Deprem Öldürmez Bina Öldürür

Deprem nedir? Bu soruya yanıt verebilmek için, önce Dünyamızın (Yerkürenin) oluşumuna birkez bakalım. Bilim adamlarının yaptıkları araştırmaları ve gözlemleri sonucu, şu kanaate varmışlardır. Dünyamız 4,6 milyar yıl önce Güneşten kopmuş ve Güneşin çekim alanında kalarak, uzay boşluğunda belli bir yörüngede dönerek soğumuş, dış kabuğu katılaşarak taşlaşmıştır. İç bünyesi maden eriği halinde bulunan ateş kütledir. Madenler çeşitli gazları oluşturur. Bu gazların birikimiyle de yüksek bir enerji kütlesi oluşur. Bu enerji kütlesi, yer kabuğunu büyük bir basınçla zorlamaya başlar. Yer kabuğunun dayanıksız zayıf bölgesini çatlatarak dışarı çıkar. İşte bu bölgede basıncın şiddetine göre bir titreşim ve sarsıntı olur. Bu titreşim ve sarsıntıya “DEPREM”denir. Dünyamız varoluşundan bu yana da çok depremler yaşamıştır.

Bu sarsıntılarla yerkabuğunda çeşitli kırılmalalar çeşitli yer değişiklikleri oluşmuştur. Bu oluşumlar sonucu nihayet dünyamız, bugünkü şeklini almıştır. Bu deprem oluşlarında, yeryüzündeki canlı varlıkar, özellikle de insanlar büyük zararlar ve kayıplar yaşamışlardır. “Deprem” denen bu sinsi felaket karşısında insanlar her zaman yenik düşmüşlerdir. Mal ve can kaybı yaşamışlardır. Ne yazıkki insanoğlu bilimde ve teknikte bu kadar ilerlemesine rağmen, henüz depremin nezaman, nerede ve hangi şiddette olcağını ölçen bir alet üretememiştir. Depremin her oluşumunda da barınakları (evleri) başına yıkılmıştır. Can kaybı yaşamışlardır. Depremden korunmanın tek çaresinin de depreme dayanıklı konutların (evlerin ve binaların) sağlam yapılması tek çıkar yoldur.

İçinde bulunduğumuz şu son yüzyılda dünyanın çeşitli coğrafyalarında deprem yaşandığı gibi, Anadolu’da da depremler yaşanmış ve yaşanıyor. Yurdumuzda yaşanan depremlerin oluşum sırasına göre bir listesini vereyim:

* 18 Mayıs 1929 Sivas depremi

26-27 Aralık 1939 Erzincan depreminde resmi kayıtlara göre 33 bin kişi ölmüştür. Ancak ölü sayısı 60 bini geçmiştir.

* 20 Aralık 1942 Niksar depremi

* 26 Kasım 1943 Lâdik ve Çorum depremi

* 1 Şubat 1944 Gerede depremi

* 31 Mayıs 1946 Varto depremi

* 17 Ağustos 1947 Karlıova depremi

* 13 Ağustos 1951 Çankırı depremi

* 18 Mart 1953 Gönen depremi

* 16 Temmuz 1955 Söke depremi

* 24-25 Nisan 1957 Fethiye depremi

* 6 Ekim 1964 Manyas depremi

* 28 Mayıs 1970 Gediz depremi

* 22Mayıs 1971 Bingöl depremi

* 6 Eylül 1975 Lice depremi

* 24 Kasım 1976 Çaldıran depremi

* 30 Ekim 1983 Kars ve Erzurum depremi

* 1 Ekim 1995 Dinar depremi

* 17 Ağustos 1999 Marmara- Gölcük depreminde resmi kayıtlara göre 18.373 kişi ölmüştür.

* 12 Kasım 1999 Düzce depremi

* 19 Mayıs 2011 Simav depremi

* 23 Ekim 2011 Pazar günü saat 13,41 de 7,2 şiddetinde  “Van-   Erciş” depremi.

* 30 Ekim 2020 günü Ege de Seferihisar merkezli İzmir Bayraklı bölgesinde yıkılan binalarda 117 can kaybı yaşanmıştır. Hükümet depremzedelere yardım kampanyası açtı. Belleğimde kaldığına göre 32 milyar lira toplanmış. Ancak bu paraların depremzedelere verilmediği basın tarafından açıklaması yapılmıştır. Şimdi gelelim asıl meseleye: 6 Şubat 2023 günü saat 04’ 17 geçe Kahraman Maraş Pazarcık ilçesi merkezli 7,7 şiddetinde bir deprem, 9 saat sonra Elbistan ilçesi 7,6 şiddetined ikinci bir deprem Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde 10 ilimizi vurdu. Depremle yıkılan binaların enkazları altından cep telefonlarıyla bulundukları yerleri bildiren bizi kurtarın diye inleyen ve imdat bekleyen canlar vardı. Bölgedeki gazetecilerin açıklamalarına göre, Hükümet tarafından düzensiz ve beceriksiz bir çalışma sergileniyordu. Yurt dışından gelen kurtarma ekipleri, sistemli bir çalışma göremedikleri ve kendilerine gerekli yardımın gösterilmemesi nedeniyle tekrar ülkelerine dönmüşler. Bugün depremin üzerinden 10 gün geçtiği halde kurtarma ekipleri hala canlı olarak depremzedelerini çıkarıyorlar. Bugün ihtibariyle can kaybımız 36 bin kişidir.  Yaralı sayısı ise 106 bindir. Deprem bölgesinde televizyonların açıkladığına göre 10 ilde 190 bin bina yıkılmıştır deniyor. Bugün Enkaza dönüşmüş binalar yanında, Ne gariptir ki; enkazların arasında sapasağlam ayakta duran binalar var görüntülerde. Bu manzara karşısında insan adeta şaşkınlıklar içerisinde kalıyor. Peki, bu işin içinde bir bit yeniği yokmu dur? Vardır tabi-i. Başlıkta “Deprem öldürmez, Bina öldürür” demiştik.

Dünyada ençok deprem olan Japonya’dır. Japonya’da 8, 8,5 şiddetinde depremler oluyor. Raflardan yemek tabakları dökülüyor. Hiçbir can kaybı olmuyor. Allah Japonları daha mı çok seviyorda, Biz Türrkleri Hiç mi sevmiyor? Bunu aklım ve mantığım kabul etmiyor. İşte burada acı bir gerçeğe değineceğim. Japonlar, aklını, bilimle birleştirerek depreme dayanıklı binalar yapıyorlar. Bir binanın yapımında kullanılacak demiri ve çimentoyu tekniğin gerektirdiği ölçüde kullanıyorlar. Yapılan binalar devlet tarafından denetleniyor. Hile yapan kişi zaten hatası tespit edilince harekiri yaparak kendi hayatına son verir. Japonlarda onurlu yaşama duygusu vardır.

Şimdi de kendimize baksalım. Müteahhit, bir binayı yaparken, 16 ‘lık demir terine 6’lık demir kullanırsa, metre küpüne 5 torba çimento gidecek yerde 1,5 torba çimento kullanırsa, zemin etüdü yaptırmazsa Binanın projesi 4 katlı iken, binayı 8 kat yaparsa, bir de Devlet tarafından korunursa işte o zaman tehlikenin zilleri çalar. Bir de inşaatı denetleyen mühendisin cebine mütahhit’in eli, mühendis’in cebine girerse, münendiste bu olumsuzluklara göz yumarsa, gelecekte olacak bir depremde insanlar enkaz altında kalarak can verirler. Bana göre bu felaketin oluş kaynağı parlamento’dur. Çünkü Devleti ve milleti yöneten Hükümet siyasi etkinliğiyle Parlamentodan çıkan kanunlar, çektiğin yere lastik gibi uzuyorsa,  ustura bıçağı gibi kesip atmıyorsa, birde bu olumsuzluklar Hükümet tarafından görülmüyorsa ozaman milletin başına gelen felaketi sen düşün… Devleti yöneten Hükümet yetkilileri, depreme Allahın verdiği bir felakettir derse, kaderdir, alınyazısıdır derse, bu ölümler depremin fıtratında vardır derse, vay o milletin haline…

Sevgili yurttaşlarım, bir yurttaş ve bir insan olarak düşüncem şudur: Her binanın yapımında görevli olan müteahhit ve denetleyen mühendis ölünceye kadar o binadan sorumlu olmalıdır. Devlette binanın zemin etüdünü denetlemelidir.

Allah, Japon insanının beynini etten yaptı da, Türk insanının beynini patatesten mi yaptı?  Allah Kur’an’da “ Aklınızı çalıştırın, aklın çalıştırmayanlar üzerine pisliği dökerim”der.(Yunus suresi 100’cü ayet)

Türk insanı ne zaman aklını kullanmayı öğrenecek? Gelecekte olacak depremlerde daha ne kadar can kaybedeceğiz? Aklını kullanmayı bilmezsen, daha çok felaketler yaşarsın.   Allah, birdaha böyle bir felaketi milletimize ve insanlığa yaşatmasın…

Emekli Öğretmen İsmail Vergili Kimdir?

15 Mart 1942 yılında Kayseri’nin Tomarza ilçesinde doğan İsmail Vergili’nin İlk makalesi, 2003 yılında İzmir’de İlk Kurşun Gazetesinde yayımlandı.  Şuanda basılı olan ‘Atatürk’e Şikayetim Var’ ve ‘Kendimi Arıyorum’ isimli iki tane kitabı bulunmaktadır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Vergili - Mesaj Gönder

# Söke

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Söke Ekspres Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Söke Ekspres Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Söke Ekspres Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Söke Ekspres Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.