Hasan Hüseyin Gökten - “OLVİDO”


Hasan Hüseyin Gökten

Emekli Edebiyat Öğretmeni

e-mail: [email protected]

 

 

Hasan Hüseyin Gökten - “OLVİDO” *1

 

 

Geçmiş zamanın peşine düşmek hemen hemen tüm insanların  deneyimlediği bir olgudur. Bu deneyimin başlaması çoğu kez, bir zamanı özel olarak işaret eden nesnenin fark edilmesiyle başlıyor. Bu eylemin tetikçisi çoğu kez bir fotoğraf olur. Bu bakımdan fotoğraf albümleri zamanda geriye sarmanın uçuş takımlarıdır. Aynı fotoğraflara defalarca bakmış olmasına karşın yeniden bakmaktan zevk almayacak kişi var mıdır ? 

Bu işi, bu denli keyifli kılan, tekrar yaşama şansının  imkansızlığı mıdır, acaba?

Nesnelerin imlediği yaşantıların kimileri acıtıcı da olabiliyor. Bu durum, bizi eylemimizden alıkoymuyor. Çok çok gülümsememize, etraftakilerin kolay anlayamadığı,  bir burukluk katıyor. Belki de o anın yaşattığı duygu, çok gecikmiş bir konuşmanın öznesi haline getiriyor bizi. Böyle anlara birkaç kez tanık oldum. Nesne, belleklerin kuytularındakilerin çıkması için ilk cümleyi kullandırır. Böylece nasıl biteceği önceden kestirilmeyen diyalog (triyalog) başlamış olur. Bu konuşmaların küllenmiş sorunları çözmeye meyl ettiği de olur; ateşi harladığı da… Bunu herkes bilir ama kimse kaçınamaz da.

Entelektüel  bir edim olarak küçümsenir çoğu kez bu,  bellekte yolculuk. Şimdiye veya geleceğe yararı dokunmadığı ileri sürülerek  horlanır. Biraz dikkat edildiğinde, “Zihin Kuşları“’na *2 dudak bükenlerin kendilerinin de küçümsedikleri şeyi yaptıklarını görürsünüz. Konu başkaları olunca yargılamak, hüküm vermek ne kolay oluyor. AH ! AYNALARA BAKTIĞIMIZDA SADECE YÜZÜMÜZÜ  GÖRMESEK. Ya da aynaya bakan Sait Faik’in hikaye kahramanı olabilse.*3

Bana göre, müzelerimizdeki nesneler veya sanat ürünleri; kentlerimizin meydanlarını donattığımız  yontularımız da alıcısına bağlı olarak geçmişin izinde bir yolculuğun ateşleyicisidir. Bu ateşin sıcaklığını duyanların harekete geçirdikleri belleklerden neler neler çıkagelir. Bir romanla örnekleyelim: 

Fransız bir ordu mensubu olan kahraman, yasak bir düellonun tarafı olduğu için 44 gün oda hapsine çarptırılır. Ceza, subayın oldukça küçük konutunda infaz edilecektir. Mesleğinden ötürü geniş alanlara alışkın biri için çok zor görünmektedir,yaşanacak olanlar. Ancak kahramanımız odasının duvarındaki tablolardan, evdeki mefruşata; oradan diğer ev eşyalarına belleğinin biriktirdikleri arasında gidip gelerek cezayı bir seyahate dönüştürür. Fransız yazar Xavier De Maistre’nin  1790’da yazdığı “Odamda Seyahat“ adlı roman bir açıdan, zaman içinde yaşanılan andan geriye sarmanın insana sağladığı seçicilik, farkındalık kazanımlarını işaret eder. Eşyaya sinen insan da canlanmayı bekler, sabırla. “UNUTMAK, HATIRLAMANIN VARLIK NEDENİ’dir . Örneğimize dönersek, Maistre yazdığı romanı yeterli görmemiş ki daha sonra “Odamda Gece Seferleri“ adıyla romanın devamını yazmıştır. 

Konuyu çok zorlamazsa, sonradan varlık edinen kimi insanların kendilerine  yeni bir geçmiş inşa etmek için, antika eşyalar satın alarak,  yeni kuşakları için anı oluşturduğunu söylemeliyiz. Kapalı Çarşılardaki eşyalar zamanın izleriyle doludur. Dükkana veren için vaz  geçilen geçmiş zaman işaretleri, alanlar için geleceğin ilk yapı taşlarıdır.

Dolaşmak iyidir. İster uzamda olsun, isterse mekanda. 

 

*1  Olvido,  Latince’dir. Anlamı, “ Unutuş “ ‘tur.  Ahmet Muhip Dranas’ın  bu adla güzel bir şiiri vardır.

*2   Zihin Kuşları, Leyla Erbil, İş Bankası Kültür Yayınları ,Roman

*3  Mahalle Kahvesi ,  ( Plajdaki Ayna hikayesi )Sait Faik Abasıyanık, İş Bankası Kültür Yayınları

 

Bu makale 170 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz