Sığla Ağacı

Günümüzde kozmetik, parfümeri ve ilaç sanayi lokomotif güçlerden.

Dünyada trilyon dolar seviyelerinde gelirler edilen bu sektörlerden pay almak aslında hiç de zor değil.

Ege’de ve Aydın’da yetişen bir ağaç türü konumuz. Adı Sığla Ağacı.

Sığla Ağacı 2001 yılında Avrupa Orman genetik kaynakları proğramınca “Değerli Yapraklılar” kategorisine alınmış, botanik kataloglarında yer alan çok önemli bir ağaç. Bu ağaç endemik kategorisinde ve korunması için çaba gösteriliyor.

65 milyon yıldır, yalnızca ülkemizde yetişen Sığla Ağacı, Beyobası sınırları içerisinde 187 hektar, Köyceğiz sınırları içerisinde de 191,4 hektar orman oluşturur. Bu endemik ağaçlardan üretim, Orman İşletme Müdürlüğü kontrolü altında, üretim, koruma ve kullanma dengesi gözetilerek gerçekleştiriliyor.

Aydın da bu ağacın yetiştiği ender bölgelerden. Fakat orman vasfında değil, küçük alanlarda yer alıyor.

Türkiye dışında sadece az miktarda Rodos Adası’nda yetişen bu endemik ağaçtan, gövdesine açılan kontrollü kesiklerden sızan sığla yağının toplanmasıyla faydalanıyor. Yağ üretimi sırasında elde edilen günlük kabuğu da, köz üzerine atılarak, buhur olarak mevlid ve ibadethanelerde kullanılıyor.

Sığla yağının eski Mısır’da firavunların mumyalanması için kullanıldığı da biliyor.

300 yıl yaşayabilen ve ortalama 15-20 metre uzunluğundaki bu ağaç, uygun koşullarda 35-40 metreye ulaşabiliyor.

Kış aylarında yapraklarını döken ağacın, ekonomik değeri oldukça yüksek olan sığla yağı, aslında ağacın kendisini onarmak için oluşturduğu bir tür reçine.

Sığla yağı (Styrax liquidus) ağacın gövdesine, tekniğe uygun yaralar açılarak elde ediliyor. Elde edilen balzam kaynatılıp, preslenerek kahverengi renkte, neredeyse bal kıvamında, donuk mat ve yapışkan, kendine özgü aromatik bir tada sahip ürüne dönüşüyor.

Bitkisel tedavi, alternatif tıp, ülser, gastrit, mide bağırsak rahatsızlıkları, reflü, üst solunum yolu hastalıkları, insan ve diğer canlılardaki cilt hastalıklarında, yara, kesi ve yanıklarda kullanılıyor.

Bunun yanı sıra ilaç ve kozmetik sanayinde sığla yağından 50 ton parfüm elde edililiyor.

Ağacın kabuğundan, yağına, peyzaja kadar pek çok alanda yüksek pazar payı mevcut.

Sabun yapımında da ağacın oldukça önemli bir yeri var.

Sıla yağı üretimi, Mart ayı sonuna doğru kabuk sıyırma işi ile başlayor. Ağaçta 50-70 cm yüksekliğinde, 10 cm genişliğinde dış kabuk kısımları yontuluyor, bu işleme verilen isim de “Kızartma, kızıllatma”. Bu işlem sonrası bir ay bekleniyor ve nisan ayı sonu ve mayıs ayı başlarında kızıllatma yapılan tabak boyunca 4-5 cm genişliğinde, 3-4 mm derinliğinde damar açılıyor. Bu işleme de “göz çekme” adı veriliyor. Damar açıldıktan 1-2 hafta sonra yara sathında oluşan ve “sur” (siyahımsı renkte bir tabaka) adı verilen yara sathı kaşıkla sıyrılarak alınıyor.  Sur alma işlemi haziran ayının ilk haftasında tamamlanıyor. Üretim, sur alma işleminden 15-20 gün sonra damarların yağ dolmasıyla başlamış oluyor. Damarda biriken yağ ve kabuk yongaları, damar boyutları değiştirilmeden, kaşık denilen aletle sıyrılarak alınıyor. “Sur arkası” adlı bu işlem temmuz ayı başında bitiriliyor. Her 15 günde bir kaşıkla yara üzerinde biriken sığla yağı sıyrılıyor ve “margun” adı verilen kıl torbalara konuluyor. “Sefer” adı verilen bu işlem ekim ayı başına kadar sürüyor.

Ekim ayı sonu ile kasım ayı ortalarına kadar damarlarda toplanan ve ağacın dip kısımlarına akan, kabuk aralarına sızan “karakap” denen düşük kaliteli yağ da ayrıca toplanır ve diğer kaliteli yağ ile karıştırılmaz.

Kıl torbalarda toplanan yonga ve yağ karışımı, 2-3 dakika kadar kaynatılır, daha sonra prese taşınır. Presleme sonrası, bir miktar su ve yağ karışımı bir oluk vasıtasıyla girişinde süzgeç bulunan beton havuzlara alınır. Burada yağın üzerinde bulunan su dışarıya alınır. Geriye kalan ürün tenekelere doldurulup muhafaza altına alınır. Pres artığı olarak açığa çıkan buhur ise kurutulduktan sonra ayrıca pazarlanmak üzere depolanır.

Sığla yağı üretimi günümüzde oldukça sınırlı. 2011 yılı itibariyle üretim yok. En son 2009 yılında sığla yağı üretimi yapılmış.

Nesli tehlike altında kategorisinde sınıflandırılan bu ağacın ekonomiye yeniden kazandırılması halinde, Söke’ye yeni iş imkanları ve iş kollarını sağlaması mümkün.

Bir yandan yok olma tehlikesi olan bir ağaç türünü koruyup, diğer yandan yüksek ekonomik getirisiyle, birden çok alanda talep görmesiyle, elde edilecek kabuk ve yağın, hem hammadde, hem de işlenerek yüksek katma değer oluşturması pekala mümkün.

Doğayı koruyup, ondan yüksek gelir elde ederek, Söke’nin sanayileşme ve tarımdan elde ettiği gelirlere yeni bir soluk getirmek mantıklı bir seçenek.

Bu tarz, geleceği kurtarma amaçlı yatırımlar, belediyelerin farklı kuruluşları aracılığıyla yapılabilir ve ileriye dönük ağaç dikimleri yapılıp, önümüzdeki on yıllar bugünden planlanabilir, üretim altyapısı oluşturulabilir.

Unutmamak gerekir ki, “zaman kavramı” biz insanlar için farklı, kurum ve kuruluşlar için farklı işler.

O nedenle, geleceğinin Sökesi için tohumlar bugün ekilmeye başlanmalıdır.

Bu Sığla Ağacıyla da olur, başka aromatik ürünlerle de.

Fakat hiç bir şey üretmeden, hayata geçirmeden, planlama yapmadan hiçbir şey hasat edilemez.

Bir başka örnek; Lavanta.

Aromatik bitkiler başta olmak üzere, pek çok bitki türünün bölgemiz ekonomisine kazandırılması gerekiyor. Bu bitkilerin, ağaçların, kökü, gövdesi, kabuğu, yağı, balı, ilaç, kozmetik ve diğer sektörlere pazarlanabiliyor.

Söke’nin, biran önce üzerindeki ölü toprağını atıp, geleceğin tohumlarını şimdiden dikme vakti geldi de geçiyor.

Çok uzun yıllardır, kısır çekişmeler, kişisel beklentiler ve koltuk kavgaları Söke’linin geleceğinin önüne geçti, geçmeye devam ediyor.

Sökelinin Söke’den başka gidecek yeri yok.

Ve Sökelilerin bu topraklardan, bu şehirden yüzlerce yıldır alacağı var.

Şehrin de, hakettiği oranda büyümeye, gelişmeye, katma değerini artırmaya, “Tarım”, “Sanayi”, “Turizm” ve “Teknoloji”yi aynı potada eritmeye, üretim ve gelir çıtasını en yüksek hedefe koymaya ihtiyacı var.

Söke, ağır aksak, belirsiz ölçekli büyümelerle bir yere varamaz. Birden çok, gelişim ve büyüme hedefi olmayan şehirler, bir süre sonra, etrafındaki şehirlerin gölgesinde ve gerisinde kalır, hem siyasi, hem ekonomik gücünü kaybeder.

Oysa Söke’nin dağından, ovasına, sanayisinden, turizmine kadar elinde pek çok değerli kozu var. Bir gün  “Vizyon” için de çaba gösterdiğinde, akıntıya kapılıp gitmek yerine, elbet kendi rotasını kendisi bulacaktır.

Kaynak : Kültür ve Turizm Bakanlığı, Somut Olmayan Kültürel Miras Sığla Yağı ve Günlük Kabuğu

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Özgezici - Mesaj Gönder

# Söke

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Söke Ekspres Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Söke Ekspres Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Söke Ekspres Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Söke Ekspres Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Ahmet Said Nursoy - Sesli olarak dinleyemiyorum. Lütfen sisteminizi çalıştırın.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 29 Ocak 19:26