Neden Böyle Oldu? (1)

Sühey’la ile Mustafa İzmit’te buluşmuşlardı iki sevgili, aralarındaki sevginin ömür boyu birbirlerine sadık kalacaklarına yemin etmişlerdi, birbirlerine sevgisiz kalamıyacaklarını kanıtlamıştı. Sadece Mustafa’nın büyük ablasıyla beraber İstanbul’a gidip kızı istemeye kalmıştı. İzmit’te saat 17.00 ye kadar el ele gezdiler, ikisinin de gözlerinin içi gülüyordu, bir simiti bile paylaştılar, anyana dakikalarca oturup geleceklerinden konuştular, ayrılık vakti gelince kızın ailesine pişmaniye aldılar, otogara geldiler. Kıza istanbul’a, oğlana Söke’ye gitmeleri için biletlerini aldılar. Kız otobüse bindi ve sevinç içerisinde birbirlerine öpücük atarak otobüs perondan ayrıldı. Oğlan akşam Söke’ye giden otobüse bindi. Ertesi günün sabahı çalıştığı iş yerine gitti, o günkü görevini tamamlayıp, akşam evine yaklaştığı sırada büyük ablasının köşede kedisini beklediğini gördü.

Ablası(Hatice): “Mustafa, bizim mahallede oturan Mehmet’in kızını annesiden (Gülseren) istedim. Kızı (Ayşegül)ü verecekler, kız seninle görüşmek istiyor.“

Mustafa:”Abla, İstanbul’lu kız arkadaşımla buluştuk, konuştuk, anlaştık; kızı istemeye seninle gideceğiz, bizi bekliyorlar.”

Hatice:” Ben İstanbul’a gitmem. Evlenmek istiyorsan, kız seni bekliyor. İyi düşün, ya İstanbul’lu kız, ya da Mehmet’in kızı.” Dedi ve kızgınlıkla çekti gittti. Mustafa’nın morali bozuldu. Hırsından ağlamaya başladı. Babası ve annesi ölmüştü. Üç ablasından başka kimsesi yoktu. Çaresizdi. Elinden tutan başka kimsesi yoktu. Tek başına gitmeye kalksa; İstanbul’a hayatında hiç gitmemişti. Ablasıyla beraber gitseydi birbirlerinden destek alırlardı.

Süheyla:” Sen İstanbul’a gel, garajda in, babamla seni alacağız,” demişti. İş yerinden izinde vermediler, işlerin fazlalığını öne sürdüler. Mustafa yine de korkmuştu. O gece yatağına uzandı; Süheyla’nın yüzü, masmavi gözleri, sanki karşısındaydı. Onunla konuşuyordu adeta. Cadı ablasının inadı tuttu yine, seni bana çok gördüler. Aslında senin yumuşak sesinle Mustafa’m, canım sevgilim deyişini duysalar o dakkika gider seni babandan isterdi.

     Öte yandan küçük ablası (Kerime), Kuşadası’ndan haber yollamış; Mustafa acilen gel, seninle evlenmek isteyen kız var. Seni görmek istiyor.” Bende haber yolladım;”Abla gelemem, büyük ablam, Söke’den kız bulmuş, bulduğu kız beni bekliyormuş,” diye haber yolladım. Karşılığında eğer gelmezsen, bir daha yanıma gelme, yüzümü kara çıkardığın için ablalık görevini yapmayacağım,”diye haber yollamış. Komşumuz nahide hanım öyle söyledi. Mustafa ilk hafta iki kızla görüşmeye gitmedi. Büyük ablası hafta sonunda evde dinlenirken çıka geldi oğlanın yanına.

Hatice:” Kız seni bekliyor. Görüşmeye gitmezsen; bir daha ne benimle konuşmaya gel, nede ablam var deme,” dedi söylene söylene gitti.

Mustafa ertesi gün, çalıştığı iş yerinden eve geldi. Yeni giysilerini giydi, büyük ablasıyla beraber kızın evine gittiler. Kızın ailesi ile tanıştılar sonra ablasıyla beraber kızın evinden ayrıldılar. Oğlanın ablasına “kızın beğenip beğenmediğini” haber vereceklermiş. Ertesi gün ablası köşe başında kardeşini bekliyordu.

Hatice ablası:” Kız seni beğenmiş, hafta sonu nişan yüzüğü takılacak. Bana bir miktar para ver, nişanlık için kıza bazı şeyler alacağız,” derken Mustafa derin üzüntüye kapıldı, sanki idama giden mahkûm gibiydi.

Mustafa:” Abla, kız beni beğenmiş olabilir ama ben beğenmedim. Bu kız benim gibi ayaklarından sakat, benim de ayaklarım sakat. İllaki sakat sakatla mı evlenmeli? Şimdi genciz, ileride yaşlanınca ne olacağımızı bilebilirmisin? İstanbul’daki kız arkadaşım sapasağlam, ben onunla evlenmek istiyorum, ben onu seviyorum.”  Oysa Mustafa’nın içi kan ağlıyordu. “Süheyla’m beni bekliyordur,“ diye üzülüyordu, çok çaresizdi; günlerce ağladı. Nişan olan oğlanın robotuydu sanki yüzük Süheyla’nın parmağına takılıyordu. Kendi kendime isyan ediyordu. Nişanlıklar alındı. Bir gün sonra akşam kızın evinin bahçesinde konuklar toplandı, saz çalan Hüseyin diye biri, türküler söyledi, konuklar oyunlar oynadı. Nişan olacak Ayşegül ile Mustafa yan yana oturdu, Ayşegül’ün sol yanına kız arkadaşları oturdu, o tarafa döndü onlarla sohbet etmeye başladı.

Sanki bu durum oğlanın çok umrumdaydı. Neyse yüzükler takıldı, beraber oynamadılar; ikisinin de ayakları sakattı. On üç gün nişanlı kaldılar, bu arada aralarında ne sevgi vardı, nede ilerisi için anlaşma olmadı. Ayşegül on ikinci gün Mustafa’nın evine geldi. Nişanlı kız her şeyi kendi kafasında kurgulamış, kendine göre ayarlamıştı;

Ayşegül:” Mustafa, iş çıkışı derenin karşı tarafından gel, yol kenarında seni bekleyeceğim, seninle önemli bir mesele konuşacağım,” diye söyledi.

Mustafa:” Tamam,” dedi. Evden hemen çıktı ve gitti Ayşegül.

Mustafa, o gün iş çıkışı yolun karşı tarafına geçti, kız bekliyordu.  Oğlan yanına gitti. Beraberce Nesibe ablanın evine gittiler. Akşam yemeğini beraberce yemek yediler. Yemekten sonra düşüncelerini söylemeye başladı; Ayşegül:” Mustafa, ben düşündüm taşındım, sen yarın beni kaçır,” dedi ve sustu.

Bölüm-1

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yaşar ÖRKELİ - Mesaj Gönder

# Söke

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Söke Ekspres Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Söke Ekspres Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Söke Ekspres Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Söke Ekspres Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.