MAKARNADAN SİYASET

Aslında bir din görevlisi hakkında yazı yazmak, özellikle de eleştirel ifadeler kullanmak çok da sevdiğim bir iş değil. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığına kadar gelmiş bir din adamının adeta kendini bir şeyhülislam olarak görüp fetvalar vermesi de kabul edilebilir bir durum değil.

Dünkü yazımda Başkan Ali Erbaş’ın hayat pahalılığıyla ve zamlarla ilgili ifadelerini yadırgadığımı, özellikle de fakirlerin peygamberimize komşu olacağını müjdelerken kendilerinin zenginleşmede ve zengin yaşamı sürmede bir beis görmediğini ifade etmiştim. Ali Bey bu işi sevdi. Yani şimdi bu işleri başkası yapsa iktidar kanadından hemen eleştiri gelirdi.

“Bu kadar meraklıysa devlet görevinden ayrılıp siyasete atılsın. Yoksa böyle siyasi demeçler vermesin…”

Ama devlet görevlisinin demeçleri ülkeyi yöneten iktidar mensuplarının lehine söylemler olunca sıkıntı olmuyor. İktidara övgü serbest…

***

Sayın Erbaş bu sefer de Peygamber Efendimizin beslenme rejimiyle ilgili bazı ifadeler kullanmış ki, buna neden gerek gördü, anlamak mümkün değil. Kim olurlarsa olsunlar, maksat fakirliği ve de fakir yaşamı sevimli göstermekse bunun için işin içine Allah’ı, Peygamber’i, mübarek dinimizi koymadan çıkıp konuşmalıdırlar. Şimdi şu sözlerin tutulur bir yeri var mıdır ki?..

“Peygamberimiz yemeği sulu yaptırır, yanında ekmeği bol tutardı. Günde bir öğün makarna… Eti de Kurbandan Kurbana yerdi.”

Aslında bu öğreti çok da yadırganacak bir laf değil. Peygamberimizin bir lokma, bir hırka düşüncesini hayata geçiren bir yaşam tarzı olduğunu elbette biliyoruz. Yani ne söylüyorsa onu yaşayıp ümmetine örnek oluyordu. Bir taraftan lüks araçlar kullanıp zengin sofralarda beslenerek fakirliği öven din adamları aslında keşke peygamberimizi örnek alabilselerdi.

Ne yazık ki övgülerinde bile abartı ve bunun sonucunda yalanlar oluyor. Başkan da övgüde abartıya kaçmış. Aslında dar gelirli yurttaşlarımıza masum bazı tavsiyelerde bulunmak için illa ki kantarın topuzunu kaçırmak, işi abartıp yalanla karıştırmak gerekmez, öyle değil mi? Bakın, yukarıdaki ifadeleri okuyan bir çok bilmiş de hemen yanlışa dikkat çekmiş.

“Makarnanın tarihi 1154 yılında Sicilya’da başladı. Halbuki Peygamber Efendimiz 632 yılında vefat etti…”

Buyrun, şimdi ne yapacağız? Koskoca Diyanet İşleri Başkanına yalancı diyemeyeceğimize göre makarnayı daha önce Arap coğrafyasında icat etmenin bir yolunu arayıp bulmamız gerekecek. Yani Hocam, sen de yemeğin suyunu, ekmeğin bol yenmesi gerektiğini söyledin de, işin içine makarnayı da karıştırman şart mıydı?

Yani şu sıralar makarna da ucuz olsa iyi ya…

Yapacak bir şey yok. Kaderde olan illa ki başa gelirmiş. Ne yapalım, bizim kaderde de bu varmış. Yalnız, şu kadarını söyleyeyim ki, bir zamanlar görev yaptığım köyde genç bir imam kardeşimiz vardı; onun anlatılarını Ali Erbaş Hocamızın anlatılarından daha büyük ilgiyle dinler ve istifade ederdim. Buradan Ali Osman Hocamıza selam olsun. Allah uzun ömürler versin.

Tam da bu yazıyı tamamlamıştım ki, sosyal medyada bir paylaşım gördüm ve onu da eklemeye karar verdim. Paylaşım İmam-ı Azam’dan:

“Sultanın sofrasına oturan alimin fetvasına itibar edilmez…”

Uydu mu, uymadı mı, bilmiyorum ama, uysa da, uymasa da…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Sarayköylü - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Söke Ekspres Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Söke Ekspres Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Söke Ekspres Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Söke Ekspres Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.