PARA İÇİN BUNLARA DEĞER Mİ?..

Attık mı mangalda kül bırakmıyoruz da, boşa mı atıyoruz, yoksa doluya mı belli değil…

“İtibar” deyip saraylar yaptırıyoruz. Neredeyse uzaylılarla bile savaşabilecek yetenekte İHAlar, SİHAlar yapıyoruz. Kasım kasım kasılıp “dünya bizi kıskanıyor” diye öğünüyoruz.

Düşünüyorum da, sanki bazı konularda koca koca denizleri geçip küçücük derelerde boğuluyoruz gibi bir duyguya kapılıyorum.

Sökümünü hiçbir ülkenin kabul etmediği, hurdaya çıkarılan Brezilya uçak gemisini sökme işini biz kabul etmişiz. Gemide başta asbest olmak üzere, hem çevreye, hem de doğrudan çalışacak olan işçilere sağlık sorunları yaratabilecek maddelerin bulunduğu bu gemi söküm işini bizden ve de Hindistan’dan başka hiçbir ülke kabul etmiyormuş. Bu gemi İzmir Aliağa’ya getirilip orada sökülecekmiş.

İçime sinmiyor. Para için kimselerin üstlenmediği pis işlere talip olmak pek de gurur verici ve de dünyanın kıskanacağı durumlar değil.

***

Efendim, yıllar önce kendi aracımla Türkiye’den Almanya’ya giderken Kapıkule sınırında Bulgar görevlilerle yaşadığım bazı olaylar aklıma geldi. Gitmeden önce mevsim sebzelerinden biraz almış ve bagaja koymuştum. Sepetin en üstüne de iri domatesler yerleştirmiştim. İri yarı bir Bulgar gümrükçü aracımı aramak istedi. Yaz akşamında üzerinde ancak kışın giyilecek kalın ve büyük bir palto vardı. Bagaj kapağını açar açmaz domatesleri gördü ve yüzüme baktı. Sonra iki eliyle birer tane alıp paltosunun kocaman ceplerine soktu ve bagajı kapatarak “bu araç tamamdır” dedi. Yani iki domatesi rüşvet olarak aldı.

Pasaport kontrol noktasına geldik. Pasaportları uzattım. Görevli arka koltuğu işaret ederek bir şeyler söyledi. Baktım orada plastik bir poşet içinde birkaç karton sigara vardı. Türkiye tarafındaki gümrüksüz mağazadan satın almıştım. “Sigara mı istiyorsun” diye sordum. Aksi bir sesle cevap verdi.

“Yok be! Ben sigara içmem. Torbasını ver…”

Şaşkınlık içinde sigaraları koltuğa boşaltıp torbayı görevliye uzattım ve pasaportlarımızı geri aldım. Pasaport kontrolü de böyle tamamlanmış oldu. Burada da, şu anda marketlerde 25 kuruşa sattıkları poşetin bir benzerini rüşvet olarak vermiş olduk.

***

Sevgili okuyucu, bu olayları neden hatırladım?

Bulgarlar akın akın Edirne’ye gelip alışveriş yapıyorlarmış. Bizim Türklerin gramla aldıklarını onlar kilolarla alıp götürüyorlarmış. Zamanında bir domatese ve boş poşete bile özenen insanların bizim ülkemizde böyle ağalık yapmaları elbette canımı acıttı ve kıskançlık duygularımı kabarttı. Tam da “neredeeen nereye” diye düşünürken bir televizyon haberi içimi daha da kararttı. Bulgarlar Türkiye’ye daha rahat gelsinler ve döviz bıraksınlar diye vizeyi de kaldırmışız, pasaportu da… Sadece kimlik gösterip ülkemize girebiliyorlar.

Ülkemiz sınırları yolgeçen hanı oldu, biz hala itibardan söz ediyoruz.

Biz Bulgaristan’a, pasaportsuz ve hatta vizesiz girebiliyor muyuz? Onların bize tanımadığı bu hakkı biz onlara niye tanıyoruz ki?

Üç kuruş için buna değer mi? Dünya bizi hala kıskanıyor mu bilmem ama, ben Bulgarlara tanınan bu imtiyazı kıskandım.

Biz böyle para düşkünü bir millet değildik. Ne ara böyle olduk?..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Sarayköylü - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Söke Ekspres Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Söke Ekspres Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Söke Ekspres Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Söke Ekspres Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.