KENTTE YAŞAMA KÜLTÜRÜ

Söke gibi köy/kent karışımı bir şehirde yaşamak kolay değil.

Dikey mimariyle birlikte; tek katlı, bahçeli evlerden, çok katlı binalara taşınan insanların onlarca yıldır bitmeyen bir adaptasyon sorunu var Söke’de.

Her kentte olduğu gibi Söke’de de sanki “Kent Kültürü”ne isyan olarak doğmuş bazı insanlar var.

Herkes yaşadığı apartmanda, sitede, çarşıda, pazarda, işyerinde, ofisinde bu profile sahip insanlardan şikayetçi.

Bencil, diğer insanların haklarına saygı göstermeyen, örneğin; evde kapısının önünü ayakkabıyla, türlü çeşit eşyayla dolduran, insanların iniş çıkışlarını zorlaştıran, apartman giriş kapısını çarpan, açık bırakan, çöpünün kirli suyunu merdivenlerden akıtarak götüren, ağzı açık, dibi delik çöpünü asansörle alt kata gönderen, aidatını, yakacak ücretini aksatan, kendi sorunu olduğunda avaz avaz bağırıp, apartmanın ortak sorunlarında ortadan kaybolan tipler ilk örneğimiz.

Her yerde karşılaştığımız bu insanların sayıları hiç azımsanmayacak boyutlarda.

Bu tür insanları sokağa çıktığınız andan itibaren, çarşıda, pazarda, sokakta görmeye devam ediyoruz.

Banka kuyruğunda bekleyenlerin önüne geçenler de onlar, lokma, tavuk-pilav kuyruğuna dalıp, elindeki poşetle, on kişinin hakkını alıp giden de.

Arabasını istediği yere park edebileceğini savunanlar da onlar, yüksek sesle müzik dinleyebileceğini iddia eden de.

Yağmurlu havada şehir içinde 70-80 km hızla gidenler, insanları, işyerlerini sırılsıklam ıslatanlar da.

İşyerlerinin önüne çöpünü atanlar da.

Çöp bidonu boş olmasına rağmen, çöpünü yere atanlar da.

Maskesini caddeye, sokağa atıp, gülüp geçenler de.

Sokağa tüküren, burnunu sildiği kağıt mendili caddeye atanlar da.

İşyerlerinin, evlerinin önüne, özel reklam dubaları yaptırıp, “bu işyerinin önü benim” diyenler de.

Kamuya ait kaldırımları, türlü çeşit eşya, duba, dolap, masa, sandalye ve binbir türlü şeyle dolduranlar da.

Biz sıklıkla belediyeleri ve kamu hizmetlerinde meydana gelen eksiklikleri, aksaklıkları eleştiriyoruz ama bir yere kadar.

Her şey yönetenin suçu, eksiği, hatası değil.

Dönüp bir de aynaya bakmakta fayda var.

Kentte yaşama bilinci biz de var mı? Diye sormak lazım.

Elektrik direkleri, panoları, standart dışı levhalar hariç, kaldırımları işgal eden kim?

Engelli Park alanlarına polis ekip otosu mu park ediyor?

Belediye hizmet aracı mı?

Yoksa herhangi bir kamu aracı mı?

Tabi ki biz park ediyoruz.

Hiçbir kural tanımıyoruz.

Klimalarımızın su atıklarını vatandaşın üzerine gün boyu boca ediyoruz.

Caddeye, sokağa bakan evden aşağıya halıyı, sofra bezini biz silkeliyoruz.

İşyerimizin, evimizin kamuya ait olmasına rağmen, önünü sahipleniyor, geleni gideni uzaklaştırıyoruz.

Birbirimize zerre kadar saygı duymuyor, kıyıda köşede akşama kadar dedikodu yapıyoruz.

Sorunlarımızı kendimiz büyütüyor, çözüme katkı için parmağımızı dahi oynatmıyoruz.

En basitinden dilekçe hakkımızı dahi kullanmıyoruz.

Birileri üzerinden problem çözmeye çalışıyoruz.

İstediğimiz gibi balkon kapatıyor, istediğimiz gibi kolon, kiriş kesiyoruz.

Menfaatimize uygunsa “alkışlıyoruz”, değilse “homurdanıyoruz”.

Oysa kentlilik, kentte yaşama kültürü “disiplin” demektir.

Sonsuz özgürlük diye bir kavram yoktur.

“Sonsuz özgürlük” bizim kendi menfaatlerimiz için uydurduğumuz bir kavramdır.

Bir kentte yaşamanın olmazsa olmaz kuralları vardır.

Evimizden başlayıp, işyerimize kadar uymamız gereken kesin kurallar vardır.

Ve bu kurallar kişiye göre değişmez, eğilip bükülmez.

Ne evimizin önü bizimdir,

Ne işyerimizin önü.

Ne kocaman kocaman dubalar yaptırma hakkımız var.

Ne de gelip bir evin, işyerinin önünü saatlerce işgal etme hakkımız.

Eğer acil ihtiyacın varsa, gelir park eder, en kısa sürede aracını alırsın.

Kocaman kamyoneti gelip esnafın işyerinin, adamın evinin önüne gün boyu bırakmazsın, bırakamazsın.

Esnaf da kapısının önünde oturup, çay kahve eşliğinden sohbet etmez. İşyerinin içinde, tezgahının arkasında müşterisini bekler.

İsterseniz kızlarınıza, eşinize, etraftaki kadınlara bir sorun.

Size; kaldırıma sandalye atıp oturanlardan nasıl rahatsız olduklarını anlatsınlar.

“Esnaf” olmak kimseye bu hakkı vermez.

Esnaf kapının önünde değil, işyerinin içinde, tezgahının arkasında esnaftır.

Kendimize, mesleğimize saygı duyulmasını istiyorsak, önce saygı göstereceğiz.

“Ben” değil, “Biz” diyeceğiz.

Eski alışkanlıklarımızdan kurtulacağız.

“Ben” yaparım değil, “Ne yapmalıyız?” diye soracağız.

Sözün özü: Biz apartmanda, okulda, işyerinde “Kentli” olmanın gereklerini yerine getireceğiz. Sonra diğer eksikliklerin tamamlanmasını talep edeceğiz.

Kentte yaşamak bir kültürdür ve istenirse öğrenilebilir, uygulanabilir.

Yeter ki bir arada yaşamak, birlikte sorunlarımızı çözmek isteyelim.

Yoksa “bahane üretmek” dünyanın en kolay işidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Özgezici - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Söke Ekspres Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Söke Ekspres Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Söke Ekspres Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Söke Ekspres Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.