Yağmur Neden Yağmıyor?

Dünkü yazımda geçmişten de örnekler vererek  doğanın dengesiyle fazla oynadığımızdan ve özellikle de bir tarafı yaparken neleri yıkıp yok ettiğimize hiç bakmayışımızdan söz etmiştim. Bu sene hepimizi bir kuraklık endişesi sardı. Son yağmurlar da ne yazık ki bu endişeleri dağıtacak miktarlara ulaşmaktan çok uzaktı.  Peki, yağmur niye yağmıyor?

Yine çocukluğuma gideceğim. Eskiden Söke’de yağmurlar aylarca sürerdi. Bakınız, Sonbaharda başlayan yağmurlar neredeyse yaza kadar yağmayı sürdürürdü. Azalır, çoğalır ama yağmaya devam ederdi. Sokağa çıkamayıp  evde hapis kaldığımız için çocuk yüreğimle çok isyan ederdim. Ogün yağan yağmurlar bugün yağmıyor.

Bize okullarda öğretirlerdi; ormanların önemini, ağaçların hem havayı temizleyip oksijen ürettiğini, hem de nemi tutup yağmur yağmasını sağladığını, bu nedenle de ağaçların korunması gerektiğini anlatırlardı. Hatta “yaş  kesen baş keser” gibi atasözleri bile vardı. Yani eskiler bu sözleriyle ağaç kesmeyi adeta insan öldürmekle bir tutmuşlar. Bu nedenle de yağmur da yağarmış, bereket de olurmuş.

***

Efendim, içim sızlayarak bazı örnekler vermek istiyorum. Söke’ye karşıdan bakan ve antik çağlardaki adı Latmos olan Beşparmak Dağları aslında yeşilin başkenti diyebileceğimiz bir ağaç ve bitki zenginliğine sahipti. O dağları mahvettik.  Maden şirketlerine peşkeş çekerek adeta doğa katliamına çanak tuttuk. Yani çıkan maden de altın, gümüş gibi kıymetli taşlar olsa, ülke ekonomisine gerçekten de vazgeçilemeyecek katkılar verse bir nebze olsun anlayacağım. Maden diye çıkardıkları da  kaya parçaları, taşlar.

Bu madenleri çıkarmak için  o muhteşem dağları işgal  eden maden şirketleri  büyük bir ağaç katliamı gerçekleştirdiler.  Sevgili okuyucu, o dağlardaki fıstık çamlarına bakmaya kıymazdınız.  Ne yazık ki hepsi de acımasızca yok edildi. Yapılan orman katliamı o kadar büyük ki, uzaydan bile görünüyor. Yeşilin ortasında adeta bir kanser uru gibi sürekli büyüyen bir kızıllık.

Latmos köylüleri hem madenlerde iş bulup çalışabildikleri için, hem de güçlerinin yetmeyeceğini düşündüklerinden bu katliama boyun bükmüşler. Sadece bir yiğit adam; öğrencim olduğu için gurur duyduğum Çavdar Köyü eski muhtarı İhsan Karagöz çekinmeden ortaya çıkıp madencilere tek  başına direniyor.

İhsan Karagöz sadece ağaç katliamına değil, başka tehlikelere de dikkat  çekiyor.  Şirketlerin maden atıklarını dağdaki derelere boşalttıklarını, bu derlerin dolmasıyla  bazı köylerimizin, özellikle de Kisir’in  tıpkı Karadeniz’deki Bozkurt gibi sular altında kalabileceğini ifade ediyor.

***

Sevgili okuyucu, dün de  ifade ettiğim gibi, biz bir tarafı yaparken başka tarafları yıkmakta hiç tereddüt etmiyoruz. Ne yazık ki devlet görevlilerimiz içinde de aynı anlayışta olanlar var.

Bakınız,  bu  türlü  yatırımlara başlamadan illa ki ÇED Raporu istenir. ÇED, yani Çevresel  Etki Değerlendirme Raporu.  Ne yazık ki bazı Vali Yardımcılarının “ÇED gerekli değildir” şeklinde rapor verip bu işletmelerin  önünü  açtığını görüyoruz. Binlerce ağacın kesildiği, iklimlerin değiştiği bir uygulamada ÇED neden gerekli olmasın kardeşler?

Bu anlattıklarım sadece Latmos için. Latmos elbette çevre sorunlarında başı çekiyor ama dert ne yazık ki  bir tane değil.

Yarın bu konuya devam edeceğim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Sarayköylü - Mesaj Gönder

# Söke

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Söke Ekspres Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Söke Ekspres Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Söke Ekspres Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Söke Ekspres Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.