Hastane Muhabbetleri

Aslında hastanelerimiz için olumsuz düşünceler ifade etmek istemiyorum. Sonuçta şifa dağıtan, ya da öyle olması  gereken yerlerdir. Halk arasında söylenir ya; “Allah eksikliğini de göstermesin, muhtaç da etmesin” diye, işte bizim yaşadıklarımız da o hesap. Bir haftadır iyiyle kötüyü, güzelle çirkini, doğruyla yanlışı bir arada yaşadık.

Efendim,  eşim ev içinde küçük bir kaza geçirdi. Düşüp ayağını incitti. Günlerden cumartesi olduğundan doğal olarak hastanenin acil servisine gittik. Orada güzele şahit olduk. Bize karşı çok nazik davrandılar. Röntgen çekildi. Genç bir doktor hanım topukta kırık olabileceğini,  pazartesi ya da Salı günü  bir ortopedi uzmanına görünmemizi söyledi. Ayak da alçıya alındı.

Pazartesi için randevu alamayınca tavsiye edileni yapıp  sabah saat 7.30’da hastaneye gittik ki sıra alalım diye. Bir tekerlekli sandalye bulup eşimi oturttuktan sonra sıra için kuyruğa girdim. Mübalağa etmiyorum, sanki Söke’nin yarısı orada kuyruktaydı. Yüzlerce insan, o uzun koridorda nerdeyse çift sıra halinde kayıt için sıranın gelmesini bekliyorlardı. 65 yaş üstü  sıra da  çok kalabalıktı. Sonunda sırayı aldık. Poliklinik saat 09.00’da başlayacakmış. Sıra olduğumuz doktorun kapısı önünde beklemeye geçtik.

*

Sevgili okuyucu, ben emekli öğretmenim. Sağsa Allah uzun ömürler versin, eğer öldüyse de Allah rahmet eylesin, bir meslek dersleri öğretmenimizin çok sık tekrarladığı bir öğretisi vardı.

“Sınıfa girerken ne olursa olsun, yüzünüz gülerek girin. Öğrenciler öğretmenlerinin yüzüne bakarlar,  eğer öfkeli ya da üzgün bir ifadeyle girerseniz o dersten verim alamazsınız. Sıkıntılarınız bile olsa, o sıkıntıları sınıf kapısının dışında bırakın. Ancak böyle iyi birer öğretmen olabilirsiniz.”

İşte bu yüzden öğretmenlik sevgi mesleğidir diyoruz.

Bana göre hekimlik de sevgi mesleğidir. Onların sıkıntıları ve üzüntüleri olduğunu elbette biliyorum. Ama bu durum kendilerinden şifa bekleyen hastalarını incitip üzmeleri için bir sebep  değil.

Bakınız, saat tam dokuzda Doktor Bey geldi. Selamsız sabahsız insanların arasından adeta bir hışım gibi geçip içeri girdi ve kapıyı da şiddetle çarparak adeta “sizin burada ne işiniz var” demeye getirdi.

Sonra hastaları içeri almaya başladılar. Biz çok beklemedik. İçeri girip derdimizi anlattığımızda .

Doktor Bey yüzümüze bile bakmadı. Zaten araya aynen polisiye olaylarda çekilen plastik bantlar gibi  bir kuşak çekilmişti. Bizim başka bir doktora görünmemiz gerektiğini söyledi. Çünkü “icapçı doktorumuz” başkasıymış. Ben bu işten bir şey anlamadım ama yapacak bir şey de yoktu. Son bir ümitle sordum.

“Hocam, bize acil servisten bugün için bir ortopedi uzmanına görünmemiz söylendi. İsim verilmedi. Zaten ilk geldiğimiz hekim de sizsiniz…”

Doktor kestirip attı.

“Hayır, siz Veli beye gideceksiniz.”

Yapacak  bir eşy yoktu.  Boynumuzu büküp çıktık. O sıralarda beklemeler falan boşa gitmişti. Gitmemiz gereken Veli  Baya randevu almak için çaba gösterirken ancak üç gün sonrası mümkün olmuştu da, bir dostumuz araya girip o randevuyu Çarşamba sabahına alıvermişti. Veli  Bey daha önceki hekimin moral bozan etkisini  biraz olsun hafifletmişti. En azından hastayla arasına öyle kuşaklar falan çekmemişti. Derdimizi anlattık. Tomografi istedi ama Hastanenin tomografi cihazı bozukmuş.

Bizim için yeni bir çile başlamıştı. Yarın bu muhabbete devam edeceğim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Sarayköylü - Mesaj Gönder

# Söke

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Söke Ekspres Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Söke Ekspres Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Söke Ekspres Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Söke Ekspres Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.