Cem Günay - PONTUS


Konuk Yazar: Cem Günay

[email protected]

 

Cem Günay - PONTUS

 

Birkaç zaman önce Münih`te yeni tanıştığım iki delikanlı Gürcistan`dan geldiklerini söylemelerine rağmen aslen Pontuslu olduklarını ifade etmişlerdi. Üstelik bunu Azerbeycan ağızını andıran duru ve güzel bir türkçeyle söylemeleri beni oldukça şaşırtmıştı.Geniş bir coğrafyada 600 yıllık bir hakimiyet kuran Osmanlı`nın etkisiyle Türk ırkından olmayanlar günümüzde bile Anadolu dışında Türklükle alakalı alışkanlıklarını devam ettirmektedirler. 1970 li yıllarda Yozgat`tan kaçıp Fransa`da yaşayan bir Ermeni`den aksanlı bir Türkçe duymak veya  Hırvatistan, Sırbistan ve Bulgaristan topraklarında Rakia (bildiğimiz Rakı) içebilmek adeta bu düşünceyi kanıtlar.

Bugünkü Doğu Karadeniz bölgesini içeren Pontus toprakları 1461 yıllında Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı topraklarını katılmıştır. Aslında tarih olarak Osmanlı`nın 1363 yılında Edirne, 1385 yılında Sofya`yı ele geçirdiği düşünüldüğünde Pontus bölgesi geç diyebileceğimiz bir tarihte türk hakimiyetine girmiştir.

18. yüzyıldan itibaren Rumlar Pontus’tan başta günümüz Gürcistan’ına ve güney Rusya’ya (Karadeniz çevresine) göç etmeye başladılar. Bu göçler sosyal ve politik kargaşanın artmasıylada 20. yüzyılın ilk yarısına kadar sürmüştür.

1917 yılından sonra Rusya`daki Ekim devrimininde getirdikleriyle Rus ordusu işgal ettikleri Pontus topraklarından geri çekilmiş, yaşanan sancıların etkisiyle pontuslu rumlarında büyük kısmı bu tarihten itibaren Kuban nehrinin geçtiği bölgelerle Novorossiysk, Rostovna Donu kentlerine (Rusya), Sohum (Abhazya/Gürcistan) ve Gürcistan’ın iç bölgeleri ve Azak denizi çevresindeki şehirlere göç edip buralarda ikamet etmeye başlamışlardır. Bunun sonucundada 1929 yılı Sovyet nüfus sayımının verilerine bakıldığında Rus topraklarındaki Rum nüfus sayısının 213 bini bulduğu görülecektir. Sonrasında ise Sovyetler Birliği`nin dağılışını takip eden yıllarda (Aralık 1991), buradaki Pontus Rum kökenli birçok insan Eski Sovyetler Birliği topraklarından Yunanistan’a gitmişlerdir. Bugün bile Atina ve Selanik gibi kentlerin bazı meydanlarında Sovyet Rusyasından gelmiş birazda yaşları ilerlemiş pontuslu rumları birarada görebilirsiniz.

Pontus ismi Arkaik Dönem itibarıyla (M.Ö. 700-M.Ö 490) bu bölgeyi kolonileştiren Yunanlılar tarafından “Pontos Eukseinos” (Misafirperver Deniz) adından türetilerek verilmiştir. Bu bahsedilen Pontus bölgesindeki Yunan kolonizasyonu Amisos (Samsun), Kotyora (Ordu), Pharnakeia (Giresun) ve Trapezus (Trabzon) gibi özellikle kıyı yerleşmelerinde daha yoğun olmuştur.

M.Ö. 6.yüzyıldan itibaren Pontus topraklarında yaşamlarını sürdüren yerel Grek kolonilerinin Perslere vergi ödmesi kaydıyla Ahameniş İmparatorluğu'nun himayesi altına girmiştir. M.Ö. 280 de burada kurulan Pontus Krallığının ardındandan bölge Roma ve Bizans hakimiyetine girmiştir.

Pontus coğrafyasını geçmişten günümüze kadar birbirinden farklı etnik grupları, lisanları, inançları birarada görmemiz mümkündür. Bu süreç içersinde bu topraklarda Roma Tapınaklarını, ortodoks kiliselerini ve camilerimizi aynı şehirlerde/mahallelerde bulabilirsiniz. Fakat Pontus bölgesi denince buradan çıkan din, dil, ırk farketmeksizin birçok ortak değerlerinde var olduğunu bilmemiz gerekir. Kılık-kıyafet, türkü, dans, fıkra, yemek gibi artık bölgesiyle karakterize olmuş birtakım ortak özellikler mevcuttur. Horon (horomi, serra dansı), kemençe, tulum gibi değerleri bugün pontus kökenlilerin çokça yaşadığı Yunanistan´ın özellikle kuzey ve iç kesimlerde bulabilirsiniz. Ayırt edici özelliklerin bir kültürel zenginlik olduğunu düşünüp, ortak değerlerimiz üzerinden hareketle dil, din, görünüş farketmeden ellerimizi birleştirerek hep beraber kemençe eşliğinde horon oynayabilmek, aynı sofrada Guliya, Sarambula, Kukuca, kara lahana sarması ve fasulye turşusu yiyebilmek bu kadar zor olmamalıdır.

 

Bu makale 205 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz