumaşı değilsin,” dedi ve hafifce geriye doğru iteledi. Vedat tekrar yere düştü, silkelemenin etkisiyle. Mustafa bey, ayağıyla tekme vurmamak için kendini çok zorladı.

       Nebahat hanım hışımla Vedat’ın üzerine doğru yürüdü hafif eğildi:” Ben sana ne dedim; kızıma üzersen bozuşuruz demedim mi?” diye avazı çıktığı kadar bağırdı. 

       Sibel hanım:” Senin için harcadığım emeklerime yazıklar olsun, “ dedi ve oğlunun yüzüne tükürdü.  Vedat böyle bir şey yaptığına çok üzüldü, yüzünü örtmeye çalıştı utancından. Odadakilerin hepsinden azar işitti, kısa bir bayğınlık geçirdi. 

       Selda:” böyle bir duruma vesile olduğum için çok üzüldüm. Doktor bu durumuma görse kesin bağırırdı, geçinmeye gönlün yoksa boşanırız olur biter, istersen yarın boşanma dilekçesi verelim, sen yoluna ben yoluma,” gözyaşını akıtarak söyledi. Bebeğine bir şey olacak diye korktu.  

       Kâmil bey:” Ulan eşek herif bir daha kızıma üzersen, seni ellerimle öldürürüm, haydi hanım gidelim elimden bir kaza çıkmadan,” elleri ayakları sinirden titreyerek söyledi.

       Nebahat hanım:” bundan sonra görüşeceğiz, bunun intikamını sonra senden alırım,” dedi yüzüne tükürerek. Herkes evlerine gittiler. Karı koca kaldılar. Konuşmadılar. Vedat yerde bacaklarını karnına doğru çekerek büzüldü. Hüngür hüngür ağlıyordu, yaptıklarının pişmanlığından. Yattığı yerden hiç kalkmadı. Bu durum sabaha kadar devam etti. 

       Selda, sabah kalktığında Vedat’ın yerde yattığını gördü, yerinden hiç kalkmadığını anladı:” kahvaltı edecek misin?”  bu duruma rağmen yine sordu. Hiç ses çıkmadı Vedat’tan, çünkü ya bayılmıştı, yada uyuyordu. Selda kahvaltısını yaptı, hastaneye gitti. Akşam eve geldiğinde hâlâ yerde yatıyordu.   

      Selda:”Vedat yerden kalk üşüteceksin,” diye söylediği halde ses çıkmadı. Eliyde kolunu sarstı, kıpırdanma oldu ancak yeteri kadar değildi. Yattığı yerden, güçlükle;

      Vedat:” Senin yüzüne bakacak durumum yok çok utanıyorum,” dedi. Kâmil bey beş dakika sonra geldi. Onu yerde yatarken görünce:” dükkâna niye gelmedin? Gelmeye yüzün yok, yarında gelmezsen bir daha dükkâna ayak basma,” dedi. Selda’ya dönerek:” kızım sana bir şey demeye yüzüm yok, senden defalarca özür dilerim, bu eşek herif bir hata etmiş, affet demeye dilim varmıyor,”dedi. Hızla evi terk etti. Yattığı yerden kalktı, divanın üzerine yattı.

       Selda ve Vedat birbiriyle o olay geceden sonra, gerekmedikçe fazla konuşmadılar. Selda çocuğu için normal hayatına devam ederken, Vedat sabah kahvaltısı etmeden evden çıkıyor, akşam eve her gece sarhoş geliyordu. Birbirlerinin yüzüne bakamıyordu. Gün geçtikçe zayıflıyor, eli ve ayakları titremeye başladı. Aralarında konuşma yoktu, aynı otel odasında kalan iki yabancı gibiydiler. Selda’yla hiç ilgilenmiyordu Vedat, hatta bir kez olsun bile çocuğun gelişimiyle ilgili soru sormadı. Tamamen evden kopmuştu. Evin içinde yürürken bile sallanmaktan düşüyordu. Şu kısacık zamanda büyük bir çöküş yaşıyordu Vedat. Böyle perişan hayata devam ederken. Böyle perişan hayat sürerken bu arada öksürük başlamıştı, ve giderek artan öksürük Vedat’ı mahvetmek üzereydi.  Doktora gitmemekte direniyordu.  Bu rezil hayata devam ederken. Aradan geçen altı ay sonunda akciğer kanseri teşhisi konuldu. Sonradan doktora gitsede bir fayda etmedi. Yedinci ay içerisinde Vedat’ı kaybetti Selda.  Üzüntüden çocuğunu kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kaldı, doktor müdahalesinden sonra böyle bir sorun kalmadı. Üzülmemek elde değildi. İki ailede perişan oldu. Bir aile çocuklarını kaybettiler, diğer aile damatlarını kaybetmenin üzüntüsü içerisinde. Vedat’ı kaybettikten sonra ikinci ay içerisinde; Mustafa Kemal dünyaya geldi. Babasız büyümeye başladı. İki ninesi, iki dedesi ve annesiyle beraber büyümeye başladı. Şimdi babasız büyümeye devam ediyor Mustafa Kemal…….

                                SON              4.10.2021 YAŞAR ÖRKELİ    

       

 

Bu makale 147 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz